1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Akıncılar'ı kurtarmak...
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Akıncılar'ı kurtarmak...

A+A-

Belediye bölgelerimize dair dünkü ayrıntılı röportajımızda, kamuoyumuzu bu kez Akıncılar’ın boğuştuğu sorunlarla yüzleştirdik. Evet; bir zamanların parlak beldesi Akıncılar’ı yuvarlandığı bugünkü derin olumsuzluklar çukurundan nasıl kurtarabiliriz?.. Şimdi biraz geriye döneceğim: 2007 yılının mayıs ayında, gazetelerde yer alan bir duyuru ilgimi çekmişti... "Luricina Yaşıyor Derneği" tarafından yayımlanan duyuruda, bu Türk köyüne özgü kültürel değerleri yaşatmak ve geliştirmek amacıyla el sanatları dallarında kurslar düzenlendiği belirtilmekte ve Akıncılar kökenli bay ve bayanlara bu kurslara katılım çağrısı yapılmaktaydı... Hangi dallardaydı bu kurslar? Sesta örgü işleri, ahşap oymacılık, el dokuması, hasır sandalye yapımı, çorap örgücülüğü, iğne işleri, seramik ve ipekböceği kozası işleri... Duyuruya göre, Halk Sanatları Enstitüsü (HASDER) işbirliğiyle hazırlanan projenin finansmanı UNDP tarafından karşılanacaktı…
  
Başvuru süresi 21 Mayıs 2007’de dolan bu kurslara o günlerde kaç kişi başvurdu? Orasını bilmiyorum. Ne ki, bu geleneksel ve ünlü Türk köyünü yaşatmak için örgütsel yolculuğa çıkılması bile durumun ne denli umutsuz olduğunun göstergesiydi... Daha sonraları “Luricina Yaşıyor Derneği”nin adına bir daha hiçbir yerde rastlayamadım… Luricina’yı yaşatmaktan vaz mı geçtiler, onu da bilmiyorum!..
  
Akıncılar, bir zamanlar Kıbrıs’ın en önemli ve en büyük yerleşim birimlerindendi… Bir de bugünkü mahzun ve bitkin haline bakınız!.. Geçmişin Akıncıları'na "köy" demeye dilimiz varmaz. Orası büyük üretim ve istihdam potansiyeliyle, eğitim ve sağlık kurumlarıyla, kalabalık nüfusuyla ve yaşam geleneklerine yansıttığı efsaneleriyle parlak bir kasaba idi. Etkinlikleriyle adanın genel ekonomisine, kültürüne ve sosyolojisine katkılar koyardı. Bölgenin merkeziydi. Bir ara KKTC sınırları içinde adanın en fazla kuru tarım yapan Türk köyüydü. Sulu tarım ve hayvancılık da orada hayli gelişmişti. Dışarıya nüfus veren değil, dışarıdan nüfus alan bir yerleşim alanıydı.
  
Kurtarılabilmesi için çareler aranan Akıncılar'ın ne denli parlak ve zengin bir geçmişe sahip olduğunu öğrenmek isteyenlere, uzun süredir hastalıklarla boğuşan değerli dostum Hasan Yücelen'in "Akıncılar (Luricina) Türkleri'nin Yüzyıllık Varoluş Mücadelesi" adlı sürükleyici kitabını mutlaka okumalarını öneririm. Bu kitaba “Luricina’nın Romanı” demek çok yerinde olur… Kitap uzun ve derinliğine bir araştırmanın ürünü olarak, 2006 Mart'ında yayımlandı. Yücelen'in titiz çalışması, kuruluşu 1237'lere dek dayanan ve tarihinin her döneminde Kıbrıs'ı sarsan nice olaya mekan oluşturan Akıncılar'ın yükselişini ve çöküşünü anlatan bir belgeseldir aynı zamanda. Köyüne olan borcunu bu eşsiz belgeseliyle ödeyen Hasan Yücelen dostum köyüne dair o kitabı çıkarmakla kutlanmayı hak eden bir yurtseverlik örneği verdi… Ama ne kadar acıdır ki, o ve çocukları bile artık Akıncılar'da yaşamıyorlar. Onlar da orayı terk etmek zorunda kaldılar.
  
Acımasız bir kuşatma altında yıllar boyu yiğitçe direnmesine ve direndiği yıllarda kuşatma altındaki diğer Türk bölgelerini ürettiği ürünlerle beslemesine karşın, Akıncılar kendi elimizle boşalttığımız bir bölgedir. Oradaki çalışkan, üretken ve direngen insanları göçe teşvik ettik devlet eliyle... 1974'ten sonra, sanki 11 yıl yiğitçe direnmelerinin bir ödülüymüş gibi, kendilerine Rumların civarda boşalttıkları Lisi (Akdoğan) köyüne yerleşme şansı tanındı. Bu şansı elde eden yüzlerce Akıncılarlı da pılıyı pırtıyı toplayıp oraya göç etti. Bir ara nüfusu 4000'lere dayanan Akıncılar kısa sürede boşaldı. Şimdi orada 300 kadar yaşlı ve üretimden kopmuş çaresiz insan yaşıyor. Kurtarılmak istenen Akıncılar'ın hali bu işte!..
  
Yerlileri içinde yaşamayan bir mekan nasıl kurtarılabilir? Direngen ve üretken ruhundan dolayı Akıncılar halkı gerçekten ödüllendirilmek mi isteniyordu? En iyi ödüllendirme yöntemi onları bulundukları ata yadigarı topraklar üzerinde esenlendirme önlemleriyle ayağa kaldırmaktı. Yıllar boyu paha biçilemeyen bir yerleşim alanı olan Akıncılar, o hazin ve büyük göç hareketinden sonra şimdi ekonomik değerini de yitiren çorak bir toprak parçasına dönüştü.
  
Akıncılar'a askeri denetim altındaki tek bir yoldan gidilip gelinebilmesi de sanırım oradaki halkı bezdiren durumlardan biriydi. Stratejik niteliğe sahip yüksek tepelerin ortasındaki bu köyün insanları, özgürlükten sonraki dönemde de "kuşatma altında bulunma" psikolojisinden kurtulamadılar. Daha önce dış ülkelere yönelen göç, 1974'ten sonra bir iç göç hareketi olarak Akdoğan'a yöneldi...
  
Yaşatılabilmesi adına sonuç getirmeyen projeler yapılan Akıncılar, işte böyle bir yurt köşesi... Ahı gitmiş, vahı kalmış bir yurt köşemiz… Bir mekan dışarıdan değil, ancak içinden yaşatılabilir oysa... Akdoğan'da oturmak ve Akıncılar'ı kurtarmak trajikomik bir olay…
  
Son ama önemli bir not: Bu yerleşim birimini 1237'de kuran Lüzinyanlar, buraya LOURIQUINA adını vermişlerdi. Sözcüğün anlamı "Yıkıntı" demektir. Kaderin cilvesine bakın ki, burası kuruluşundan 770 yıl sonra, öz adıyla müsemma hale geldi...
  
Asırların kültür mirasından hüzünlü izler taşıyan bu terk edilmiş beldeye yeni isim aranacaksa, herhalde bulunacak isimlerin en uygunu MELANKOLİ olur...

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.