Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Anneme…

A+A-

Senden bir şey isteyebilir miyim anne?
Biliyorum. Çok şey istiyorum. Belki de çok huysuzum…
Ama ben artık sıkıldım anne... Artık uykum geldi. Oynamak istemiyorum bu oyunu daha fazla.
Korkuyorum artık anne...
Bu koca koca binalar beni korkutuyor.
Her sabah kahvaltımı yaparken izlediğim savaş haberleri beni korkutuyor.
Arabalardan korkuyorum anne... Kamyonlardan otobüslerden...
Korna sesleri motor gürültüleri beni korkutuyor. Çıkardıkları dumanlar boğazımı yakıyor.
Gözlerimi kapatıp kulaklarımı tıkamak istiyorum. Duymamak, görmemek, düşünmemek istiyorum.
Tüm kalabalığın koşuşturması beni telaşlandırıyor anne.
Hepsinin gözleri donuklaşmış... Hepsi bomboş, kendimi çok yalnız hissediyorum.
Bundan sonra karanlık gri sokaklarda yürümek istemiyorum anne...
Acele etmekten bıktım artık. Kol saatimi kırsam bana kızar mısın?
Hep birilerini ve gelecek olan zamanı beklemek beni daha fazla heyecanlandırmıyor.
Her şey çok hızlı anne... Ben günümü doya doya yaşamak istiyorum...
Güneşin doğuşunu, ağaçların arasındaki sabah sisini ve çiçeklerin yeşil yapraklarındaki beyaz şebnemleri görmek istiyorum...
İnsanların bağırıp çağırmaları, suratlarını asmaları beni ürkütüyor anne.
Sen beni kötülüklerden koruyabilir misin? Kendimi çok güçsüz hissediyorum.
Ben uyuyana kadar yanımda kalır mısın anne? Elimi tutar mısın? Hayır hayır vazgeçtim... Ben uyuduktan sonra da gitme anne...
Başımı göğsüne yaslayıp güneşli bir güne uyanmak istiyorum.
Masmavi bir gökyüzünde uçan kuşları izlemek, yemyeşil tepelerde uçurtma uçurmak istiyorum.
Ilık bir günün akşamının o tatlı turunculuğunu izlemek istiyorum anne...
Sonra çoban yıldızının bana o ilk göz kırpışını görmek istiyorum.
Ve geceyi yaşamak istiyorum anne...
Yıldızların altında, denizin kıyısında yalnız başıma oturup dalgaların sesini dinlemek istiyorum.
Ay dedenin doğusunu görmek istiyorum anne. Önce onun büyülü halesine bakmak, sonra da ağlamak istiyorum.
Ve mehtabına dalıp, saatlerce öyle kalmak...
Artık koşuşturmaktan sıkıldım.
Ben, yemyeşil ormanın ortasındaki şirin evimde oturmak istiyorum...
Ben; huzurlu ve dingin bir yaşam istiyorum.
Ama bu imkansız...
Öyle değil mi anne?




