1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Başı kel kalmış yazı
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Başı kel kalmış yazı

A+A-

Kelin başı olsa merhemini sürermiş fakat kel alaka adamın başında saç yok merhem zati her yerde bulunamıyor gel gör ki ne olacak bu kelin hali devamsızlığı?...İnsan ne zaman kel kalır ve ne zaman dökülür saç dipleri muhakkak yalnızlıkla ilintili midir yoksa bütün yalnızlıklar irsi midir?...Kel adamın trajik hikayesi başından mı başlıyor yoksa baştan aşağı mı başlar bilmediğimiz hikayeler..?Dökülen saçları misal ne oldu adamın..?Dökülen saçların her telinde bir sevgilinin (ki kelsen vardır bir sebebi) husumeti var mıdır?Bilmiyoruz. Kel adam, kelliğine (ne komik kel kafa) ve bu yazıya inat ( ki bu yazıya inat kelliği başlık oldu lakin başında saç yok Tanrım ne çelişkisel durum şu yazı yazmak.) yürüyordu. Sıcaktı. Göt terletecek kadar sıcaktı. Kat kat sıcaktı. Hiçbir şey giymemene rağmen kürkle dolanmış gibi tenin sıcaktı. Kel Adam, günlük elinde bir gazete, geldi, banka (Neden banka, kıçımızı yayıyoruz banka fazla banka değil mi sanki.) oturdu. Açtı günlük elinin el değmemiş ama bir gün evvelden olmuş yani yaşanmış mevzularını gazeteden okumaya. Sen kelsin Kel Adam; nüktedan kel, birazcık ayrık ve ayraç sütunlarda, keller ayrıca bilakis gazete okumamalıdırlar. Sür manşet!
   
Kapattı gazeteyi. Koltuğunun altına aldı. Saçlarını (kel olan saçlarını) eliyle arkaya attı.Belli ki sıkılmış, sıkılınabilir bende de saç olmasa sıkılırdım fakat yapılan hareket manasız, kalktı denize doğru yürüdü. Denizin önünde durdu. O an, yani o sıra, denize bakarken, ki denize bakıyorsan mutlaka bir şeyler düşünüp içinden konuşuyorsun demektir. Kel olsan da. Engel değil. Düşünmeye. Ama hiçkimse, hiçbirimiz, orada olanlar ve olmayanlar, onun içinden ne konuştuğunu duymadık. Duyamazdık zaten. Fiziki olarak doğaya aykırı. Doğa, ki fiziğe aykırı olmamasına rağmen. Ne tuhaf..?İnsan aklından geçirdiğini geçirebilir isterse imkansız yoktur commandante!Ben zaten dışarıdan gördüğümü içimden uydurarak yazıyorum; belki de Kel Adam orada yoktu, olmadı da, belki de hepsi yalandan ibare edilmiş kim bilir içimde otuzumdan sonra kel kalacağım korkusu gark eyledi sıkıntılandım yani bir miktar ondan.  Fakat bizim ailede kellik diye bir sorun yok. Keleklik var. Bizzat gördüm. En kelekler akrabalardan çıkıyor. Ve çoğu da kel olmuyor. Yani babam elli küsurunu devirdi en azından elliyi devirdi küsuruyla cebelleşiyor lakin saçlarının beyazlanması dışında (ki seyrek beyazlar ve son iki yılda beyazlanmış biz beyazlanmayız da hep griyiz.) sık saçları. Çok berber muhabbete girişti bu sebepten “abi sen hiç kel olmazsın ne biçim sık saçların var” diye. Diye diye kel edecekler en sonunda besbelli berber katili edecekler beni. Fakat birden ve aniden dolayısıyla hemencecik nereden çıktı bu kel olabilirim düşüncesi? Yazı başka bir yere yolcu oluyor gibi. Kel Adam denizi seyrediyordu acaba o ara ben sıkıldım o denize bakana kadar ben kendimden mi bahsetmeliyim dedim...mi?
   
