1. YAZARLAR

  2. Ali Tekman

  3. 30 Sıcak Gün, 32. Gün ve gazetecilikte Birand fenomeni
Ali Tekman

Ali Tekman

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

30 Sıcak Gün, 32. Gün ve gazetecilikte Birand fenomeni

A+A-

Türkiye’de tek TV kanalının devlete ait olduğu;

Hatta siyah-beyaz yayın yapıldığı;

Ve de buluttan nem kaparcasına her sözden, her hareketten bir anlam çıkarılarak;

“Denetim” mekanizmasının her bir yayını adeta doğrayarak tanınmaz hale getirip kamuoyuna aktardığı günleri çok iyi hatırlarım...

Bir tek rahmetli İsmail Cem döneminde TRT’nin daha izlenebilir ve daha hoşgörülü bir yayın politikası olmuştu ama siyasi iktidar değişimiyle birlikte;

O dönem de çok kısa sürmüş, kalıcı atılımlar yapılamadan, TRT uzunca bir süre daha yasaklı kapalı kutu konumunda kalmıştı...

Ta ki ilk özel TV kanalının yayın hayatına başlayıp, ciddi anlamda bir rekabetin gündeme gelmesine kadar...

TRT’de yasaklar ondan sonra da tümüyle kalkmadı ama özel TV kanallarıyla yarışabilecek daha nitelikli programlara da zamanla yer verilmeye başladı.

***

Hiç unutmam...

Son derece tekdüze ve sıkıcı bir yayın akışıyla Batı’daki emsalleriyle kıyaslanamayacak ölçüde amatör reklam kuşaklarına sahip olan TRT’de gün geldi;

Hiç alışılagelmedik ve “denetimden nasıl geçtiği” günlerce Türkiye basınında tartışılan tematik bir reklam filmi hem de siyah-beyaz dönemde;

Tutkulu bir aşkın görüntüleriyle müziği eşliğinde, birbirine sevdalı bir çiftin rol aldığı farklı ve Batı’dakilere benzer profesyonellikte (o gün için) bir sunumla belirdi TRT ekranlarında...

Biz ve bizden önceki kuşak iyi hatırlayacak...

“Adora” isimli ve Türkiye’de ilk kez “For Men” konseptinde yani “erkeklere özel” üretilen bir sabunun reklamıydı bu...

Ve arkadaki müzik de;

1975 yılında ünlü “Mahogany” müzikali için “Theme from Mahogany” lansmanıyla tüm dünyada satış patlaması yapan;

Yine ünlü bir sanatçı olan Diana Ross’un seslendirdiği “Do You Know Where You’re Going To” isimli dünya çapında pek çok ödül kazanmış,listeleri allak bullak etmiş ve satış patlaması yapmış olan, gerçekten tutkulu bir aşk öyküsünü anlatan parçaydı.

O kadar ustalıkla oturtulmuştu ki reklamdaki öykünün üzerine;

Pek çok abuk reklamın kuşatması altındaki şartlarda söz konusu reklamı izlerken, insanın sokağa fırlayıp ilk bakkaldan bir “Adora” almak geçiyordu içinden...

O yıllarda Türkiye’de üniversitedeydim ve bu reklamdan sonra “Adora”yı benim de çok aradığım olmuştu mahallemizdeki bakkaldan... (O günlerde süpermarket ne gezerdi...)

Ve tabii yine 70’li yılların sonunda, “Adora” kadar olmasa bile, bir klasik haline gelen “Altınyıldız” kumaş reklamı da bu alanda, siyah-beyaz tek kanal TV’de çığır açan bir reklam sayılabilirdi.

***

O şartlarda;

Geçtiğimiz gün yaşama veda eden gerçekten usta gazeteci ve aynı zamanda duayen TV gazetecisi unvanını hak eden Mehmet Ali Birand’ın;

TRT’nin renkli yayına geçtiği ama hala “tek tabanca” olduğu dönemde ekranlara getirdiği daha çok dış olayları mercek altına yatıran “32. Gün” isimli haber programı;

Bence sadece TRT açısından değil;

Genelde Türk televizyonculuğu ve medyası açısından da bir devrimdi...