Anladım seni…



İnsafsız bir çark dönüp duruyor,
çocuklar anne ya da baba olunca anlıyor anneleri...
Hep derdin ya baba olunca anlarsın,
bunu sana söyleyemedim ama
Ahh annem anladım seni!
ama anlamak daha da acı...
“çocukların kaderi ya anneye ya babaya benzer” derler ya doğru galiba... Sana benzedim annem.
Benimde başım ağrıyor mutsuzluğumda...
Şimdi çektiğin acılar gibi,
benimde sırtımı bıçaklıyorlar,
sağ yanım çok ağrıyor. Sol yanımı hiç sorma
orada yumruk gibi bir kor,
o kor bütün bedenimi yakıyor
bir gün söner küllenir mi annem.
Ahh annem anladım seni!
ama anlamak yüreğimde bir sancı...
Acılarımı senden gizlemeye çalışmak,
üzülürsün diye… Çocuklar üzülmesin diye,
gizli gizli ağlamak...
Yüreğine akıtmak tüm kederleri
Ne düşünürsün dalıp giderken,
neler hissedersin...
Ahh annem anladım seni!
ama anlamak akıttığım gözyaşı…
Çoktan kendinden vazgeçip bizi düşünüşün…
Unutmadım annem,
Ahh annem anladım seni!
ama anlamak hüzün denizi...
Her kuşağın yaşadığı ikilemi bizde yaşadık bazen.
Şimdi ben de yaşıyorum...
... Ve cümleler yine “benim çocukluğumda” diye başlıyor.
Bu nasıl acımasız bir çark annem.
Fotoğraflar sarardıkça uzaklaşıyor çocukluğum...
Geçmişin bir daha yaşanmayacak olması.
acısı çöküyor yüreğime.
her şey eskiyor annem
ama ben eskileri atmaya kıyamıyorum...
Ahh annem anladım seni!
ama anlamak... İçimdeki sızı...
İşte böyle annem...
Evimin her köşesi hüzün
her şarkı sen her bakış gözlerin...
sensiz kalmaya dayanamaz yüreğim.
Üşüyorum annem
ya hissedemezsem bir daha sıcaklığını,
duyamazsam sesini...
Ben büyümedim annem yüreğim küçük bir çocuk
Sana muhtaç…
O yüzden canım annem bu günde tek dileğim
Beni sensiz bırakma
hep benimle kal.





Kıssadan Hisse:


Gerçek sevgi…


“Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu... Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okulda anlaşıldı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak, “Büyük bir çocuk bana ucube dedi.” Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi, eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.
Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;
“Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu.
Doktor, “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir” dedi.
Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası “Hastaneye gidiyorsun oğlum, annem ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır” dedi.
Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti.
Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: “bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım...”
Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi babası, “fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil...” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi.
Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına eline uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.
“Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu” diye fısıldadı babası” ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?”
Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!
Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir...
Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!”


 

 

Günün Fıkrası
 

Anne ve babaların saçı neden beyazlar?

Büyük şirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili önemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar mühendislerinden birinin evine telefon etmesi gerekir.
Adamın evine telefon eder ve karşı taraftan fısıldayan bir çocuk sesi “Alo” der.
Patron sorar “Baban evde mi?”
Çocuk fısıldayarak cevap verir “Evet”
Patron sorar “Onunla konuşabilir miyim?”
Çocuk fısıldayarak cevap verir “Hayır”
Patron şaşırarak “Peki annen evde mi?”
Çocuk fısıldayarak “Evet”
Patron , “Peki onunla konuşabilir miyim?”
Çocuk yine fısıldayarak “Hayır”
Patron çocuğun cevapları karşısında şaşırır ve en iyisinin bir büyükle konuşmak olacağını düşünerek sorar,
“Orada başka kimse var mı?”
“Evet” der çocuk fısıldayarak , “Bir polis memuru var”
Mühendislerinden birinin evinde polisin ne işi olduğuna anlam veremeyen adam sorar
“Memur beyle konuşabilir miyim?”
“Hayır” der ufaklık, “Şu anda meşgul”
İyice meraklanan patron: “Neyle meşgul?”
Çocuk fısıldayarak cevaplar: “ Annemle babamla ve itfaiyeci amcalarla konuşuyor”
Meraklanan ve endişelenen patron , telefondan gittikçe artan bir gürültü duyar “Bu ses de ne? Diye sorar.
“Bir helikopter” der çocuk, hala fısıldayarak.
Panikleyen patron: “Neler oluyor orada” diye sorar
Çocuk hala fısıldayarak: “Arama kurtarma timi geldi”
Patron endişeli ve neler olduğunu bilmemenin kızgınlığı içinde: “İyide neyi arıyorlar”
Küçük çocuk hala fısıldayarak ve kıkırdayarak cevap verir:
“Beniiiii”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.