1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. Barış Suyu!
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Barış Suyu!

A+A-

Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili belki de yapacağı en önemli projelerden biri Anamur’dan Kuzey Kıbrıs’a döşenecek su boru hattı.

Proje gerçekleşirse hem Kuzey Kıbrıs’ın su ihtiyacını karşılayacak hem de dünyada ilk kez uygulanacak bir yöntemle yüzyıla damgasını vuracak çalışmalardan biri olacak.

Hatta sık sık dile getirildiği üzere, Güney Kıbrıs’a da verilerek bir barış suyu projesi bile yaratılabilecek.

Kısaca projeden bahsedelim;

Bugüne kadar Türkiye’den balonla su getirilmesi dahil, türlü teşebbüsler oldu ancak bunlar genellikle başarısızlıkla sonuçlandı. O yüzden bu kez, denizden uzanacak bir boru hattıyla yüzer bir yöntemle su taşınması hedefleniyor. Bu yöntem de dünyada ilk kez uygulanacak bir yöntem.

Buna göre, Anamur Dragon Çayı üzerinde inşa edilecek Alaköprü Barajı’ndan Kuzey Kıbrıs’ta inşa edilecek Geçitköy Barajı’na boru hattıyla su taşınacak.

Aslında bu proje 90’lı yılların sonuna dayanan bir proje. Zaman içinde çeşitli defalar gündeme gelmiş hatta 1998’de taraflar arasında bir sözleşme de imzalanmış, ancak proje hayata geçememiş.

Hem çeşitli defalar başarısız projelerle karşılaşılması, hem de projelerin hayata geçmemesi dolayısı ile bu son proje de gündemde fazla itibar  görmese de ve “bakalım bu sefer ne olacak” gözüyle bakılsa da bu kez hayata geçecek gibi duruyor.

Bunun için geçtiğimiz yıl, dönemin Türkiye Devlet Bakanı Cemil Çiçek ile Başbakan İrsen Küçük arasında imzalanan sözleşme, 8 Haziran 2011 tarihinde, K(II)491-2011 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla da onaylandı ve bu sözleşmenin gerekleri konusunda kararlar üretildi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, adaya son ziyaretinde yine bu projeye vurgu yaparak, Güney Kıbrıs’a da su verebileceklerini, bunun adaya gelecek bir barış suyu olabileceğini vurguladı.

“Biz bu projeyle de her zaman yanınızda olacağız” dedi Davutoğlu.

Bu proje özellikle AKP’li yetkililer tarafından çokça itibar edilip sahiplenilen bir proje.

Benzer cümleler daha önce çeşitli defalar Türkiye Başbakan’ı Recep Tayip Erdoğan tarafından da kullanılmıştı.

Buraya kadar Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne olan derin bağlılığından ötürü büyük fedakarlıklarla bu projeye gönül koyduğunu düşünebiliriz.

Ancak aslında konu hiç de duygusal değil!

Sözleşmeye birlikte bakalım;

Çiçek ve Küçük arasında imzalanan ve 8 Haziran 2011 tarihli Bakanlar Kurulu tarafından da onaylanıp gerekleri için karar üretilen sözleşme aynen şöyle diyor;

“...Proje kapsamında Türkiye Cumhuriyeti tarafında yer alan kara yapıları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafında yer alan kara yapıları ile boru hattı vasıtasıyla gerçekleştirilecek deniz geçişinin inşası Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılacaktır. Söz konusu kara yapıları ile deniz geçişli boru hattının ve Proje kapsamında inşa edilen tüm tesislerin mülkiyeti, inşasına başlandığı andan itibaren Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olacaktır.

Türkiye kaynaklı olan ve boru hattı yoluyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ticari koşullarla arz edilecek su, satış noktasına (Geçitköy Barajı’na) kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin mülkiyetinde olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne karşı işbu Andlaşma uyarınca üstlenmiş olduğu yükümlülüklerine helal getirmeksizin üçüncü ülke/ülkelere su satma hakkını saklı tutar. Üçüncü ülkelere su satışı haline KKTC topraklarının ve isale hattının kullanımı konusunda KKTC tarafı ile gerekli istişare yapılır...”

