1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. 1 Mayıs'lar da bizimdir ve "çöken sistem" dedikleri
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

1 Mayıs'lar da bizimdir ve "çöken sistem" dedikleri

A+A-

Yiyip içip,  gezip tozup,  gülüp eğleniyoruz gibi gözüküyoruz ama gerçekte hiddetle usancı oynuyoruz…

Zaten bilinendir:   Toplumlar  karamsarlıklarla umutsuzlukların tavan yaptığı olaylarla sarmalandıklarında tutun ki kendilerini yaşamın  tek tatlı yanı olan yeme içmeye,  hora tepip eğlencelere bırakırlar!  

Medyanın  manşetlerine vurduğunca öğrendik ki  geçen günün 1 Mayıs’ı   da öylesi yemeli içmeli  gösterilerde kutlanmış.  Mesela Halkın Sesi gazetesi manşetinde o kutlamaların şekline şemailine uygun özel tanımlamasını    “Mangal Bayramı”  olarak vurguladıydı..

Ve tabi sitemler,  kınamalar  da vardı.  “Biri yerken diğeri baktığı” için!  Ve de adına  “İşçi Bayramı” denmesine karşılık pek çok işçinin  tatil bile yapamadan çalıştırıldığı için! 

Ne var ki  1 Mayıs’a   sadece İşçinin Bayramı yahut tuzu kuru kamu görevlilerinin yiyip içmelerine fırsat veren tatil günü olarak bakmak da yanlış.  Çünkü 1 Mayıs ayni zamanda Bahar Bayramı.  Dileyen dilediğince yaşayacak günü.

ANCAK:  Artık tepkiler de  yoğunlaşıyor.  Çünkü yiyip içip eğlenebilen insanlara karşılık “işsiz ve  dar gelirli”  insanlar  da yoğalıp çoğalıyorlar.   Kısaca  “sınıfsallık”  çok daha keskin çizgileriyle çekiyor sınırlarını  

Bir yandan asgari ücrete talim eden insanlar,  öte yandan her ay küfe dolusu maaş alan insanlar! Bir yanda her yıl binlercesiyle üniversitelerden mezun olup düz işçiliğin bile   peşinde koşan gençler,  öte yandan  tatlı ve lüküs hayatları yaşayanlar!  Belki Tek Sosyal Güvenlik Sistemi bu farklılıkları  az biraz  kapatacaktı ama yasa geriye dönük olmadıkta tüm çalışanların sisteme duhulü için  en az on beş  yıllık sürenin geçmesi gerekecek! 

GÜNAH AMA:  Yetiştirdiğimiz gençleri sadece yılgınlıkla usanca mahkûm etmiyoruz.  Onları  “Devlet”ten soğutuyor,  güvenlerini yıkıp inançlarını yok ediyoruz!  Bu tip yılgınlıklarla inançsızlıkların ispatlarını geçmişte  çok gördük.  Hâlâ görüyoruz.  Mesela bu halk Annan planına yüzde 65 oranında evet derken  gerçekte yaşamak zorunda bırakıldığı “düzene”  karşı çıkıyordu.    Düşürüldüğü umutsuzluklarla,  elinden kayıp giden yaşam hakkının intikamını   alıyordu!  Yoksa neden Devletini yerle yeksan edecek bir plana  “evet”  desindi? 

Nitekim o dönemlerde insanlar  “çocuklarımızın gelecekleri için evet”  dedik diyorlardı…  Şimdi o çocuklar daha büyüdüler,  üniversitelerden mezun oldular.  Fakat asgari ücrete tutsak,  çoğu işsiz!  Bugünün  1 Mayıs’ına bu koşullarda ulaştılar!                                     Tabi ki “sefalet felsefesi” yapmıyoruz.  Sadece temenni ediyoruz:   Keşke diyoruz bu ülkede kutlanan 1 Mayıslar,  tüm yurttaşlar için  “Mangal Bayramları”  olacak kadar huzurlu ve refah içinde olsaydı.

****

ÇÖKEN SİSTEM VE   YAŞASIN POPÜLİZM     Çoğunluğu  bizim yaşlı  kuşak  “politikacılardı.”  Kimileri Cumhurbaşkanlığı,   Başbakanlık yaptılardı kimileri Meclis Başkanlığı, Bakanlık.   Hepsi de bir devrede Kıbrıs Türk halkının kaderine imzalarını attılardı.  Onlar 1963’lerden süzülerek,  Kıbrıs Türk Yönetimi’nden geçerek,  1974’leri bilfiil yaşayanlardı. Kurucu Meclis’lere,  Otonom Türk Yönetimlerine katılan,   Federe Devlet’e kapı açan ve nihayet  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gönülden yahut kerhen de olsa alkış tutanlardı.  Şimdi onlara ya politika duayeni deniyor yahut akil adam! 

