1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Adnan Bozkırlı’nın hazin öyküsü…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Adnan Bozkırlı’nın hazin öyküsü…

A+A-

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası ile Neriman Cahit vefa birliği yapınca ortaya dokunaklı bir kitap çıktı: “Yarı Yanık Notlardan… Öğretmen Adnan Sadık Bozkırlı.”

   Adından da anlaşılacağı gibi bu kitap Mesaryalı Adnan öğretmenin kısa süren ve dramatik biçimde sonuçlanan yaşam öyküsüne dair… 33 yıllık yaşamında bilgeliği, halkçılığı ve tevazuu ile dikkati çeken ve yüreğinin duyarlılığını iz bırakan şiirleri ile yazılarına yansıtan bir eğitimciydi o… Bana Adnan Sadık Bozkırlı’yı tanıştıran, kendisi gibi sanatçı ruhlu bir öğretmen olan Fikret Demirağ’dı…

   60’lı yılların ortasında Kıbrıs Türk halkı dış ülkelere büyük göç vermeye başlamıştı. “Bozkurt” gazetesinde çalıştığım dönemdi. Göçle ilgili olarak hazırladığım bir haber gazetenin manşetini oluşturmuş ve başlığın kenarına da Demirağ’ın göçe dair bir dizesini yerleştirmiştim… Memnuniyetini belirtmek üzere aynı gün gazeteye gelen Demirağ’ın yanında yüzündeki mahzun tebessümü hiç silinmeyen, siyah – beyaz Yeşilçam filmlerindeki mağdur ve romantik jönleri çağrıştıran, soluk yüzlü, düz siyah saçları Alain Delon biçimi özenle taranmış gencecik bir delikanlı vardı. Demirağ bizi şu sözlerle tanıştırdı: “Hayatımda ilk kez beni şiirimle gazetenin manşetine çıkaran Ahmet Tolgay… Bu da şair öğretmen arkadaşım Adnan Bozkırlı.”

   Şiirlerine gazetelerin sanat sayfalarında ve dergilerde rastladığım Bozkırlı ile o günkü ilk karşılamamızdan sonra birbirimize ısındık. Bir taşra öğretmeniydi. Onun Lefkoşa’ya gelişlerinde görüşür, sinema ve şiir üzerine konuşur, hatta birlikte sinemaya gider olduk. Daha sonra ortak dostumuz Turgut Mustafa Afşaroğlu’nun teşvikiyle sadece 3 sayı yayımlanabilen “Yarın” gazetesinin sayfalarında birlikte yazılar da yazdık. Sıkı ve bilge bir devrimciydi.

   Bir de Adnan’a dair hiç unutamadığım anım, onu son kez görüşümle ilgilidir. 1974 yazının çok sıcak bir gününde, Rumlar tarafından görev sırasında vurulan gazeteci Adem Yavuz’un yaralı olarak Güney Lefkoşa’dan bizim tarafa getirileceğini duyduk. Savaşın barut kokularının henüz dağılmadığı gergin ve acılı günlerdi… Diğer gazetecilerle birlikte ben de Ledra Palace barikatına koştum… Bizim oraya vardığımız sırada bir BM ambulansı da barikata gelmişti… Israrla fotoğraf çekmek isteyen gazeteciler için kısa süreliğine ambulansın arka kapıları açıldığında manzara çok dokunaklıydı. Ambulansın sol tarafında ağır yaralı Adem Yavuz, sağ tarafında ise kaç zamandır göremediğim Adnan Bozkırlı dostum sedyeler içinde yatıyorlardı. İkisinin de durumu çok kötü görünüyordu. Bozkırlı meğer savaş sırasında böbrek yetmezliğinden dolayı Güney Kıbrıs’taki hastanede tedavi altındaydı. Benimle göz göze gelince yüzündeki o mahzun ve mağdur tebessümün nasıl derinleştiğini hiç unutamadım…  1942 Serdarlı doğumlu Bozkırlı, oradan tedavi için Türkiye’ye gönderildi.  1975’in mart ayında ise Türkiye’den cenazesi geldi…

   Savaş sırasında, kendisi Güney’deki hastanede tedavi altındayken, Serdarlı’daki evine havan mermisi düşer… Çıkan yangından kurtarılabilenler arasında yarı yanık notları da vardır. Bu evrak-ı metrukeyi teslim alıp yok olmasını önleyen dostu Afşaroğlu, Bozkırlı’ya dair dokunaklı kitabın en sonunda elimize ulaşmasını sağladı. Kendisine emanet edilen o notlardan yola çıkan ve Adnan’a dair bulabildiklerini yarı yanık malzemeye katarak kitabı titizlikle hazırlayan sevgili Neriman Cahit “bu notları yıllarca özenle sakladım ve Adnan’ın her ölüm yıldönümünde bazı bölümlerini toparladım. Sonunda ona vefa borcumuzu ödemenin bir vesilesi olacak bu notların kitaplaşması gündeme geldi” diyor. Gerçek olan şu ki, üretken yazar arkadaşım Neriman Cahit’in kitaplar dizisine, bu son derece hüzün verici yapıt, çok anlamlı bir vefa halkası olarak eklendi. Bu halka, Bozkırlı’nın ve onun melankolik döneminin unutulmamasını sağlayacak.

   Savaş sürerken Adnan’ın Güney’deki Lefkoşa Hastanesi’nde tuttuğu notlar, 44 sayfa boyunca, kitabın en çarpıcı bölümünü oluşturuyor. Kendi toplumundan uzak düşen Kıbrıslı bir Türk gencinin ağır hasta haliyle, çaresizliklerin ve kaygıların sarmalında, halkıyla savaşan o yabancı toplumun içinde, yaşanmakta olan dehşet verici olaylara bakışı, okuyucuyu yüreğinden kavrıyor. Bu notlarında sadece savaş atmosferini gözümüzün önüne getirmekle yetinmedi. Kendi ruh halini ve geçmişe dönerek anılarını da tek dostu olan not defterine aktardı. Kitapta örnekleri verilen şiirlerine dair tek bir şey diyebilirim: Adnan Bozkırlı aramızdan zamansız ayrılmasaydı, şiirimizin en güçlü seslerinden birine dönüşecekti.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.