1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. 443 yıldır Lefkoşalıyız…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

443 yıldır Lefkoşalıyız…

A+A-

9 Eylül 1570, Kıbrıs'ta Türk varlığının başladığı, diğer bir söylemle toplumsal temellerimizin atıldığı gündür.   Kıbrıs'ın Türkler tarafından fethine girişilirken, hiç direnmeden teslim olan Girne'den sonra; 50 gün süren çetin bir kuşatmanın ve savaşın ardından ilk ele geçirilen yer, başkent Lefkoşa idi. Fethin hemen arkasından da Anadolu'dan getirtilen aşiretler ve aileler bilinen beş bin yıllık tarihi olan bu eski ve ünlü kente yerleştirilir. Kıbrıs'ta 443 yıldır süregelen Türk toplumsal varlığının kökleri, yani atalarımız, işte o Lefkoşa'ya ilk yerleştirilen bu Anadolu göçmenleridir…
   Bazı tarihçilere göre fetihten çok önce Anadolu’dan Kıbrıs’a gelen Türkler de vardır… Ama bunların sayısı ada nüfusunda bir azınlık bile oluşturamayacak düzeydeydi…
   Geçmişte yoğun ve anlamlı etkinliklerle kutladığımız bu yıldönümü, artık neredeyse toplumumuza unutturulmak istenmekte. Sıradan ve sade bir törenle geçiştirilmekte 9 Eylül... Üzülmemek elde değil. 
   Bir yandan da düşünmeden edemiyorum: Hayalhanelerinde nice destanlar ve efsaneler; çamurdan kahramanlar ve ikonlar yaratmakta becerikli olan Rum komşularımızın böyle bir günü olsaydı neler yapmazlardı, neler!..   Tantanaları, propagandaları ve törenleriyle sadece Kıbrıs'ı değil, dünyayı sarsarlardı! Orası kesin... 
   Biz ise edilgenliğimizi, tevazuumuzu ve hatta heyecansızlığımızı Kıbrıs'taki Türk varlığının ve kimliğinin başlangıcı olan; Kıbrıs'a Türklüğün silinmez mührünü vuran böylesine önemli bir yıldönümünde bile sürdürüyoruz.   
    *           *         *
   Yeri gelmişken vurgulamakta yarar vardır... Kıbrıs adası yüzyıllar boyunca Türk etkisinde ve egemenliğinde kalmıştır ama, tarihin hiçbir döneminde Elen ya da Yunan olmamıştır. Kıbrıs'ta “Hellenik Çağ” dedikleri tarih kesiti, adamızda eski Yunan'ın egemen olduğu dönem anlamına gelmez... Söz konusu olan sadece çağın adıdır ve o çağın ada ve bölge üzerindeki kültürel etkileridir. 
   Nitekim egemenlik olarak değil ama, kültür olarak Taş ve Bronz çağları da geçmedi mi Kıbrıs'tan?
  Milattan sonra 395 yılında başlayıp 806'ya kadar süren Bizans döneminin Hellenik bir dönem olarak sunulması da tarihin çarpıtılmasından başka bir şey değildir aslında. Çünkü 395'te adaya egemen olanlar eski Yunanlılar değil, Romalılardır. Yani Doğu Roma İmparatorluğu’nun uzantıları... Roma İmparatorluğu’nun “Batı” ve “Doğu” olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra Kıbrıs adası Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalır…
   Peki de,  “Bizans” deyimi nereden kaynaklanmaktadır?..  Şu gerçeklerden kaynaklanır:
   İmparator Birinci Konstantin, Doğu Roma İmparatorluğu'nun merkezi olarak bugünün İstanbul'unun eski surlar içi olan “Byzantıum” kentini seçer. Bu stratejik kentin egemenleri ve sakinleri, zaman içinde tüm Doğu Roma İmparatorluğu insanlarına da “Bizanslılar” kimliğinin kazandırılmasını tetikleyeceklerdir. 
   Kıbrıs'ta bir dönem egemen olanlar, işte o Bizanslılardır. Bizans döneminde Kıbrıs'ta ayrı bir yönetim kurulmasına bile gerek görülmemişti… Kıbrıs adası, Suriye, Fenike, Filistin ve Kilikya'nın da bağlı bulunduğu bir vilayet içinde Antalya'dan yönetiliyordu. 
   Salamis ise, Antalya'dan gönderilen Doğu Romalı yöneticiler tarafından kurulmuş ve adanın başkenti olarak geliştirilmişti. İmparatorluk, bölgesel kültürün de etkisiyle resmi dil olarak Yunancayı, dinsel eğitim olarak da Ortodoksluğu yeğleyince, Elenler, bölgesel imaja damgalarını vurma şansını ellerine geçirmiş oldular…
                                                    *        *       *  
   Yerimin darlığından dolayı ayrıntılarına giremeyeceğim tüm bu tarihi gerçekler ışığında, Kıbrıslı Rumların köklerinin tarih bilinciyle araştırılması oldukça ilginç sonuçlar verecektir... 
Ama kuşkusuz ki önemli olan, onların aidiyet olarak kendilerini Yunan soyundan görmeleridir… Saygı duyarım buna…    
   Duyarlı Lefkoşalı Türklerin bu gün, bu sıcak 9 eylül gününde, tarihle yüzleşebilmek adına, kendilerine zaman ayırmalarını dilerim. 443 yıl önce, Doğu Akdeniz tarihinin en kanlı ve en acımasız savaşlarından birine sahne olan çilekeş ve hatta antik kentlerinin surlar içini adım adım dolaşsınlar bugün... Güney ve Kuzey ayırımı yapmadan dolaşsınlar hem de…   Zaman tünelinden geçip başkentin o müthiş günlerine gitsinler. 
   Fethin ana baba gününde bir zaman yolcusu olarak kılıç şakırtılarının, top seslerinin ve insan feryatlarının ortasında yürüsünler. Adım attıkları her köşede, şimdi sakin ve ıssız duran surlarda kaç insanın can verdiğini düşünsünler. 
   Ve kolay bir başlangıç olmadığının da bilinciyle “İşte tarihimin başladığı gün” diyerek, fethin tüm şehitlerine saygı duruşunda bulunsunlar. Minnet ve şükranlarını sunsunlar… 
   Benim özel ritüelim aynen budur bugün…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.