Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Adam Olmak

A+A-

Bizim lise öğrencisi olduğumuz çağlarda, “kompozisyon” diye bir dersimiz vardı… Şimdi sanırım yok… Onun için çocuklarımız, kendilerini üç yüz kelime ile ifade ediyorlar artık… ÜSS ve dershane sistemi sayesinde, seçmeli test sınavı yapa yapa, bu hale geldik.

O zamanlar,  hoca sınıfa girer, tahtaya bir atasözü veya deyim yazar, ve “bunun ne anlama geldiğini, anlatın” derdi. Biz de önümüzdeki beyaz kâğıda, kara harflerle yumulur, meramımızı anlatmaya girişirdik. Öğretmen üşenmez, oturur bütün o yazılanları okur, çizer, düzeltir, kendi yorumunu ekler ve bir not verirdi. Bizim kuşaktan, sonradan yazar/çizer olanlarımızın çoğunun mayasında, o günler vardır. Çünkü, öyle ha deyince çalakalem yazabilmek için, hiç değilse Türkçe bilmek gerekir. İyi Türkçe bilebilmek içinse, bol bol okumak! İyi okurdum… Halâ da okurum ya? Gene o zamanlarda, okulların kitaplıkları vardı… Şimdi var mı bilmem! Bir de Kitaplık Kolu olurdu… Ben bizim okulda, o kolun “yılmaz” bekçilerindendim! Her Çarşamba, öğleden sonra sosyal ve kültürel faaliyetlere ayrılır, biz de toplanırdık… Zamanına göre, klâsik yazarları, ben  lisenin kitaplığından okudum. Ömer Seyfeddin, Reşat Nuri, Falih Rıfkı, Refik Halit… Aziz Nesin’in tüm değil; bazı kitapları… Belki birkaç Yaşar Kemal… Başta, İnce Memed! Sakıncalı görülenlerin kitapları pek yoktu galiba… Kemal Tahir’i hatırlamıyorum örneğin… Orhan Kemal’i de… Onları da buldukça, harçlığımdan artırdığımla kendim alırdım… Ama batı klâsiklerinin tümü vardı…

O okumaların etkisi de bugün bile aklımda kalan Osmanlıca sözcükler! “Lâkırdı” desem, herhalde buraya daha güzel otururdu… Okuyan da sanır ki eski yazı bilip, Fuzuli falan “kıraat eyliyorum” da ondandır. Bazan kocaman adamlar gelir, “hocam” der, “yazdıklarınızı bazen sözlüğe bakarak okuyorum”! Kendi ayıbın! Yazdığım dilde, daha öleli elli yıl geçmemiş yazarların kullandıkları kelimeleri, deyimleri, atasözlerini kullanıyorum; o da bazen! Kendi kültürünüzün elli yıl önce ürettiğini okuyup da anlayamamak, kusura kalınmasın ama aydın olmakla ilgili bir durum, değil… Türkçe’yi rafine edeceğim diye kuru bir lâf kalabalığına çevirmek; bin yıl kullanılan Farsça, Arapça lâfları temizleyecem diye, yerine İngilizce, Fransızca ya da uydurmasyonca sözcükler eklemek, dili fakirleştirip, öldürür… Oysa, özgün ve zengin bir dili olmayan bir kültür, olamaz…  Bu bakımdan, herkes de 16.yy’da konuşulan Osmanlı saray ya da köy ağzını bilmeli ve anlamalıdır dediğim sanılmasın. Ama 20.yy başları ve ortalarında yazılanları anlayamayan bir ulusun aydınından da söz edilemez… Atilla İlhan, Haco Hanım Vay’ı, 19.yy Osmanlıcasını bire bir kullanarak yazmıştır. “ Efendim, gençler bu lisanı anlamıyorlar” denildiğinde, “Öğrensinler keratalar” dediydi… “Ben sana mecburum” güzel! Ya da Sisler Bulvarı veya Üçüncü Şahsın Şiiri! Nefis… Ama adamın Türkçesi’nin derinliği, onları yazabilmek için gereken dil zenginliği de bu…

Ben bunca lâfı neden ettim? Bir atasözü yazacağım da ondan:

“Adama adam gerek, adam anlar adamı; adam, adam olmayınca, naspın adam, adamı?”

İlgili adrese varmıştır… Kolay gele… Bakalım…

               

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum