1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. AB'ye girmek kolay mı?
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

AB'ye girmek kolay mı?

A+A-

Yahudi’nin düşkünü, eski defterleri karıştırırmış” derler… Ben de bazan oturur, eski yazıları tararım. Dün akşam, Brüksel maceramı anlatan bir yazıyı, okudum! Özetini paylaşalım da hükmümü sonunda ekleriz!

Vaktin birinde, Arif Albayrak’la birlikte, sabahın köründe evden çıkıp, akşam saat altıda Brüksel Ulusal Havaalanı’na “düştük”! Bir saat sonra, haşat bir vaziyette, otele ulaştık. Nefes alıp iki dakika dinlenemeden, “Wellcome dinner”! Çok yorgunum, ne olur ne olmaz diyerek, haşlanmış balık yedim. Ayıp olmasın diye de iki kadeh beyaz şarap! Odaya çıktık, duş almayı sabaha erteleyip, yattım. Henüz gözümü ya kırptım ya da kırpmadım; çok yorulduğumda başıma gelen illet, başladı: Çarpıntı…

İlk defa gittiğiniz yabancı bir ülkede, buyurun…

On beş dakika içinde devlet görevlisi olduğunu söyleyen genç bir doktor, odama geldi. Beni muayene etmesinden ve “hastaneye gitmelisiniz” demesinden üç dakika sonra da iki adet robocop gibi, oksijeni tüpü sırtında sağlık görevlisi gelip, karga tulumba bizi götürdüler.

Bilimsel anlamda, mükemmel bir servis aldım… Ammaaa…

Bunlar hastaneye telefon sokmanıza izin vermiyorlar. Refakatçi falan diye bir kavram yok… İçeri adım atar atmaz, üstünüzde ne varsa çıkarmanız ve onların size verdiği, kâğıttan bir entari giymeniz lâzım. Mini etek boyutundaki entarinin, arkası kapanmıyor. Ve siz anadan üryan onu giyip, yatacaksınız.

Koskoca bir salonda, bir muayene divanı üstünde yatmaktasınız. Bir kolunuzda serum, ötekinde tansiyon aletinin manşonu, göğsünüzde elektrotlar, monitöre bağlısınız, kolunuzu oynatacak haliniz yok… Üstünüzde de o kâğıttan entari, yukarı sıvanıp duruyor, ardınız zaten açıkta… AB’nin başkentindeyiz öyle mi? Etrafta okumuş yazmış doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar… İnleyen, bağırıp çağıran kıyamet… Herkes, konuşuyor… Lâkin, Fransızca! İngilizce bilen, yok… “Gık” deseniz, hastabakıcı geliyor! Guzguni bir arap; boy iki metro, her bir kolu da benim bacağım kadar! “ Komen telâ vu?” “Mersi boku”!Ulan n’oluyor? Biz can derinden geçtik… Çarpıntıma mı yansam? Halime mi gülsem?

Sabahın bir vakti, beni servise aldılar… Arap gitti diye sevinmeye kalmadı, bir dudağı yerde, öteki gökte bir pir-i fani derdi eskiler, o geldi… “Bonjur mösyö?” “Good morning matmazel!” Fransızca bilmememe, bozuldu!

Karşımdaki yatakta bir vatandaş! Bunca yıllık hekimliğimle, ölü mü, sağ mı ölmekte mi anlayabilmiş değilim… Derken, arka arkaya iki yüz defa “öhhö, öhhööööö…” çekti, komşumun sağ olduğunu, anladım!

Saat sabah sekize doğru fark ettim ki ben Brüksel’in ortasında, anadan üryan, kaybolmuşum. Ne bizim elçiliğe, ne Urumun elçisine, ne Arif’e, ne de TC büyükelçiliğine ulaşabiliyorum… “No mösyö! Telephone no!” Zamanın temsilcisi Yalçın Vehit’e de “bizde böyle bir hasta yok, çıktı” demişler… Bu ara bir hemşire geldi, komşuma masaj yaptı! Ekmeğine bal sürdü, yedirdi… Bizi ne okşalayan var, ne ekmek yediren… İngilizce bildiğini iddia eden hemşire, üç cümle konuşmadan, sordu: “Siz İngiliz misiniz, Londra’da mı yaşıyorsunuz?”! Haydaaa… “ Matmazel” dedim, “siz hayatınızda hiç mi İngiliz görmediniz?”

Nihayet, saat ona doğru, genç bir kızcağız geldi, doktorum oymuş… İngilizce biliyor!

“Sabret” dedi, “seni kardioloğa gönderiyorum…”

Polikliniğe ineceğiz… Sırtımızda entari… İndik… Lefke kadar hastane! Bütün Belçika’ya reklâm olduk… Bekleme salonunda bir yığın kadın, biz de mini etekle karşılarında oturuyoruz… Ardımız zaten açıkta… Eteği aşağıya çek baba çek… Gel de terleme…

Kardiolog İngilizce biliyor… Tekrar EKG çekti, ekoya koydu, uğraşıyor…

Bu arada benim çarpıntı kendiliğinden geçti… Zaten anlatabilecek birini bulsam, anlatacağım… Akşamdan beri bulamadım ki! Kardiolog hanım “İyi” dedi, “çık o zaman… Ülkene dönünce kendi doktorunla konuşursun, ama ilacı aksatma… “

Hastaneyi o halde bir daha dolaşıp, servise geldik ki sevgili Mustafa Yücelten, nihayet beni bulmuş, odanın kapısında bekliyor.

Otele döndük… Çan çalmış, semah dönmüş… İş imzaya kalmış. Stella Kiryakidis, “Şaraptandır” dedi… Nikos Kutsu da “Zivaniya içmezsen aha böyle olur”!

Ne de olsa Kıbrıslı! Halden anlar…

AB deyip durmayın, benim yataktan parlamento görünüyordu… “What fayda?” Ne hastalığı anlatabildim ne geçtiğini! Yaptığımız reklâmla kaldık… Belçikalılar’dan gizlediğimiz hiçbir sırrımız, kalmadı…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.