İlk kez Batılı anlamda televizyon programcılığı konseptinin belirgin izlerini Türkiye kamuoyu ve TV izleyicisinin karşısına çıkaran;

Yine o günün şartlarına ve olanca olanaksızlıklarına rağmen;

Batı’daki meslektaşları ve çekim ekiplerinin kullandığı tekniklerle benzer bir program akışını, sabırla, inatla ve ısrarla sürdürmeyi başardı Mehmet Ali Birand...

Önceden banda kaydedilenlerin yanısıra, olay yerinden de canlı canlı takip edilen haberler, sıcağı sıcağına yorumlar, o dönemdeki TV yayıncılığı açısından belirli riskler de taşımasına rağmen;

Mehmet Ali Birand kendisini, bu programa ve yeni yayıncılık anlayışına öylesine adamış ve de nitelikli programlara susayan Türk seyircisi de o kadar benimsemişti ki “32. Gün”ü;

Artık ok yaydan çıkmış, “32. Gün” de bir süre sonra, Mehmet Ali Birand’ın kişiliğinde önü alınamaz büyük bir fenomen haline dönüşmüştü.

Yine çok iyi hatırlarım...

32. Gün”ün TV ekranında ilk kez yer aldığı yıl, henüz üç yıllık evliydim ve oğlum da iki yaşındaydı...

O günlerde ülkemizin usta gazetecilerinden rahmetli İsmet Kotak’ın da telkinleriyle, “Kıbrıs Postası” gazetesinde daha çok dış olayları ele alan “Dünyaya Bakış” köşe başlığıyla makale yazıyor ve haliyle “32. Gün” programına da büyük ilgi duyuyordum.

32. Gün”ün ayda bir yayınlanacağı gece eve misafir dahi kabul etmediğim gibi;

Evin içindeki ortamla da neredeyse ilişkimi kesiyor, kimsenin beni rahatsız etmemesini tembihliyor, soluk soluğa izlediğim ve ayrıca notlar da aldığım program boyunca sessiz olunması için adeta terör estiriyordum.

Böylesi bir tutku olmuştu benim için “32. Gün” ve bir sonraki programı iple çektiğim bir ay içinde de sürekli konuşur, ele alınan konular üzerine arkadaşlarla uzun uzadıya fikir alışverişi yapardık.

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta pek çok insan “32. Gün” tiryakisi olmuştu o yıllarda...

Çok sayıda da ödül almıştı bu program ve yapımcısı Mehmet Ali Birand...

Özel TV’lerin yayın hayatına başlamasıyla;

“32. Gün” çeşitli kanallarda da yayınlanmaya başlamıştı.

TRT, ATV, Show TV, CNN Türk ve nihayet Kanal D...

Yayın seyri içinde zaman zaman dış konuların yanısıra Türkiye gündemine ilişkin başlıklara da yer vermiş, periyodik izlencenin dışında özel gündemlerle ilgili olarak da ekranlara gelmişti.

Ve de kaliteyi belirli bir düzeyin hep üzerinde tutmuştu “32. Gün”...

Bir bakıyorum “32. Gün”de Mehmet Ali Birand ile birlikte çalışan ve pek çoğu için bir “gazetecilik okuluyla”, eşsiz bir TV programcılığı eğitimi oluşturan isimlere...

Ali Kırca, Reha Muhtar, Musa Çözen, Mithat Bereket, Rıdvan Akar, Cüneyt Özdemir, Can Dündar, Banu Avar, Banu Acun, Serdar Akinan, Çiğdem Anat, Bülent Çaplı, Deniz Arman, Coşkun Aral, Ahmet Sever, Cenk Başlamış, Ayfer Dedekorkut, Cem Öğretir, Kerem Şenel, Utku Başar...

Bu isimler Birand’la çok yakın mesai yapan ve Türkiye medyasında önemli yerlere gelmiş isimler... Bir de kısa süreli ve dönemsel de olsa onunla birlikte çalışanlar var ki, herhalde bu liste de sayfalar tutar...

