1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Artık seni ağlatmayacağım…
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Artık seni ağlatmayacağım…

A+A-

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
yağmurlu havalara bu kasvetli akşamlara
sen varken
bakıp içlenmezdim otobüs terminallerine
havalimanlarına
otobüs duraklarına
sen varken ayrılanlara ağlamazdım
yıkılmazdım biten sevdaların ardından
gidenlere küsmezdim
kalanlara acımazdım
sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
masumdum, çocuklar gibi
böyle delirmezdim-küfretmezdim
hele ölmeyi hiç düşünmezdim
şimdi soruyorum sana
adı sevdaysa bu cehennemin
sen yaktın da ben yanmadım mı?
Sen, ben istemeden
hiçbir şey yapmıyorsun
bir mektup yazıp atmıyorsun
ya da gece yarısı çalsa telefonlarım
seni daha çok severim biliyor musun?
Sen, ben istemeden
hiçbir şey yapmıyorsun
benim yazdığım gibi yazmalı
benim aradığım gibi aramalısın beni
bir yanın hep eksik olmalı
o yanını hep benimle tamamlamalısın
benim sevmekten anladığım bu!
Sen, ben istemeden hiçbir şey yapmıyorsun
dün gece kaç kez çaldı telefonların?
ya yoktun ya uyuyordun
fark etmez anlıyor musun?
Sen ben istemeden hiçbir şey yapmıyorsun!
Merak etme!
Sana şiirler yazmam artık, sana türküler yakmam
Bir eylül akşamı sokağından geçip
Seni ağlatmam…



Ne gerek vardı şimdi yokluğuna…


Öznesiz cümleler kurmaya alışmıştım ben oysa...
Yalnızlığıma, ıssızlığıma sahip çıkmıştım onca kalabalığın arasında…
Korkularımdan korkmamayı öğreniyordum yavaş yavaş.
Hayallere düşlere sığınıp onlarla avunuyor, küçücük mutluluklara, hayata dair geçici heveslere sarılıp gülümseyebiliyordum.
Geride bırakmıştım bütün hüzünleri, ertelenmişleri, yaşanmışları, yarım kalmışları… Yürüyordum ardıma bakmadan kendi yolumda. Geçmişin izleri bazen takılıyordu ayaklarıma bir yerlerde, ama ben aldırmadan yürüyordum işte…
Sevdaya dair hikayelerin noktasını koymuştu hayat yıllar öncesinde. Ben de çaresizce boyun eğmiştim ona.
Bence mutluydum ben kendi kendimle…
Hiç beklemediğim bir zamanda, ansızın çıktın yollarıma.
Yalan mıydın sen?
Yalan... Bunca ısıtabilir miydi ruhumu? Bunca işler miydi sevdanı yüreğime? Geçmişin izlerini silip, doldurabilir miydi yüreğimi böylesine?
Bilseydim dinler miydim seni?
Geçmişimden koparıp, beni alıp gitmene,
İzin verir miydim?
Görseydim, eğer sonunu görseydim,
Başlamadan daha, orada dur derdim...
Bilseydim, eğer sonunu bilseydim,
“Sevme bırak” derdim,
“Sevme, uzak dur...”
Geldiğin gibi de gittin ansızın bir gün...
Sensizliğe alışmak daha zordu yalnızlığa alışmaktan.
Şimdi öznesi sensin cümlelerimin, yüklemleri yok...
Sensiz günüm zordu zaten,
Bir de sen geldin üstüne…
Yokluklarım yetmezmiş gibi,
Sen de eklendin üstüne...
Ben zaten bunları sen olmadan da yaşardım.
Ne gerek vardı sana, sensiz de yalnız kalırdım.
Ben zaten sen olmadan da ağlardım isteseydim eğer,
Ne gerek vardı sana, ne gerek vardı yokluğuna...


