1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. “Baskın” olan basacak
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

“Baskın” olan basacak

A+A-

İşin kısası şu olmalıdır:   “Büyük olaylara hazır değildik.”   Özgürlüklere,  demokrasiye,  egemenliğe,  yeni bir vatan kurmaya,  bayındır olmaya…”

Nitekim   “bekledim de gelmedi”  diye diye tükettiğimiz umutlardan dolayı artık inançlarımızı yitirdiğimiz bir sırada  gelen 1974  harekâtı tam bir sürprizdi.  Yaşanan büyük zaferin yanı sıra  “Kuzey Kıbrıs’ta kazandığımız egemenlik ve özgürlüğü,   sonrasında   sahibi olacağımız   “devlet”  olgusu içinde hiç düşünemedikti…

Kısaca 1974 planlı programlı,  detayları kâğıda dökülmüş,  sonuçları hesaplanmış bir harekât değildi… Dolayısıyle gerçekleştiğinde  bir şaşırdık ki hâlâ şaşkınız!    

 

Hiç abartmıyoruz:  Eğer bir halk  aradan otuz sekiz yıl geçmesine  karşın hâlâ ayaklarının bastığı topraklarının  vatanı olup olmadığını sorguluyorsa,  devlet olmadığının tartışmalarını yapıyorsa ve bir gün ola ki topraklarını Rum’a devredebileceğini de  düşünüyorsa;  neyin “altyapı sorunlarını” sorgulayacak ki?   

İNANMADIK Kİ YARATIP YAPALIM.  Geçen gün Lefkoşa’ya yağmur yağdı,  seller alıp götürdü,  çeşmelerden lağım suları aktı…

 

Geçen yıllar benzer felâketleri Güzelyurt yaşadıydı.  Kenti seller alıp götürdüydü.

 

Mağusa’da durumlar farklı değil.  Hâlâ İngiliz’in kuruttuğu bataklıklar üzerine evler yapıyorlar.  Kanalizasyon şebekesi nedeniyle kent delik deşik edilir,  yolları geçilmez olurken pis lağım kokuları cabası oluyor!  Geleceği de hiç parlak görünmüyor! 

 

Kısaca yollar yapıyorlar sevineceğimize canımız yandığı için üzülüyoruz çünkü çemberlerinden kavşaklarına inşaat hatalarıyla  dolu.

 

Dağı tşı konutlarla doldurduk,  sahilleri dağları villalarla kapattık,  sonra karşılarına geçip  “bu kadar çarpık yapılaşma da olmaz ki”  diyerek hayıflandık!  

 

Kısaca 1974’den beridir  “memleketin alt yapısını  ne doğru dürüst oluşturabildik ne de planlıprogramlı bir imar iskân olayına iltifat ettik!  Doğasını parça körçe ettiğimiz,  durup dururken küçücük coğrafyada büyük çevre sorunları yarattığımız da cabası!

 

Nitekim şimdilerde bir saat yağmur yağsa kentler sular altında kalıyor.  İki saat yağsa seller önüne gelen ne varsa alıp götürüyor. Maazallah üç saat yağsa memleket olduğunca göle dönüşüyor…

 

NEDEN:  Eee,  inanmadık kardeşim!  Yıllarca bu memlekete  “bizim vatanımızdır”  demedik.  Ayıp saydılar!  Yerine  “Rum’un mülküdür”  dediler. Zaten kim hakkını isterse  çatır çatır parasını ödüyoruz.

Annan planları ile devretmeye hazır olduğumuzu da  ispat ediyoruz.  Müzakerelerde  “Kuzey Türk Cumhuriyeti”  falan demiyoruz.   Yerine  “tek vatan,  tek  devlet,  tek yurttaşlığı”  koyuyoruz!

 

Sonra da ne olacak bu alt yapı sorunları diye dövünüyoruz!   Öyleyse kabul edeceksiniz.  “Baskın”  olan her zaman basacaktır!    Bu yağmur da olur,  gün gele Rum da…

 

VERGİ VERİLMEZ ALINIR

 

Geçen hafta vergi listeleri yayımlandı.  Gazetelerde yorumları ve değerlendirmeleriyle birlikte çarşaf çarşaf ayazlatılıyorlar!  Millet  tanıdıkları isimlere takılıyor,  kelli felli vergi mükelleflerini işaretleyerek,  “vay be.  Adama bak adama.  Ama bukadarcık vergi verdi be”  diyerek tepkilerini gösteriyor. Tabi bizim sütuna sığdıramadığım irilikte  sövmeler de gırla!