Kel Adam arkasını döndü. Yuh be!Çok güzel bir kadın. (Ohaa taş gibi kaya gibi bir kadın be!...)ki ben o yöne gitmez başka birine gidiyor sanırkene, salaklığıma iştah kabartayım, Kel Adam’a gidiyormuş o an. Kel Adam arkası dönük görmüyor. Ama ondan başka herkes ve ben görüyoruz. Lan Kel kafa karı sana geliyor. Karı Kel Adam’ı arkasından sarıyor. Kıskandım kelliğini. Hayır, yalnız akrabalar değil keller de mi kelek..?Kaç saattir sükunet ve muhasebesi kalbinin buymuş?Kel Adam’a bak. Sarılıyor taş gibi hatun. Gülüyor. Ki taşlar gülmez yerinde ağırdır bilirsiniz. O, hiç oralı değil. Döndü. Elinden tuttu. Banka oturdular. Bir şey var aralarında. Sanırsam Kel kızgın. Taş olan hatun hatalı. Fakat o kadar kusur olacak be Kel Kafa, bu denli güzellikte bu kusur, ki senin saçların yok ve kadın bunu kusurdan saymamış. İnsan bu kadar güzel bir kadınla nasıl sorun çıkarabilir?Ve neden kavga eder?İnsan olan güzel kadınlara bağırmamalıdır. Kızmamalıdır. Küsülür mü böyle güzelliğe..?Hiç işte...Keloğlanın şiirselliği..!
   
Kel adam sigara çıkardı. Taşa da verdi. Çakmaktaşı yardımıyla sigarayı yaktılar. Bir müddet sustular. Başka yerlere baktılar. Sanki kafası kel değil, kelliği problem değil gibi bir eda da problem yaratıyor. Susma uzadı. Birazdan çok kötü şeyler söylenecek besbelli. Çünkü bu denli susuşun ardından mutlaka ağızlardan söylenmemesi gerekenler söylenir daha çok. Birden ve aniden dolayısıyla ses tonuna basarak ve bağırarak Kel Adam taşa dedi ki:
   
—Ben sana oraya bir daha gitmeyeceksin demedim mi...dedi...
   
Nereye gitmiş sorusu ve gidilmemesi gereken bir yer olduğu apaçık ve açıkken zaten her şey beynimizde karıncalandı. Ayrıca ayraç kullanmam gerek Kel Adam, madem öyle; böyle bir taş karıyı neden bırakıyorsun öyle yerlere gitmeye?...İnsan sokağa çıkarmaz böylesini sen banka oturup bağırıyorsun hayır sus Kel Adam suçlusun. Hepimizde aynı telaş. Nereye gitti lan bu kadın?...Çok güzel, film izliyoruz beleşe açık havada. Her şey sözcük. Taş olan kadın başını sigarasına eğdi. Yüzünü başka yere. Adam sertçe bakmaya devam etti. Sokaktasınız. Lakin farkında değilsiniz. Konuşunuz bendeniz kayıt halindeyim.
   
—Gitmeyip de ne bok yeseydim dedi taş...
   
İyi oturttu taşı gediğine lafı kelliğine. Fakat bok kelimesi ağzınıza yakışmadı açıkçası. Açıkçası güzelliğiniz çirkinleşti. Bir kadına yakışıyor bir küfür ama bir küfür bazen yakışmıyor bir kadına. Kızınca küfür etmemelisiniz. Öylece durunuz. Zaten güzelsiniz. Gerek yok. Bizler (keli ayırıyorum o bizden değil) yapacak başka bir şeyimiz olmadığından yani güzelliğiniz karşısında kıskaç altında (belki de kıskançlık olabilir sebebi güzelliğiniz) olduğumuzdan bağırıyoruz. Kızıyoruz. Küfür bile edebiliyoruz. Densizlik. Evet. Ama bok olmadı be taş..! Fakat gitmeyip de bok yenilmesi gerekecek kadar çaresiz neresi olabilir?Mekan neresi?İstikamet sorusu beyincikte. Çatır çatır düzmeli seni üst üste koyup dizmeli sonra bölmeli bak bakayım bir daha bok diyebiliyor musun ama kel işte kafası kel olanın..................
   
Kel Adam sigarasını ki sigarası daha içilmesinden yanayken hiç yanaşmadan sigaranın isteğine söndürdü hışımla. Rüzgar çıktı birden. Sıcakken rüzgar çıkabiliyor bazen. Kadının yüzü korktu. Korkuttu kadını bu tavrı. Söndürmesiyle bağırması bir oldu. Artık gelip geçenler dahi yoldan başını seğirterek bakıyorlardı.
   
