1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. “Anahtar”: Hiçbir şey göründüğü gibi değil…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

“Anahtar”: Hiçbir şey göründüğü gibi değil…

A+A-

   Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Yalın manzaralar ve oluşumlar bile derinliğinde birtakım bilinmeyenleri saklar. Bu, benim “Anahtar” filminden çıkardığım mesajdır. Filmdeki yeni yetme Selim’i kanatları altına şefkatle alan büyükleri de her fırsatta ona bu telkini yapmaktalar: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil.” İzlemeye gitmeden önce bende de oluşan önyargılar vardı. Oysa filmi izledikten sonra ön yargılarımın yerini durumun gördüklerim gibi olmadığı düşüncesi aldı. Örneğin filmin özet konusunu okuduğumda Carol Reed imzalı ve “The Key” adlı o Columbia klasiğinden etkilenmenin söz konusu olduğunu düşünmüştüm. Bir anahtarla bilinmeyen bir eve girilmesi ve orada gizemli bir kadınla karşılaşılması William Holden, Sophia Loren ve Trevor Howard’ın oyunlarıyla sinemaseverlerin belleğine kazındı. Evet bizim “Anahtar” filminde de bir anahtar, o anahtarla girilen ev ve o evde yüzleşilen gizemli kadın olayı var ama, bizimkinin konusu bambaşka ve özgün. 

Yine önyargıyla yeni yetme Selim’i oynayan Cihan Tarıman’ın Hatice Tezcan karşısında bir jön olarak çok toy durduğunu düşünmüş ve kastta böylesi bir seçim hatasına nasıl düşüldüğünü sorgulamıştım kendimce... Oysa filmi izlediğimde psikolojik gerilim öyküsünün çocukluktan yeni çıkmış toy bir delikanlıyla onu karanlık amaçları için kullanan meşum ve olgun güzel kadın arasında geliştiğiyle yüzleştim.

   Çok iyi bildiğimiz sahne yeteneğini aynen sinemasal çalışmasına da yansıtan Hatice Tezcan’ın karşısında ezilmeden performansını sergilemeye didinen Cihan Tarıman, klasik oyunculuk dersleri almış, ama bunu sonuçlandıramamış bir yetenek. Umarım ülkemizin ilk 35 mm’lik filminde başrol almış olmanın kültürel tarihi sorumluluğu Cihan’a oyunculuk bağlamındaki eğitimini mutlaka tamamlaması adına sinerji verir. Derviş Zaim’in “Gölgeler ve Suretler”inde izlediğimiz minik rolden ilk başrole sıçraması onun için gelecek açısından değerlendirilmesi gereken bir şans. Farklı kuşaktan bu iki başrol oyuncusuna yan karakterlerde önemli destek veren minik kadro alkışı hak ediyor. Bu kadroda akademik eğitimden gelen tek profesyonel Barış Refikoğlu... Buna karşın Barış Burcu, Hüseyin Ağlamaz, Rıza Şen ve Fevzi Tanpınar kamera önündeki sınavlarını başarıyla verdiler. Hele Barış Burcu “Anahtarcı Münür” karakterinde döktürüyor. 

   Tıpkı Anahtarcı Münür gibi Kitapçı Yavuz da Kıbrıs Türk toplumundan iz bırakıp geçen iki gerçek figür… Onlara bu film sayesinde yapılan göndermeler vefalı bir jest. Merhum Münür Usta’nın surlar içindeki anahtarcı dükkânı hâlâ zamana direniyor. Onu genç kuşağın mensupları bile anımsayacaktır. Kitapçı Yavuz ise aynı zamanda toplumumuzda ilk profesyonel köşe yazarı olarak “Halkın Sesi”nin tarihiyle özdeşleşti. Senarist Ferhat Atik’in Kitapçı Yavuz’a özel duyarlılığı olduğundan eminim. Çünkü Yavuz’un ünlü kitapçı dükkânını devralarak yürüten Ferhat’ın babasıydı. Yazınımızda geliştirdiği özgün edebi dille dikkati çeken Ferhat’ın o dükkânda çocukluğundan başlayarak kültür açısından olağanüstü beslenme şansını yakaladığı kesindir.

Filmde buram buram Kıbrıslılık kokan sadece bu karakterler değil. Konu, atmosfer, diyaloglardaki yerel ağız, yansıtılan duygular ve tabii ki bu güzelliği yaratan ve destekleyen ekibin tümü Kıbrıslı. Umut bağladığımız yönetmen Cemal Yıldırım, 35 mm’ye basma olanağını bulamadığı “Gün Batarken” filmine ülkemizin ne kadar sorunu varsa yüklemeye ve bunları ekrandan yansıtmaya çalışmıştı. Profesyonelliği yakalayan “Anahtar”da ise ele alınan konu yerel sorunlar kaosuna düşülmeden gerçekten etkin bir sinema diliyle sunuluyor.

   Ülkemizin 35mm’ye çekilen ilk sinema filmi olma özelliğini taşıyan “Anahtar”, yerel sinema sektörümüzü kurumsallaştırma adına atılan güçlü, inançlı ve idealist adımdır. Cemal Yıldırım’ın önderliğinde bu adıma özverili katkısını esirgemeyen herkese gönülden kutlamalarımı sunarım. Bu sansasyonun yaratıcıları Cemal Yıldırım ve Ferhat Atik Kıbrıs Türk halkının tarih oluşturan sinema tutkusunun içinde büyümüş, sinema coşkusunun altın günlerine tanıklık etmiş iki değerimizdir. Kıbrıs Türk halkının sadece sinema izleyicisi değil, gerektiğinde sinema üreticisi de olabileceğini kanıtlama görevini çok güzel başardılar. İnanıyorum ki, bu başarının getirdiği cesaret, hem bizi ve hem de dünyayı Kıbrıs Türkü’nün daha nice filmiyle buluşturacaktır. Geçmişle bugünü harmanlayarak, hiç aksamayan bir kurgulamayla sürprizli sonuca ulaşmak, sinemada zor bir anlatım tarzıdır. Bunu başaran yönetmen Yıldırım, gelecekteki daha büyük başarılarının güvencesini verdi.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.