1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Balyoz Davası'nı konuşmak...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Balyoz Davası'nı konuşmak...

A+A-

Bazı subayların bu son Balyoz Davası’ndan ağır hapis cezaları almaları sebebiyle, Türkiye’de basın ikiye ayrıldı! Bir kısım “yandaş” tabir edilen basın mensubu; bunun son derecede doğal olduğunu, demokraside darbe düşünenin başına gelenlerin az bile olduğunu savunuyor! “Postal yalayıcı” diye tesmiye edilen bir diğer bölüm de Mustafa Kemal’in askerlerinin kahraman olmakla, akınla esince başbakanı asmaya kalkmasının, suç olmadığını; dolayısıyla bu olanların “iç ve dış düşmanların” bir komplosu olduğunu… Onlara göre, “iktidara el koyma hakkı sınırlanmaya çalışılan” ordu mensupları, moralleri bozulduğundan kendi görevlerini bile yapamaz hale gelmişlerdir! Karşı taraf da General Patton’ın bir askeri tokatladı; General Mc Arthur’un cumhurbaşkanını eleştirdi ve Mareşal Rommel’in başbakanı öldürmeye kalktı diye cezalandırılmalarının, USA ve Alman ordularının moralini neden bozmadığını sorarak yanıt veriyor!

Öte yandan, bir yazar da yıllarca bandoda çaldığımız Harbiye Marşı’nın bir dizesini hatırlatıyordu: “Kanla, irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti!”

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran asıl güç, Türk Ordusu’nun o tarihteki komuta kademesidir… Bu, tarihsel bir veri!

Ama sonsuza kadar askeri bir vesayet altında yaşanmasını ön gören bir paradigma oluşturup, kendi halkını gafil, ihanet içinde, izlenmesi, fişlenmesi gereken bir kitle olarak görüp yaşamanın da olanağı yok! Bu, normal bir ruh hali sayılamaz!

Tarih’te fiction yapmak, bir ara batıda çok moda idi… Ben de kurarım: Örneğin, Mustafa Kemal Paşa, genç bir subayken Sabiha Sultan’a talip olduğu esnada, sultan hanım kuzeni Ömer Faruk Efendi’ye âşık bulunmamış ve genç Mustafa Kemal hanedanın damadı olmuş olsaydı, tarih nasıl seyrederdi? Ya da paşa, mütarekede Adana’dan dönüp, padişahın hükümetinde Harbiye Bakanı olmak istediğinde arzusu yerine getirilseydi? Rıza Tevfik’den öğrendiğimize göre, bu olmayacak iş de değilmiş! Şeyhülislâm, ahbabı Gürcü Avni Paşa’yı makama oturtmak üzere, “ Mustafa Kemal, Cemal Paşa’nın çok yakınıdır! Asıl tehlikeli ittihatçılardan biridir…” diyerek engel olmasa imiş, az kalsın kabul edilecekmiş! Zürcher’in Kurtuluş Savaşı’nda İttihatçılar isimli çalışmasından, bu “Cemal Paşa” iddiasının da boş olmadığını öğreniyoruz!

Bizzat paşanın, “Aleyhimize yazıyor ama güzel yazıyor!” dediği Halit Refik ise anılarında, bu “İttihat korkusunun” sebeplerini anlatır! Sonuçta, üç milyon kilometre kareyi, yedi yüz bin’e indiren kadrodur bu! Altı senede, iki büyük yenilgi, elden giden Rumeli ve Arap vilayetleri, onların iktidarında yaşanmıştır! Ama Damat Ferit Hükümeti’nin iki bakanının anılarını okuduğunuzda, öteki tarafın da kendi kavlince, devleti, ulusu falan koruduklarını, “İttihatçı sergerdelerin” sebep olacakları bir başka yenilgi ile her şeyin büsbütün elden gideceği korkusu ile saçmaladıklarını görürsünüz! Olayın üstünden on beş yıl geçmeden, bizzat paşanın kendisi, bunların hepsini de affetmiş! “İhanet” bu kadar ucuz muydu?

Ortada doğru yapanlarla, yanlış yapanlar var! Ve yanlış sivillerin, doğru da askerlerin tekelinde değil! Sivas Kongresi’ni basıp dağıtmaya kalkan Ali Galip, kurmay albaydı! Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın, yâni “ihanetin merkezinin” genel başkanının adı da Miralay Sadık!

Türkiye, tarihini artık doğru konuşmak zorunda!

Birkaç generali “içeri” atmakla, egemen paradigma ortadan kalkmaz! 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.