Bu maddelerden anlaşılan, boru hattını yapacak olan ülkenin mülkiyet hakkını da alacağıdır. Aynı zamanda taşınacak olan suyun buraya satılacağı.

Üstelik başka ülkelere de satılacağı.

Kıbrıs Erdoğan’ın dediği gibi gerçekten de son derece stratejik bir  konuma sahip. Yani Anamur’dan getirilecek su, hem Güney Kıbrıs’a, hem de İsrail başta olmak üzere, çeşitli Ortadoğu ülkelerine satılabilir.

Tabii ki bu su, Anamur’dan gelecek ve Türkiye’ye ait olacak. Buraya kadar her şey normal görülebilir. Ancak normal olmayan su gibi son derece stratejik bir konuda öncelikle bir bağımlılık yaratılırken, mülkiyetin de Türkiye’ye ait olmasıdır. Bu su Kıbrıs geçişi olmadan aslında para etmezken, şimdi Kıbrıs geçişiyle Türkiye’nin bu taşımacılık ve satıştan bölgesel gücünü daha da artırıcı bir konuma yükselmesidir.

Bir çözüm olması halinde, AB üyesi bir toprakta kendi mülkiyeti dahilinde son derece stratejik öneme sahip bir kaynağa, ekonomik ve siyasi bir enstrümana sahip olmasıdır.

Söz konusu sözleşme, “...gerekli istişare yapılır...” derken, ya da “belirli bölümlerin inşaat, mülkiyet ve işletmesine ilişkin alternatif modeller de uygulanabilir...” ifadesini kullanırken, Türkiye’nin sahip olacağı bu ekonomik ve siyasi gücü nasıl paylaşacağını ya da paylaşıp paylaşmayacağını açıklıkla ortaya koymuyor.

Kuzey Kıbrıs böylesi özellikli bir projeyi inşa edip, mülkiyetini alabilecek teknik altyapıya sahip olmayabilir. Bu bağlamda mülkiyetin Türkiye ya da bir başka özel şirkete ait olması da normal karşılanabilir ancak, eğer Kıbrıs konumu itibariyle siyasi ve stratejik bir enstrümansa, kendisinin de bu enstrümandan faydalanma talebi mutlaka olmalıdır.

Sözleşmeyi okumaya devam edelim;

“...Suyun satış bedeli, yatırım, finansman, işletme ve yenileme maliyetlerini karşılayan makul bir kar oranı ile fiyat değişikliklerini dikkate alan, taraflar arasında imzalanacak Ev Sahibi Hükümet Andlaşmasında saptanacak uygun bir fiyat formülü ile belirlenir...”

“...Proje sahaları ile ilgili istimlak ve irtifak hakkı işlemlerinin gerektirdiği masraflar, söz konusu işlemleri yapan devlet tarafından karşılanacaktır.

İlgili Evsahibi Hükümet Andlaşmasında özel olarak belirtilen hususlar dışında ve bunların açık hükümlerini kısıtlamadan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafında yer alan bağlı tesislerin inşasında çalışacak ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mevzuatı uyarınca çalışma iznine tabi olan işçiler, çalışmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelişlerinden önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilgili makamlarına bilgi vermek koşuluyla  ön izinden muaf tutulacaklardır. İşverenlerin, işçilerin KKTC’ye girişlerinden itibaren yasal süre içinde yapmış oldukları çalışma izni ile ilgili başvuruları, KTTC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca en kısa sürede sonuçlandırılacaktır...”

Bunlara ek olarak bu projede kullanılacak her türlü mal ve hizmetin ithali her türlü vergiden muaf tutulurken bu anlaşma da 30 yıl süreyle geçerli olacaktır deniliyor.

Proje için 30 yıl uzun bir zaman olmayabilir ancak bütün bu muafiyetler ve projede çalışacak işçilere özel muamele de 30 yıl boyunca geçerli olacak.

Böyle projeleri yürütecek ekiplerin Kuzey Kıbrıs’ta olmadığı savunması yapılabilir. Ancak bu bugün gerçek olsa bile, 30 yılı bağlayacak şekilde yer alması ne kadar doğrudur bunu da düşünmek gerekir.

