1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. 15 Temmuz’a giden yol…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

15 Temmuz’a giden yol…

A+A-

Faşist Cunta darbesinin 39’uncu yıldönümü… Bugünkü köşemi böyle bir günde yazmam gerekenlere ayırıyorum…
   Rum tarafı, Türklere karşı hep zamana oynayan bir soykırım politikası uygulamıştır. Kimi zaman silahla, kimi zaman da kurnazlıkla… Bugün oldu hâlâ öyle değiller mi?..1964 – 74 arası bu oyunda ipi göğüslemeye ve Türklerin defterini dürmeye en fazla yaklaştıkları dönemdir. Her şiddet hareketinde Türkiye’den ve dünyadan gelen sert tepkiler, eşkıya ruhlu Rum lider Başpiskopos Makarios’a şiddet yöntemiyle Kıbrıs Türklüğünün adadan silinemeyeceği gerçeğini en sonunda belletebilmişti. 
   1967’de Geçitkale ve Boğaziçi’nde denenen son şiddet seansından sonra Türkiye’nin ciddi müdahale girişimiyle karşı karşıya kalan Makarios, 1968’de barışçı ve uzlaşmacı bir politikaya sarıldığı izlenimini verebilme adına normalizasyon projesini yürürlüğe koyar. Bir din adamının başvurabileceği en büyük sahtekârlığa Başpiskopos Makarios ulusal ve ırkçı mefkuresi uğruna tenezzül gösterir. 
   Bu sahtekârlık projesinde Türk gettoları üzerindeki kuşatma ve baskı yumuşatılır. Türklerin “utanç barikatı” diye niteledikleri acımasız denetim noktaları kaldırılır. Sürgündeki Türk lider Rauf Denktaş’ın Ankara’dan adaya dönmesine göz yumulur. Ve Beyrut’da toplumlararası müzakerelerin startı verilir.
   Bu sahte özgürlükte, Kıbrıs Türk toplumu bir anda kendini kafesinden salıverilen kuş gibi hisseder. Denktaş’la Kliridis arasında görüşmeler de başlamıştır. Sanılmaktadır ki, siyasal çözüm de yakındadır!..
   Oysa Makarios’un çağdaş bir Truva atından başka bir şey olmayan sinsi planı dakik bir saat gibi çalışmaya başlamıştır. Ekonomisi yerlerde sürünen Türk halkı, A’dan Z’ye tüm ihtiyaçlarını güçlü Rum çarşısından karşılamak zorundadır. Türkiye’den gelen parasal yardımlar oluk gibi Rum çarşısına akarken, Türk gençlerinin Rumların ucuz emek gücü ya da “ödenekli mücahit” olmaktan başka bir şansı kalmamıştır. 1968’de başlayan toplumlararası görüşmeler, bir seferinde Denktaş’ın, öteki seferinde Kliridis’in evinde rutin bir verimsizlik içinde sürerken, bu adada kendine gelecek görmeyen Türklerin sayısında giderek artış olmaktadır.  
   Adadan göç, geleceğini karanlık gören işsiz – güçsüz binlerce Türkün o günlerde yüzleştiği seçenektir. Göçe karar verenlere, ya da Rum propaganda aygıtı tarafından buna ikna edilenlere Makarios rejimi inanılmaz kolaylıklar sağlamaktadır. Paravan Rum şirketleri tarafından uçak biletleri kesilmekte, ceplere harçlık konulmakta ve gidilecek ülkede iş güvencesi verilmektedir. Saat gibi işleyen başarılı göç operasyonları, Türkleri adada azınlık olarak gösteren Rum politikasının ekmeğine yağ sürmüştür. Bu operasyonların sarmalına giren binlerce Türk İngiltere’ye, Kanada’ya, Avustralya’ya ve çeşitli Avrupa ülkesine göç ederken, gettolardaki dağınık Türk nüfusu da güneşe terk edilen garip bir buz parçası gibi günden güne erimektedir.
   Her türlü şiddetten arındırılmış bu sinsi yöntemlerle Türklerin defterini dürme taktiği sürerken, tek darbede adayı Yunanistan’la birleştirme çılgınlığına soyunmuş olan faşist Makarios muhaliflerinin şirretliği 15 Temmuz 1974’te cinnete dönüşür. Başpiskopos’un becerikli elleriyle kurulan düzenek altın yumurtlayan bir tavuktur ama, onlar tavuğu kesmeye kalkışırlar. Makarios’un zamana oynayan sabırlı ve soğukkanlı mukavemet politikasını benimsemeyen ve ona karşı kimi zaman silahlı muhalefet yapan EOKA kalıntıları, daha önce Karamanlis’i devirmiş olan Atina’daki albaylar cuntasının yönlendirmesiyle o unutulmaz kanlı darbeyi yaparlar. 
   Mantığı ancak şiddetle örtüşebilen cunta, Kıbrıs’ta şiddetin beslediği unsurlarla işbirliği yaparak o darbeyi gerçekleştirmeyi kendine kaçınılmaz gereksinim saymıştı. Neden mi? Çünkü cuntacılar, böylelikle hem rejimlerini desteklemeyen ve ülkeden kovdukları Kral’dan yana görünen Makarios’a dersini vermiş ve hem de ENOSİS hayalini gerçekleştirecekleri Yunan halkının kahramanı haline gelmiş olacaklardı. Ondan sonraki aşamaları, seçime giderek demokratik yoldan faşist rejimlerini meşrulaştırmak ve daha bir çöreklenmekti. 
   Kanlı darbenin Kıbrıs’a getirdiği sonuçlar, Makarios tarafından uygulamaya konulan en başarılı zamana oynama taktiğinin nasıl bir anda tuzla – buz edildiğinin açık göstergesidir. 15 Temmuz 1974’te tarih o kırılma noktasına girmeseydi, Makarios’un sinsi hedefine ulaşması artık an meselesiydi. O hedef, Türklerden tamamen arındırılmış Yunan hakimiyetinde bir Kıbrıs’tı!..  15 Temmuz’a ulaşan yolun bittiği o trajik noktada, 20 Temmuz’a gidecek olan 5 günlük kısacık yol tetiklenecekti…  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.