 

Herkes yargıç olmuş kendilerinden öte  herkesleri yargılıyorlar!   (Yıllarca ve hâlâ o  “yargıçlardan”  birisi de  biz olduk!  Sonunda vergi verilmez alınır dedik ve rahatladık.  Fakat kendimizi de hep yargıladık.  Şimdi o yargıyı ortaya koyuyoruz.)

 

BİR:  Kim kimin ne kadar kazancının olduğunu, ne kadar harcadığını,  işletmeciler olarak yanında kaç kişi istihdam ettiğini biliyor mu ki? 

 

İKİ:  İnsanların  toplum kademelerinde öne çıkan  adları ile   “önemli ve büyük”  ifadelerine sığdırılan  “işadamlıkları”   imajları  kesinle çok vergi vermelerinin kriteri mi olmaktadır?

 

ÜÇ:  Hangi bilimsel araştırmaya,  hangi belgelere dayanarak  insanlar insanların kazançlarını öğrenmişler de ne kadar vergi vermeleri gerektiğine hükmetmişler ki?  

 

VE BU MAHKEMESİZ YARGILAMALAR  VAHİM BİR ÇELİŞKİDİR:   Devam ediyoruz:

DÖRT:  Bir yılı aşkın süredir medyada  “işadamlarının  battığı,  iflasların yaşandığı,  mahkemelerde haciz

davalarından geçilmediği” yazılıp söylenir ve hükümetin ekonomi politikası yerlerden yere vurulurken;   bu batmışlık ve  iflas gerçekleri içinde  “mükelleflerin”  vergi vermediğini iddia edip neredeyse devlete ihanet etmekle suçlanmaları vahim bir çelişki değil midir? 

 

BEŞ:  Bakın  geçtiğimiz Ağustos ayında bugün vergi vermiyorlar dedikleri  özel sektör için medyanın yayımladığı dökümleri resmi olan haberler nasıldı:

 

- İki bin şirket kapanmak üzeredir.                                                   - 2011 yılında 7 bin 539 alacak davası dosyalanmıştır.           2012 de 23 bine ulaşması beklenmektedir.

 

- Toplamda 33 bin alacak verecek davası vardır. Tüm davalarla birlikte 97 bine baliğ olmaktadırlar…

 

- Lefkoşa’da 7 bin 888 işyeri vardır.  Bunların sadece 3 bin 188’i vergi beyanında bulunmuştur.   Kâr beyan eden işyeri sayısı  833.   Ve saire…                                                            

 

Tüm bunları yayıp yayımlayıp  ardından,  “battı anam bu memleket”  dedikten sonra,  vergi mükelleflerine  “ama bu kadar az vergi verip zarar mı beyan ediyorsunuz”  diyerek kınamada bulunmak ve insanları vergi kaçırmakla itham etmek,  kendimden de bilirim,  “yüz kızartıcı”  bir  olaydır…

Kaldı ki vergi verilmez alınır!                                                                                  

 

**********

 

VE KÜÇÜK,  KAŞİF CEPHESİ

 

Nasıl ki  “kambersiz düğün olmaz”   Küçük’süz ve de Kaşifsiz köşe yazısı da olmaz!  Dolayısıyle görevimizi yerine getiriyoruz: 

 

Son olay patak verdikte anladıktı ki bu memleketin dingilini siyasiler değil,  üst kademe bürokratları koparıyorlar..  Emir Emirkanı  ile Mustafa Tokay olayı ispatıdır.  Tabi ekleyelim.  Bu iki üst kademe bürokratı elan son haftaların kahramanlarıdırlar. Tabi sorun yargıda olmalı,  geçiyoruz.                                                                           

Ancak Tokay hakkında Küçük’ün söylediklerine takılıyoruz:  Diyor ki  Küçük  “Benim inancım odur ki Mustafa Tokay son liman değil.  Daha ileri gidilmeli.  Bazı çevreleri korumaya çalışıyor.  Kalkan görevi yapıyor…”

 

Kim bu Tokay? Devletin Kamu Hizmeti Komisyonundaki üyesi.  Kime karşı sorumlu?  Başbakan’a,  Cumhurbaşkanına… Şimdi Başbakan çıkıyor kendi personelini ayağa düşürerek   “limandan”  “kalkana”  kadar alnına yapıştırmadık  itham edici kelime   bırakmıyor! 

 

Hemen yazalım.  Ayağa düşürülen Tokay olmuyor ama.  Başbakan İrsen Küçük’ün kaderini yüklendiği fakat Başbakan olarak kendisinin de tesis edemediği   “hukuk Devleti”  nedeniyle vıcıklaşan   “bürokrasidir!”                                            

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.