Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Anahtar kelime

A+A-

Biz akademik çalışma yapıp, tez yazarken çok moda değildi… Şimdilerde sanırım bir Anglo Sakson geleneğidir, bilimsel makalelerin başına bir özet yazıldıktan sonra, “anahtar kelimeler” diye de bir girizgâh yapılır.

Bana göre, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomisi konuşulurken, anahtar kelime de “ ürettiğini satmak”tır… Bu memlekette, bilindiği gibi 1974 sonrasında, Sanayii Holding diye bir kuruluş vardı. Rumlar’ın bırakıp kaçtığı elli küsur fabrikadan oluşmuş bir kompleks. O holdingin ürettiği bir elektrikli kaloriferi, hala kullanıyorum…

Sünger, boya, metal boru v.s. gibi, türlü çeşitli üretim yapan bir sanayii kompleksi idi… Battı… Bir arkadaşım, üşenmedi aradı taradı, tuttu bir piyano fabrikası kurdu… Üretti de… KKTC’de sattığı üç otuz piyano da çalmaya devam ediyor ama battı… Neden?

Çünkü politik durum dolayısıyla, her kim ki müşteri olmaya kalktı; Rumlar “bu ürünler bizde zorla alınan ve geri gitmemize izin verilmeyen, bize ait fabrikalarda üretiliyor” diye müracaat edip, satın alınmasını engellediler… Ürettiği ilk parti malı satamayan fabrika, bir sonraki partiyi nasıl üretecek? Battı hepsi de…

Başlangıçta, ayni itiraz tarımsal ürünler için de yapıldı ama bize ait tarımsal araziler de bulunduğu ve hangi ürünün tapusu bir Türk’e; hangisinin Rum’a ait toprakta üretildiği tespit edilemeyeceğinden, tarımsal ürünleri, tanınmış bir limandan çıkması şartıyla sattık…

Ta ki politik gerekçelerle, ihraç ettiğimiz mala KKTC diye mühür vurup, Rumlar’ın ABAD’a dava açmasına neden olalım! Ve üstelik ABAD da nedir diyerek, oraya kendimizi savunmak üzere bir avukat göndermeye de tenezzül etmeyerek, davayı kaybedip, ambargo yiyelim…  O alanda da ürettiğimizi satamaz hale böyle geldik…

Kırk yılda Türkiye gümrük mevzuatını aşamadığımız için, Türkiye’ye bile ürettiklerimizi henüz satabilmiş değiliz…

Hizmet sektörü dedik… Off Shore bankacılık… O macerayı anlatmayayım, kimlerin geldiğinden bahsetmeyeyim, mali kara listeye gireriz… Ama dünya ile doğrudan iletişimi olmayan bir toprakta nasıl bir finans merkezi olabilir sorusunu da sormadık! Çünkü, işimize gelmezdi ve zaten niyetimiz de başkaydı… Turizm dedik… Doğrudan ulaşım olmayan bir yere gelmenin ne zaman ne de para açısından rekabet koşullarının olmadığını, konuşmamayı ve hatta düşünmemeyi yeğledik! Hala da düşünmemeyi tercih ediyoruz…

Üniversitecilik dedik… Başlangıçta tuttu gibi de… Ama Bütün Avrupa üniversiteleri Bologna Süreci diye bir sistem içinde bütünleşirken ve güneyde de üniversite yokken, kulağımızın üstüne yattık… Adamlar bizden sonra üniversite kurup sisteme dahil olurken bile, meselenin ne olduğunu anlamamakta ısrar ettik… Anlatmaya çalışana da sövdük! Sistemin dışında, gene “ürettiğini satamayan” bir sektör olarak, her sene daha da zor koşullarda, sistem çırpınıyor…

Anahtar kelime, “ürettiğini satabilmek”tir… Mal da olsa, hizmet de…

Ürettiğinizi satamazsanız, yeniden üretim yapamaz, batarsınız… Bunu bilmek için ekonomi uzmanı olmaya gerek yok…

Peki, bize bu sistemi kuranların bu gerçekten haberleri yok muydu?

Vardı ama politik gerekçelerle, devletçilik oynadığımız gibi, ekonomicilik de oynadık kırk yıldır.

Kuzey Kıbrıs ekonomisini nasıl düzenlerseniz düzenleyin; uluslararası hukukun içine girmeden, rasyonel bir sistem kuramazsınız…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.