Söz verilmiş aşklara…


Bütün aşkların adına, deniz kenarında, kayalıklarda elleri mühür olmuş aşıkların adına, yağmur altında öpüşen, cehenneme inat sırılsıklam sevişen aşıkların adına, acıyı mutluluğa saran, yıllara inat aynı heyecanla birbirine bakan aşıkların adına, onun adına ve senin adına, söz vermiş bütün aşıklar, aşklara…
Yıllardan beri, hatta Adem ve Havva’dan beri söz vermişler aşıklar birbirine, yeminler edilmiş, sonra dualar okunmuş arkasından yemin bozulmasın diye ve sonra ağlamışlar dualar kabul edilsin diye… Sizce Adem yasak elmayı yerken bilmiyor muydu cennetten kovulacağını, elbette biliyordu ama, Havva işte, Aşk işte, asıl cennet işte. Cenneti dünyada yaşamanın sırrını vermiş Adem baba. Aşk demiş cennettir nerde, ne zaman, nasıl yaşadığının önemi yoktur. Ve söz vermiş aşıklar, söz vermiş aşklara…
Sizde muhakkak tutamayacağınız sözler vermişsinizdir. Ama O an, hep tutacakmışsınız gibi gelir, her şeyi hatta dünyayı karşınıza alabilecekmişsiniz gibi gelir O an. Evet, O an hayatın anlamı, O an. Hayat bir andır demiş şair bende peşine eklemişim O anda seninle olduğum her andır. İşte bu yüzdendir ki aslında herkes verdiği sözü tutmuştur ve hiçbir aşık yalancı değildir. Tabii yine O an…
Söz verilmiş aşklara…
Aşk farkında olmadan yapılan bir sözleşmedir aslında. Her safhasında sözler verilir birbirine ya da aşklara. Biz hiç ayrılmayacağız, biz hep sevişeceğiz, biz her gün özleyeceğiz, biz beraber öleceğiz… Ama bir sorun var dedi şair, aşkta olmaz dedi ben, sen, biz
Ve ekledi; beni seni yok bu aşkın, ne sen sen, ne ben ben, sen ben, ben sen… Aynı bir tekerleme gibi. İşte dedi şair tekerlemezsen olmaz, senden aşık olmaz, senden Nazım olmaz, Hikmet bekleme kimseden…
Seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum… Defalarca tekrarladım bu iki kelimeyi hayatım boyunca. Hiç ayırt etmedim, seviyorsam söylemeliydim, söyledim, seni seviyorum. Sonra düşündüm anlamını ne demekti seni seviyorum, seni ve seviyorum. Anlamını çok geç buldum. Sen gidince yani. Seni gidince seviyorumun hiçbir anlamı kalmıyordu. Demek ki dedim epey geç bir saatte, ben SENİ seviyorum…
Bir şeyi daha geç anladım. Küçüklüğümden beri söylenen atasözünün yanlışlığını. Meğer zararın neresinden dönersen aşk değilmiş, aşkta hiç zarara girilmezmiş, aşk hep karlıymış aslında kazanmasını bilene. Aşk ticaret değilmiş… Ahh atam ahh…
Aşk…
Herkesin mutlaka söyleyeceği en az birkaç düzine sözü vardır. Okumuş olmak, cahil olmak, katil olmak, zengin ya da fakir olmak hatta çocuk olmak bile önemli değildir. Yeter ki insan olsun, yeter ki kalp denen bir organı olsun. Hiç kimsenin anlamını gerçekten bilmediği, buna rağmen bu kadar bildiği bir kelime aşk. İşte bu yüzden güzel aşk. Çünkü aşk bir kelime değil…
Söz vermiş aşklara;
Bir sözle başlar aşk,
Bir sözle biter aşk…



