1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Aşk suskunluğumdu benim!
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Aşk suskunluğumdu benim!

A+A-

 

Aşk suskunluğumdu benim!

 

 

 

Kendime ırak bir kentten çok sesli bir ağırlama, içten bir ikrarın yetmeyen teşekkürlü karşılığı. Oysa sunulan hayattı, yazgısında deli kız oyası. Deliksiz uyuyacağım, geç kal bu gece.
Aşk yanımdı benim!
Kelimesiz, hecesiz ama ağlamaklı… Yerlerde sürünen gözyaşlarımda yalnız olmamanın iması!
Acele etme bu gece. Tam vaktinde gelişinden değil mi öncemizdeki aşklar?
Aşk vurgunumdu benim!
Yaralı ama kansız… Acılı ama feryatsız ağlayan keman, sızlanan kaval Beklenmedik ihanetti buluşmamız. Yıllardır vardı ve çok az yakardı. Şimdi burada, sahibinden uzak
Aşk yazımdı benim!
Aşk yazdığımdı, okuduğundu. Bu geceyi geç ömrümden. Bu gece geç bir vakit ömrümde. Oturduğum masada şaraplık bir tat, tütünde tutuksuz bir nefes.
Yetişme bana, geç kal!
Erkenciliğin değil miydi, bize koca bir geleceği geciktiren?
Aşk heyecanımdı benim!
Vursalar ölmezdim o heyecandaki kadar. Sevseler mutlu olmazdım o titremedeki kadar. Voltalar uzuyordu ayağımda. Zaman uzuyordu. Sancı sığmıyordu bedenime. Delilikti, serserilikti, güzeldi
Aşk itirafımdı benim!
Okunan, dinlenen ama bilinmeyen…
Söylesem, dilimde kekremsi bir tat bırakırdı. Sustum, dilimle geldi bütün belalar Dili belası sayfalarımın övgüleri, asılı kaldı aklında. Şımarıklığım korkun oldu, usluluğum hayalin! Değişemedim onca değişimde, onca yenilikte Buydum ben, bulduğun gibi. Koruduğum aslındı, kaybettiğim aslım!
Buydu galiba aşk!
En can alıcı noktada bir İstanbul kaçağı, birçok A’lı kent kaçamağı, bir gözyaşı bozgunu, bir kavuşma, bir ayrılık ve bin ölüm sayısız dirilişte aynı yemin! Döndüğüm sözümde hayasız yalan. Tek varlığım ve tek yokluğum yaram ve merhemim kazanmadığım ama hep kaybettiğim. Evet, buydu aşk!
Aşk yasağımdı benim!
Uzaklığını ölçtüğüm bir şarkı, tınısını mırıldandığımda anlamı beynime oturan bir müzik. Tuzağı yoktu arada. Geçit veren dağlar, ayağa dolanmayan yollar ve aşıldıkça genişleyen, bereketinde güneş kavrukluğu ovalar geç kal bu gece, zamancılığın değil miydi bizi bekleten, duvar önü ameleliliğinde?
Aşk çözümümdü benim!
Düğümlerin çıkmazından, elime düşen tek bir seni “seviyorum”du. Gelişemedik uluorta. Durduk bulanıklığımızda; durulmadık durgunluğumuzda. Çarptık, düştük ayağa kalktık yardımsız. Seni “seviyorum”du her şeyin en baştaki sonu. Söyledik, duyduk, yeniden düştük ve kalkamadık yardımlı. Gelmedi acil adamlar. Sen yine de, bu gece gelirken yolu uzat ve getirme yanında, başka yarınlarını.
Aşk engelimdi benim!
Burkulan yanıma yerleşen yalnızlığına eş, diğer yanımda olmaz bir gelecek
Artık bir gece bu karanlık! Gelme, kendim kendimi avuttum.

