1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Başkanlık sistemi nasıl diktatörlük olur?
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Başkanlık sistemi nasıl diktatörlük olur?

A+A-

Başkanlık Sistemi, ABD’de demokrasi üretirken, uygulandığı bazı başka ülkelerde, diktatörlük üretiyor. Özellikle Güney Amerika’da, örneğin Arjantin’de popülist başkan Peron’un diktatörlüğü, kendi ile bitmedi; ölümünden sonra eşi tarafından da sürdürüldü. Ve üstüne üstlük bu diktatör, bir de halk tarafından çok sevilen bir diktatördü! Çünkü, popülist idi de… Ayni kıtada, bir tek başkan, demokratik bir sisteme yönelmeye kalktı, o da “komünist” olduğu gerekçesi ile ordu tarafından katledilip, devrildi: Dr. Salvador Allende… Ya Paraguay’da 1954’ten başlayıp yedi defa başkan “seçilen” Gen. Alfredo Stroessner ?

Küba’da Fidel Kastro’nun ancak darbeyle ülkeyi elinden alabildiği Batista’yı mı istersiniz? Yoksa  200 yıllık bağımsızlığın ardından seçimle gelen ilk başkan olan olan  Aristide’in,halkın kanını, evet yanlış işitmediniz damarındaki kanını satarak dolar milyarderi olması yetmezmiş gibi, iç savaş çıkmadan, makamını terk etmemesini mi? Jean Baptiste Aristide, müstear adıyla Baby Doc ayni zamanda bir papazdı da üstelik… Allah adamı!

Güney ve Orta Amerika’yı bırakıp, bizim bölgemize gelelim isterseniz. Başkanlık Sistemi’nin ürettiği “yasal diktatörlere” şöyle bir bakalım: En ünlüsü, Saddam Hüseyin… Sonra, yerine padişahlık gibi oğlunu bırakan Hafız Esat, akrabamız da olsa, gene yerine oğlu geçen, HaydarAliyev ilh… Saymakla bitmez…

Uzak doğuya gidelim… İlk sırada aklıma 1955’te seçimle iş başına gelip, ülkeyi harabe etmeden gitmeyen seçilmiş başkan Ngo Dinh Diem geliyor… Adam, seçimle gelmiş, başkan! Memleketi mahveden bir diktatöre dönüştü…

Neden Başkanlık Sistemi, ABD’de demokrasi, başka hemen her yerde de diktatörlük oluşturuyor? Bunu insanların geriliği ya da makama gelenlerin niyeti ile açıklayamazsınız. Bunun en güzel örneğini Fransa oluşturmaktadır. Bilindiği gibi yarı-başkanlık sistemi ile yönetilen Fransa, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmakla kalmayıp, dünya kültür merkezlerinin de başında gelir. Başkan ve başbakan arasında yetki paylaşılmasına dayanan yönetim sistemi, sık sık sıkıntıya girer. Örneğin Mitterant zamanında, kendi partisinin meclis çoğunluğu vardı ama başbakan, onunki değil, partinin bir başka fraksiyonunun  tercihi idi… Ve sistem yürümekteydi… Şimdi ise Sarkozy döneminde, mecliste de çoğunluğu bulunan partisi, başkanın talep ettiği bir başbakan atayınca, Fransa’da fiilen Başkanlık Sistemi’ne geçildiği söylenir oldu…

Konunun can alıcı noktası budur… Bütün yetkileri bir merkezde toplayıp, başsavcıyı da, başhakimi de, ordu komutanlarını da, istihbarat başkanını da bakanları da atama ve yönetme erkini eline verdiğiniz kişi, eğer bir de partisi ile eski “disiplin” bağını sürdürür de meclis denetiminden kurtulursa, demokrasi değil; diktatörlük doğuyor. Seçimle gelmenin bir anlamı yok’ Hitler de seçimle geldi, Mussolini de… İleri veya geri ülke olmakla ilişkisi yok… İleri ülkede de görülüyor, geri ülkede de… Geleneklerle irtibatı yok… Paraguay’da da ayni şey oluyor, Vietnam’da da…

Başkanlık Sistemi’nde, yasama, yürütme ve yargı’nın güçler ayrılığı ilkesini doğru ve kuvvetli kurarsanız, demokrasi; kurmazsanız, diktatörlük kuruluyor. Kimilerimiz Güney Kıbrıs’ı örnek gösteriyorlar! Sanki Makarios’un ölmeden gitmemesi, %95 oy alması; ya da Papadopulos’un Annan Planı döneminde, basına fiili sansür uygulaması, demokrasi imiş gibi…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.