Kıssadan Hisse
Satranç

Genç bir adam kendi yöresinde çok tanınan bir bilgenin yanına gitti. Derdi biraz farklıydı. Genç yaşında hep başarı kazanmıştı. Babasından devraldığı küçük işi hızla büyütmüş, zengin olmuştu. Çevresindeki herkes ona saygı gösteriyordu.
Düşmanı yoktu. Evlilikleri başarılı olmuş, çok genç yaşlarda başlayarak birkaç kez baba olmuştu. Ve... Genç adamın derdi de buradan sonra başlıyordu. Bu kadar erken başarı, çok başarı, çok sayılmak yüzünden bütün çevresindeki insanları “küçük” görmeye başlamıştı.
Genç adam için “önemli” hiçbir iş, hiçbir insan, hiçbir durum kalmamıştı. Hiçbir konuşmayı birkaç dakikadan fazla dinleyemiyor, okumaya başladığı her şeyi birkaç dakika içinde elinden bırakıyordu.
Bilge kişi genç adamı uzun uzun dinledi. Genç adam anlattıkça anlattı. Sonra da bilge kişi sordu: “Yaparken zevk aldığın, her şeyden daha fazla ilgini çeken hiçbir şey yok mu?”
Genç adam bir süre düşündü ve cevap verdi: “Satranç...” dedi, “Ama satrancı da çok iyi oynadığım için rakip bulamıyorum.”
Bilge kişi “Güzel” dedi, “Burada bir öğrencim var, o da iyi satranç oynuyor.” Öğrencisini çağırdı, satranç masası kuruldu. Genç adam ve öğrenci karşılıklı oturdular. Bilge kişi aniden “Bir dakika” dedi, “Bu satranç karşılaşması biraz farklı olacak. Kaybeden, kafasını da kaybedecek. Kaybedenin kafasını ben kendi elimle, kendi hançerimle keseceğim. Tamam mı?” Öğrencisi “Tabii efendim” deyince genç adam da daha zayıf bir sesle “Tamam” dedi.
Oyun başladı. “Her şeyi en iyi yapan”, “Her şeyde en başarılı” genç adam boncuk boncuk terliyordu. Yaptığı her atak bilgenin öğrencisi tarafından ustaca savuşturuluyordu. Genç adam terlemeye devam ediyordu. Bir süre sonra savunmaları düşmeye başladı. Öğrenci usta hamlelerle genç adamı sıkıştırmıştı.
Genç adam bir an bilge kişiye baktı. Gözleri korku doluydu. Bilge kişi o an, bir el darbesiyle satranç masasını devirdi: “Tamam bitti! Hiç kimsenin kafası kesilmeyecek!” Genç adam önüne bakıyordu.
Bilge kişi konuştu: “İşte tekrar tutkuyu yaşadın... Dikkatini toplamayı öğrendin... Hiç kimseyi küçümsememen gerektiğini gördün... Her an ölümün yanında yaşadığın için her şeye değer vermen gerektiğini anladın...” Sonra bilge ve öğrencisi yere saçılmış satranç taşlarını birlikte toplayıp kutusuna koydular.


Günün Fıkrası

Elma şekeri

Bir bacağı tahta olan ve kafası kel olan bir adam maskeli bir baloya gitmek ister ve bir organizasyon şirketine telefon eder.
-Bana özürlerimi kapatacak bir kostüm yollayın der...
Ertesi gün gelen kutunun içinde bir adet korsan elbisesi şapkası ve göz
kapatma bandı vardır. İlişikte bir de not vardır.
-Bu elbise ile korsan olursunuz, şapka ile keliniz gözükmez, korsanlarda
tahta bacak olur zaten kimse özürlü olduğunuzu anlamaz.
Adam telefon açar şirkete...
Benle dalga mı geçiyorsunuz başka elbise gönderin...
Gelen ikinci kutuda bir adet rahip elbisesi ve şapkası vardır. İlişikteki notta;
-Bu uzun rahip elbisesi tahta bacağınızı kapatır, şapkası da kelinizi der.
Adam telefona sarılır...
-Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz manyak mısınız der başka bir şey gönderin...
Ve bir kutu daha gelir ertesi gün...
Adam kutuyu acar ve sadece bir kavanoz elma reçeli görür.
İlişikteki notu okur...
-Bu elma reçelini kel kafanıza sürün, tahta bacağınızı bir malum tarafınıza sokun.
Böylece maskeli baloya elma şekeri olarak gidersiniz...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.