Geçen gün Havadis Gazetesi tarafından  bir araya getirildiler.  Konuştular,  değerlendirdiler,  KKTC’nin bugün içinde bulunduğu ahvaline baktılar ve bir  ortak görüşte buluştular:

KKTC’de sistem çöktü!   Nedeni ise  (genellikle) popülizm!  Tabi arada kimileri “yeni bir  Anayasa”  önerdi kimileri “bütün dünyaya açılmamız”  gerektiğinden söz etti.  Kimileri  “sistem düzeltilmelidir” dedi,  kimileri  “keşke  Başkanlık  sistemi”  olsaydı dedi…

Tümü de biliyorlardı ki  ‘keşke’lerle  bir yere varılmaz.  Herkesler silkinip yeniden yapılanmaya baş koymalı…

M.A. Talat,  N.  Konuk, S. Coşar,  A. Acarkan,  H. Atun,  F.  Soyer,  İ.  Bozkurt’tan söz ediyoruz.  Hepsi de  “sistem çöktü.” dediler. Öyle demişlerse doğru demişlerdir çünkü onlar  her devrede  “büyüklerimiz”  olmuşlardır!                                                                           OYSA ÖYLE DEĞİL:    Bunu ukalalık olsun diye  değil,  aksine  “olmayan bir şeyin nasıl çökebileceğine şaştığımız için söylüyoruz!”  Bu ülkede hiçbir devrede  ne yönetselliğe ne de ekonomiye ilişkin bir sistem oluşturamadık.   “Yönetim”  olduğumuz dönemlerde de KKTC  olarak   da… 

Çünkü 1963’lerden beridir siyasi çözümsüzlük içindeyiz.  Siyasi çözümsüzlük tanınmamışlık,  tanınmamışlık bir dünya Devleti olamamışlık,  dünya devleti olamamışlık ise  hem siyasi hem de ekonomik yönden   yalnızlıkla çaresizlik oldukta;  bu çaresizlikle yalnızlığın üzerine  bir tek  “sistem”  oturtabilirsiniz o da  “ulusal”  kimlikli bir yönetim biçimi.  

Oysa özellikle 1974’den sonra  “Başkanlık sistemini”  bile teperken  hem çok partili cici demokrasiyi yeğlediydik hem de siyasi yönden tanınmış bir devletmişiz gibi bünyemize ekonominin en kapitalisti olan  “serbest piyasa ekonomisini,”   yönetselliğin de kapsamında türlü çeşitli düşünce ve ideoloji fraksiyonlarının olduğu en demokratiğini şırınga ettiydik! 

Sanırsınız ki küçük Amerika   bizdik!   Oysa neydi gerçek.  Ankara açıktan para yardımında bulunmasa,  askeri ile güvenliğimizi sağlamasa,  elimizden tutup  dünyada bizi lanse etmese,  yahut Rum’un siyasi saldırılarına karşı mücadele etmese,  AB’ye karşı dikilmese;  her halde bugün en azından “sistem nerede çöktü”  diye bırakın tartışmasını yapmayı,   gıkımızı bile çıkaramazdık! 

Eee,  böylesi bir gerçek yaşanırken sistem ne olmalıydı ki çökmesin?   Vallahi kırk yıldır bunları yazıp söylüyoruz.  Hepsine saygılarımı sunduğum söz konusu politikacılar da görüyorsunuz işte,  bir araya getirilmişler hâlâ sistemden söz ediyorlar ve  “çöktü”  diyorlar.  Gerçekte her devrede her zaman hep ayni şeyi  söyledikti

Ha popülizm mi?  Vakti zamanında Sn.  Coşar’ın teşhisiydi ve doğruydu.  Ama durum şu:  Zararı ve tahribatı bilindiği halde devam ediyorsa demek ki sistemin  kendisi olmuş! 

KISACA:  Neresinden bakarsanız bakınız.  Kıbrıs Türk Siyasi sorununa bile  “ulusal”  yaklaşımda sahip çıkılamadığı ve herkeslerin birbirleriyle bu nedenle çekişip kavga ettiği,  Türkiye’ye cephe aldığı,  Rum’u Kuzey’e davet ettiği,  tek vatan diye deli divane olunduğu bu memlekette,  gökten Peygamberleri indirseniz gene de derdimize derman olamazlar.  Üstelik kısa sürede o peygamberleri bile bu “sistem” içinde kendimize benzetiriz!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.