—Yeseydin dedi...
   
Kolundan tuttu. Kolum acıdı. Ne yapıyorsun Kel kafalı hayvan?O incecik kola yapılan muamele nedir?İnsan incitmemeli kardeşim güzeli. Polis yok mu bu memlekette?Polis ne işe yarar ve ne yarasız işlerle uğraşır polisler?...Kolunu çekti. Güzel kadın, başını eğerek yere. Belli ki incinmiş.
   
—Bırak kolumu dedi kısık sesiyle...Ben duydum ama. Ama biliyorum benden başkası duymadı. Sanki yavaştan ve hızla yazılıyorum ben bu kadına. Yazışım ondan mı?Neden yani sevip de çok yazmadıklarımız yok mudur?Yazmadıklarımız sevmediklerimiz mi?İlla yazmak mı gerek. Bırak lan karının kolunu. Atılasım geliyor önüne Kel Adamın. O eski Türk filmlerindeki esas oğlan gibi. Esaslı kurtarmam lazım kadını. Adamı kelinden dövmem lazım. İçimdeki Cüneyt Arkın zaptiyelerden kaçarak beynime giriyor. Hayır, malkoçoğlu, atalarımız bir değil atılamam pardon. Ayrıca ben yazanım. Seyrederim. Karışamam öykünün yoluna. Çıkamam yoluna. Evet. Ama sanki kadın...
   
—Kalk gidiyoruz dedi Kel Adam...
   
Kalktılar. Yalnzılık çığlık ölüm sesi. Sessizliğinde kimse yok. Kadın istemeden gitti. Nereye gidiyorsunuz ama. Ben bir şey anlamadım. Neden sinirleniliyor?...Ve baştan beri konuşulanlar neydi?Alt tarafı bir adam üst tarafı bir kelin öyküsü olma çabasındaydı bu. Ne oldu şimdi?Banktan banka hikayeler var. Dur daha, kelden ayrılıp benle sevişecektin taş..?Aşkımıza ne oldu?Ben seni o adamın elinden kurtaracaktım..?Nereye..?Bütün sinir harbiyle tartışılan kavgalardan sonra yapılan sert sevişmelerden birini mi yapmaya?...Yapmayın...
   
Gittiler...
   
Deniz bana ben gazetenin unutulan günlük sayfalarına oradakiler şehre taş gibi karı da Kel adama kaldı...

   
Kaldık öyle...

    —Ben sana oraya gitmeyeceksin demedim mi?
    —Gitmeyip de ne bok yeseydim
    —Bırak kolumu
    —Yeseydin, kalk gidiyoruz

   
Olan bu. Hepsi bu...Ama hepsi olandan fazla oluyor çoğu zaman. Çoğu zaman olan olanın farkında olmuyor. Hepsi geçmiyor birazı kalıyor. Birazı yazı oluyor çoğu zaman. Bankta tek başına otururken bir sonbaharda. Ve yalandır yaprakların döküldüğü yazılması öykülerde. Sizi yiyorlar. İşte öyle imge olsun. İşte öyle olursa ne bileyim işte benim sonbahardaki ağaçlarım bankta yalnızken hiç dökülmedi. Saçım dökülmez belki bu yüzden. Ama bir yüzden dökülebiliyor doğrudur yapraklar da saçlar da....

   
Yine de sıcaktı. Anam avradım olsun ki sıcaktı. Ben iklimimi özlüyordum. Akdeniz’de uyuyordum en çok. Birisi sıkça saçlarımı okşuyordu. Şimdi kimdi hatırlamıyorum. Ama olmuştu böyle şeyler. Özlüyordum. Ve gidemiyordum. Banktan, kolundan tutup kaldırdığım kadın da olmadı hiç. Gitseydim belki olurdu. Sıcaktayken ve yazken özlüyordum. Yazın öyleyse yazılmaması gerekenleri...
   
Kalktım. Koltuğumun altında gazeteyle...Benden bıraktım her şeyi herkese...Gittim...Öyküm hep yarım kalıyor diye kızdım kendime...
   
Sövülebilir öyleyse...

                   

10 Temmuz 2004
/Narlıdere
“Amirimin Narlıdere’deki sayfiyesindeyiz...”
17.04
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.