***

TV gazeteciliğinde kendine özgü üslup ve programcılık anlayışıyla öne çıkmasına rağmen;

Mehmet Ali Birand, medyanın her alanında hep vardı.

Araştırmacı gazetecilikten köşe yazarlığına, ses getiren pek çok özel haberden gündemi değiştiren röportajlara kadar...

Mitterand, Kohl, Kaddafi, Thatcher, Yeltsin, Gorbaçov, Saddam, Chirac, Arafat gibi çeşitli dünya liderlerinin yanısıra, dünya politikalarına yön veren, etkisi olan daha pek çok tanınmış isimle de röportajlar yapmıştı.

“32. Gün”ün Türkiye televizyonlarının dünyada en çok tanınan haber programı olması;

Mehmet Ali Birand’a ayrıca diplomatik çevrelerde belirli bir ün ve itibar kazandırıyordu.

Diplomat gazeteciydi” deyim yerindeyse...

Uluslararası forum ve toplantılarda sözü dinleniyor, değerlendirmeleri dikkate alınıyordu.

Ayrıca çeşitli kitaplar da yayımlamıştı böylesine yoğun meslek yaşamı içinde...

Ne zaman nerede olacağını kestirmek mümkün olmadığı gibi;

Hızına yetişmek de mümkün olamıyordu...

Öylesine hızlı koştu ve programlarındaki gibi yine herkesi etkileyerek, şaşırtarak, aniden, hızla göçtü gitti...

Hani var ya... Gazeteciler, yazarlar, belirli bir yaştan sonra jübile yaparlar...

Çoğu kez kafalarında yarattıkları birtakım vehimlerle kendi kendilerine bir emeklilik vadesi koyarlar...

Mehmet Ali Birand’da böyle bir gaile veya düşünce hiç olmadı sanırım...

Ondan daha az yaşımız olmasına rağmen, biz bile bazen “yorulduk, yıprandık, hastalık sinyalleri alıyoruz” diyerek “mayna etmeden bırakalım” diye düşünürken;

Belli ki Mehmet Ali Birand gibi, mesleğinde gerçekten “duayen” sıfatını hak edenler için gazetecilikte jübile;

Ancak ömrün bittiği noktada gerçekleşir...

Öyle de oldu usta gazeteci için...

***

Bir kez tanıştığımı hatırlıyorum ama herhangi bir cemiyette veya karşılıklı olarak etraflıca konuşma fırsatım olmadı hiç Mehmet Ali Birand ile...

Onunla şöyle 15-20 dakika hasbihal eden meslektaşlarımızı, o kısa sürede bile değişik bir vizyon ve ufka tanık olmaları bakımından gerçekten şanslı sayıyorum...

Mehmet Ali Birand ismi ve soluk soluğa akıcı üslubuyla ilk kez “30 Sıcak Gün” isimli kitabı sayesinde karşılaşmıştım...

“32. Gün” ile de onun bu soluk soluğa yüksek performansının zirvesine tanık oldum, izlerken büyük keyif aldım, zaman zaman onun gibi tebessüm ettim, zaman zaman derin düşünceye daldım, kaygılandığım da oldu dünyadaki olumsuz hadiseler karşısında...

Ama Mehmet Ali Birand’ın gözlerinden, sürekli gülümseyen yüzünden;

Tüm dünyada barışa olan inanç ve özlemin ışıltılarının hiç eksilmediğine de tanık olarak, pozitif elektrik de aldım hep...

Dolu dolu bir yaşam, ödüllerle dekore edilmiş bir mesleki kariyer ama en önemlisi son nefesine kadar aktif ve görevini layıkıyla, başarıyla yapan bir gazeteci olarak kalabilmenin onuru...

Alkışlar ve saygıyla uğurluyoruz... Tanrı rahmet eylesin...

Bu yazıyı kaleme alırken “32. Gün”ün jenerik müziği de olan Jeff Wayne’in “Eve of The War” parçasını dinliyorum ayrıca...

Her doğan günün, Mehmet Ali Birand’ın da özlemini duyduğu “dünya barışının arifesi” olması dileklerimle...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.