1. YAZARLAR

  2. Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

  3. Andımız nasıl olsun?
Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Andımız nasıl olsun?

A+A-

İlkokulda iken sabahın erken saatinde, okul bahçesinde sıraya girerdik…

Hizalarımızı ve yerlerimizi kontrol ederdik.

Üstümüz başımız düzgün olmalıydı.

Öylece arka arkaya dizilir, andımızı okurduk…

“Türküm doğruyum çalışkanım…”

Milim oynamazdık yerimizden.

Hazır oldaydık.

Ve öğretmenimiz bizimle gurur duyardı…

Sonra, yıllar geçti.

Büyüdük.

Üniversite, hayat, iş ve uğraş…

Kara delikten geçtik.

Işık belirince, “o kara delikte ne işimiz vardı” dedik.

Ancak geriye dönme şansımızı yitirmiştik.

Zaman hep ileriye akar.

Geri döneni hiç görmedim.

İnsanın yaşadıklarını tekrar yaşama şansı olsaydı neler değiştirmezdik ki…

Bir düşünün…

Mesela şu anki mesleğinden memnun olmayanlar, bir daha o seçme günlerine dönebilselerdi aynı mesleği seçerler miydi?

Saat tamircisi, elektronik fırtınayı yaşayıp tekrar tamirciliğe neden başlasın ki…

Mesleği resmen teknoloji ile birlikte sıfırlandıktan sonra geleceği karanlık o sıkıntılı odalara niye dönsün ki...

Araba tamircileri örneğin servis rezaletlerinden sonra tekrar tamirciliği seçmezlerdi elbet...

Servis diye bir sistem var önümüzde.

Araba aldığınız firma, verdiği birkaç yıllık garanti adıyla herkesi kendi servislerine bağlıyor.

Ona mahkûm oluyorsunuz ve her gittiğinizde kazıklanmayı bile bile hazmediyorsunuz.

Oysa aynı işi dışarıdaki makinistlere yaptırsanız en az dört misli daha ucuza yaptırabilirsiniz.

Öyle uyanık ki sermaye...

Nereden ne çıkartabileceğini çok iyi biliyor.

Ona göre kendi geleceğini garantiye alıyor.

Son dönemlerde dünya ekonomisi zorda…

Bizim ülkemizde bilhassa inşaat işleri ile yürütülüyordu ülke ekonomisi.

Hatırlayın Annan Planı’nın reddedilmesinin hemen sonrasını.

Dönemin başbakanı nasıl da övünürdü, “kalkındık, ekonomimiz fırladı” diye.

Oysa ülke batağa saplanıyordu.

Ve bu saplanış düşer hızdaydı.

Ve ülkenin yaşanırlığı giderek bitiriliyordu.

Şimdi fırsat zamanı…

Çözüm gelecek.

Ve gelirse fazladan betonlar, kuruyan yer altı sularımız, belki azalan nüfus ile bir yere çekilecek.

Belki yeniden güzel günler geri gelecek.

Bir umuttur bu çözüm meselesi.

Ancak.

1960’lı yılların öncesinde ve hemen sonrasında körüklenen Türk ve Yunan milliyetçiliği masada olmaya devam ederse nasıl olacak bu?

Onun içindir ki 1960’lı yıllarda yaşadıklarımızdan kurtulmalıyız…

O da ancak yeni nesillerin başka ülkelerin milliyetçiliklerinden uzak tutulmaları ile olabilecek.

 Varsın andımız olsun ama başka bir ülkeninki olmasın.

Kıbrıs’a ait olsun…

Ve “doğruyum, çalışkanım” ile başlayan Kıbrıs’a ait andımız “ hırsızlığı sevmem, hırsızları hiç” ile devam etsin.

Olmaz mı? 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.