Bakanlar Kurulu aldığı kararla Türkiye’de çıkılan ihale sonucunda Eser Proje ve Mühendislik AŞ ve Seçilmiş Harita İnş. Müh. San. Tic. Ltd. Şti. Konsorsiyumun aldığını not ederken, bunların iş yapabilmesi için de şu kararları üretmiş;

“...İthal edilecek ve inşaatta kullanılacak malzemelerin gümrük, fiyat istikrar fonu, rıhtım harcı, vergi, resim, harç ve fonlardan muafiyet sağlanması. Projede kullanılacak makine ve teçhizatın gerekli izninin sağlanması, Yurt dışında kayıtlı işe ve binek araçlarının geçici ithalinin yapılması ve Motorlu Araçlar Mukayyitliği’ne seyrüsefer ruhsatlarının çıkarılması. Proje süresince faaliyette bulunacak adı geçen şirkete çalışma izni sağlanması. Projede kullanılmak üzere KKTC’de satın alınacak ve/veya KKTC’ye getirilecek KDV’ye tabi her türlü malzemenin ve araç gereçlerin KDV’lerinin 2011 Mali Yılı Maliye Bakanlığı Bütçesi altında yer alan KDV ödeneklerini Karşılama Ödeneği kaleminden karşılanması....”

Yani istimlakler KKTC tarafından yapılırken, hem bunların bedelleri hem de projede çalışacak olanların vergileri de devlet bütçesinden karşılanacak. Ancak mülkiyet ve satış hakkı Türkiye’ye ait kalacak.

Devletler yap işlet devret modellerini aslında tam da bu durumlar için kullanıyorlar. Ancak Kuzey Kıbrıs’ın böyle bir kapasitesi olmadığı noktasından hareket edilse bile, bu sözleşmede yer almayan, ancak mutlaka yer alması gereken bir faydalar bölümü altında, bu stratejik projede Kuzey Kıbrıs’ın da konumu düşünülmeli.

Ve bu projeden Kıbrıs’ın su almak dışında, nasıl bir fayda sağlayabileceği üzerine de çalışılmalı. Örneğin eğer bu su, başka ülkelere verilecekse mesela transit harcı alma konusunda bir talepte bulunulabilir. Bunun ötesinde dağıtım konusunda yetki talep edilebilir ya da özel istisnalarla kullanım hakkı ve ücretlendirmesi de istenebilir.

Kuzey Kıbrıs bu suyu efektif şekilde kullanmanın ötesinde kendi üzerinden dağıtımı yapılma potansiyeli ve hedefi taşıyan bir projede mutlaka maksimum faydalarını da gözetmelidir.

Çünkü aslında bu projenin bir başka anlamı da Türkiye’nin adada sadece Kıbrıslı Türkler ve Kuzey Kıbrıs için değil, Güney Kıbrıs ve Kıbrıslı Rumlar için de bağımlılık yaratacak bir konuma gelmesidir.

Türkiye asker ve garantörlük anlaşmalarıyla varlık sürdürmek yerine, gelecek dönemde doğrudan ekonomik ve siyasi bağımlılıklarla mevcudiyeti artırmak konumundadır artık.

Bir süre önce Anamur’un Sesi web sitesinde yer alan bir yazıda bu projenin neden Kıbrıs’a yapılacağı sorusuna verilen bir yanıt son derece anlamlıdır;

“...Bir zamanlar Türklük dünyasının kendi toprakları içinde göl haline getirdiği Akdeniz’in kuzeydoğusunda yer alan Kıbrıs adası 9283 kilometre karelik bir alanı kaplamaktadır.

Kıbrıs adasının 3355 kilometrekarelik Kuzey bölümünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Kıbrıs adası, jeopolitik ve stratejik konumu nedeniyle doğu Akdeniz’de bir kilit noktası durumundadır.

Ada; Ortadoğu ve doğu Akdeniz’i, Süveyş kanalını, bu bölgeden geçen bütün deniz ve hava yollarını, Kızıl Deniz ile Pers körfezinin tamamını kontrol edebilecek bir stratejik konumdadır.

Kıbrıs; Anamur’a 40,Yunanistan’a ise 1100 mil uzaklıktadır...”


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.