Ölmeliyim sevgili…

Bütün kelimelerin sustuğu bir anda adının ilk hecesi girdi odamdan içeriye. Suskular, okşarcasına sinmişti is kokan duvarlarıma. Ilık bir nisan esintisi pencereme kondu şimdi. Bu zillet gecede satırlarıma işlenmek için; dağınık bir ömür ve bedbin bir sevda bekliyor kalemimin ucunda.
“Yar”i beklemeye gücü yoksa insanın, en çok yağmuru bekliyor. Oysa ben ne zaman sevdalansam bu kentte; bulutlar hep transit geçiyor. Bulutlar geçip giderken, ilk görünen yıldızdan düşer mi bir damla yağmur ya da geçmişimde saklı sağanaklar ilişir mi bekleyişlerime?
Kentim; yine acıtan bir iklimde, acınılası imgelerle, yüreğimin iniltilerine uçurumlar döşüyor… Anne, çocuk ve ölüm… Satırlarımın değişmeyen motifleri. İçindeki zehri boşaltmak için bir anne. Bir çocuk, acıyı tatmamış yanı sevdanın. Ve ölüm, gömmek için acıyı…
Sustum; sevgilinin hayali dumanlar gibi dağılıyor gözlerimin önünde. Konuştum; sesimi duyabilecek bir sevda henüz doğmamıştı. Elimi uzattım; nafile!tutunabileceğim sevgili yoktu…
Gözlerim, dokunmayı bilmediği sevdanın, yanaklarla sevişen yaşlarının gece nöbetinde şimdi. Her nöbetin bitimi bütün uykuların başlangıcıdır ve her uyku uyanışla biter. Uyanmak, tüm kainat tek bir ağızdan tek bir kulağa, sevdanın olmayışını fısıldadığı halde uyanmak. Mutlak sonu bilsem de yine de uyuyacağım; ama anne n’olur beni uyandırma. N’olur bir kerecik uyandırmadan al ruhumu ölüm meleği…
Önce bir intihar sonra da bir ağıt yakan kiralamalıyım. Afedersiniz, sizde az kullanılmış bir intihar bulunur mu? Peki ya Kaknüs kuşu… Hani şu çalı çırpı toplayıp, ortasında kanat çırpıp, oluşturduğu ateşin içinde kendi ağıtlarıyla kendi yaşamına son veren kuş. Bulunmaz değil mi? Olsun… Hem zaten ne zaman ölmek istesem, ölümden ürken çocuk yanım; ama sen hiç sevdaya dokunmadın ki der.
Aldırma satırlarımı süsleyen intihar sevdasına, henüz vaat edilmiş hicrete hazır değilim ölüm meleği…
Ve Hayat!! Ne kadar zorlasam da yüreğimi senle barışık olmaya, içinde barındırdıkların, bir mezarda ebedi inzivaya zorlar bedenimi. Biliyorum hep çelişmekteyim kendimle; ama hayat! Ne yapabilirim ki; kime savdalansam, marifetmiş gibi acı biriktirir ömrüme. İşte bundadır ömrümün ölüme hasreti… Senden istediğim bir yol değil sadece bir durak. Durakta bekleyen ölüm mü olmalı yoksa sevda mı? Ey Hayat! Benimle oynama; durakta bekleyen sevda da olsa, bilirsin bende bütün vuslatlar ölüme çıkar.
Yorgunum… En çokta senden durgunum. Genç bir bedende gizlenmiş asırlık bir yalnızım. Hüzne bulanmış bir sevdanın, en kara sokağında duran bir deliyim. Vaveyla!!Evet, ben bir deliyim; çığlığım sadece kendi içimi yakar…
Gece bitmeli. Bir yudum güneş. Sevgili, saçlarının karasıyla küstürme güneşi aydınlığıma. Karartılmışlığıma bir mum yak ya da çek saçlarını güneşimden. Aydınlığa tezat olsa da pesimistliğim yine de en çok karadan korkarım. Renkli bir hüzün istese de çocuk yanım, sevgilinin en güzel taşıdığı renktir kara… Ve Beyaz; acıyla kirletilmeye müsait bir kağıttır sadece…
Düşlerim, düşüşlerim oldu bu gece. Sabahı müjdeleyen ilahi çağrı. Uyumalıyım, belki ölüm meleği uykumda ruhuma konar. Bitmeliyim… Önce gözlerinde ölmeliyim sonra telif hakkı sana, telef hakkı herkese ait bu sayfaya gömülmeliyim...
Bütün kelimelerin bittiği bir anda adının son hecesi kanatlandı odamdan… Ölmeliyim sevgili...


Yaradır her ayrılık yürekte

Galiba, sondan başlamalı bazen anlatmaya, neden hüzünlü bir veda şarkısı gibi durduğunu önceden bilmeli yakınlar / yabancılar… Sorular, hesaplaşmalar olmamalı varsa da yok edilmeli, gülün albenisine erişmeyen tomurcuk kalabilmeli insan.
Vazgeçmeyi erdemden sayıp;
Kim, nerede, ne zaman, nasıl… Hatayı arama soruları bunlar. Çok zaman önce çıkardım çok şıklı cevaplarla esir alınmış hayat kitabından bu soruları, bir gün aynı sorularla yüz göz olmamak için.
Gidince sen, birçok şeyi kabullenmek zorunda kaldım.
Bitmeyi öğrendim evvela, insanların yazık diye kokan bakışlarında başım dik gezmeyi denedim. Ben yeni emekleyen bir bebektim onlar benim emeklememle sevinen bir avuç insan.
Acısı surete bürünmüş bir ayrılığın iki bedeniyiz artık seninle, üstelik simalarımız unutulmaya yüz tutmuş. Bu yüzden tozlanmış çerçevede sıkışmış resim batmıyor artık yüreğime ve kanatmıyor yokluğun. Histen öyle arınmış ki bedenim, hissizliğimin sebebi olduğunu görmem üzüyor beni. İşte bunca yokluğun / yok olmuşluğun içerisinde damarlarımda varlığını hissettiğim son gücümle…
“Neye anlam olmak istesem, bizden bir tasvir oluşturmayı denesem, bir düşün gölgesinde mutluluk hayal etsem hep o yavan bir tat kalıyor içerimde bir yerlerde.
Üzgünüm…
Tadın damağımda kalamadı.
Nerdesin sevgilim, bağcının kovduğu bülbülün ruhunu mu çaldın yoksa habersizce… Uzun geceler, geçmek bilmeyen akrep yelkovan arası yollarda ben hep bir şeylere sığdırmaya çalıştım seni. Bilmiyordun, görmüyordun, en kötüsü hissetmiyordum…
Oysa, can cana yoldaş olunca
Anladım, bildim ki;
Ben senin için biliyor, görüyor ve hissediyordum… Belki de bu yüzden hep seni olmaz düşlerin içinde saklambaç oynayama mecbur bıraktım, ebe oldum bilerek sobelemedim seni. Sen saklandığın yerde unuttun hafızanı bense bilerek hapsettim yüreğimi hafızana…

Kıssadan Hisse
İhanetle sadakat

İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş, sadakatin adı serçeye.
Göçmen kuş, bütün bahar ve yaz boyunca, koyun üstünde uçmuş serçeyle beraber.
Küçük sinekleri, kurtları yemişler… Derelerden su içmiş, masmavi gökyüzünde dans etmişler.
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler. Birbirlerine söz vermişler.
Ayrılmayacağız diye...
Kış gelmiş...
Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış. Serçe ise her zaman ki gibi sadık…
Ama sevgi de yabana atılmaz. Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için.
Yaşamaksa önemliymiş göçmen olanına. O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece…
- “Gel”, demiş serçeye, “Senle beraber başka bir bahara uçalım!”
Serçe ise – “Burada bekleyelim” demiş “Yeni baharı.”
- “Kış acımasızdır bilesin” demiş göçmen, “Yaşayamayız burada aç kalır, üşürüz.”
Serçe – “Hayır demiş. Korunuruz kışın kötülüklerinden beraberce .”
Göçmen inanmamış serçeye – “Hayır” demiş “Gidelim!”
Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere, kalmakta ihanet demekmiş sevgiliye…
Ve karar vermiş, sevgiyi seçmiş. Uçacakmış yeni bahara göçmenle.
Göçmen ve serçe çıkmışlar yola, ama serçe zayıfmış, onun kanatları uzun uçuşlar için değil!
Dayanamaz ki yola… Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş, çünkü o hep kaçarmış kışlardan.
Hep gidermiş yeni baharlara doğru, zorlu kışları arkasında bırakıp...
Fırtına yaklaşıyormuş, göçmenin kanatları fırtınadan hızlı, serçe herkesten zayıf ve yavaş.
- “Duralım artık” demiş, - “Dinlenelim biraz” Göçmen demiş ki – “Fırtına bu!” “Ölürüz!”
-“Dayan daha. Okyanuslara az kaldı...”
Serçe dinlemiş sevgisinin sesini, göçmene uymuş. Okyanusa gelmişler...
Göçmene kurtuluşmuş bu büyük deniz, serçeye ölüm...
Dayanamamış seslenmiş son kez
- “Artık uçamıyorum...”
Göçmen serçeye bakmış, bakmış ve öyle bırakmış… Çünkü sadakat ihanette unutulmuş!
Mavi sularında koskoca okyanusun, minicikmiş sadakat…
Yeni baharın engin koynunda, koskocaman bir ihanet...


Günün Fıkrası

Hediye

İki zengin adam yaklaşan Sevgililer Günü’nde karılarına ne hediye alsak diye konuşurlar ama adamlar o kadar zengin ki her şeyleri var ve alacak bir şey kalmamış. Ellerinde de çiçekle gitmek istemiyorlar.
Bunun üzerine yoldan geçen fakir bir adama :
-“Sevgililer Günü’nde karılarımıza ne alalım sence?” diye sorarlar.
Fakir adam:
- “Ben külot alırım”
Bunun üzerine adamlar sorar :
-“Neden?”
Fakir adam :
-“Giyerken o sevinir çıkarınca da ben.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.