1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Batınî bakış ve vahdet
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Batınî bakış ve vahdet

A+A-

Batıni açıdan, bütün tek dinli vahiyler, aslında aynı ana kaynaktan gelirler, buna İbrahim’in Kuralı denir.

Asrımızın başlarında, Doğu ve İslam mistisizmine çok meraklı bir mason olan Rene Guenon, Mısır’dan Şeyh Abd el-Rahman İllayş ile yakın münasebetler kurar.

Alexandria Locası’nda (Grand Orient), 1864’te onu tanıtır ve bu sâyede keşfettiği, 13. Asır’da yaşayan Muhyiddin ibn Arabi’nin manevi üstadlığından bahseder. Sonunda kendisi de İslam dinine geçer ve Mısır’da evlenir.

Bu inanç “gizli bir hazine idim bilinmeyi istedim” yani bütün varlıkların ve evrenin Tanrı’nın yansımaları olduğu anlamını taşır; insanların Allah’tan gelip yine Allah’a dönüşlerini izah eder.

Nefsini terbiye eden insanoğlu Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapılarından geçer ve en sonunda Hak ile Hak olur.

Seyyid Nesimi ve Hallac-ı Mansur’un kendilerini ölüme götüren “En-el Hak” sözü, bu inancın yansımasıdır.

Dönemlerinde dinden çıkmakla, sapkınlıkla ve şirkle suçlanmış ve anlaşılamamışlardır.

Hallâc-ı Mansûr, derisi yüzülerek öldürülürken şu sözleri söylemiş ve Allah’tan kaatillerini bağışlamasını dilemiştir:

“Ya Rabbi canımı alan bu kullarını bağışla; çünkü onlar senin bana gösterdiğin sırlarından haberdar değiller, senin bana gösterdiklerini onlar göremezler, bilemezler”.

“Vahdet-i Vücûd” tâbirini ilk kullanan, İbn Arabi’nin talebesi Sadreddin Konevi’dir.

Sufilere göre kendiliğinden var olan (kaimun bizatihi) varlık (vücud) birdir; o da Hakk Teala’nın varlığıdır.

Bu varlık zaman ve mekanın üzerindedir; çoğalma, bölünme, değişme, yenilenme kabul etmez.

Ancak Hak, zatı itibariyle değil, sıfat ve fiilleri itibariyle bütün suret ve şahıslarda mutlak olmaktan çıkmaksızın ve asla değişikliğe uğramaksızın tezahür ve tecelli etmektedir. İçinde farklılıklar ve değişme barındıran bütün kainat ve içindeki canlı ve cansız her unsur, ancak O’nun varlığı ile ayakta durmaktadır.

Vahdet-i vücud her şey Tanrı’dandır, O’ndan sudur eder der.

Sudur (sadır olma, meydana çıkma, olma) nazariyesine göre kainat, İlahi Varlık’tan tedrici olarak genişleme ve yayılma (extantion) yoluyla meydana gelmiştir.

Büyük Patlama’yı hatırlayın!

Bu nazariyenin temeli büyük ölçüde Plotinos’un düşüncesine dayanır. Plotinos’a göre her şey İlk İlke’den sudur etmiştir.

O, İlk İlke’nin tekliği” (vahdet) üzerinde titizlikle durur.

Plotinos’un İlk İlkesi’ne Farabi ve İbn-i Sina Vacib Varlık (Vacibu’l-Vücud) derler. İbn-i Sina’ya göre metafiziğin temel konusu, “Vücud-u Mutlak” olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır:

Muhtemel varlık veya ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; Muhtemel ve zaruri varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış sebep sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah’ı “Vahdet-i Vücud” yani ‘varlığı zarurî olan’ olarak tefsir eder.

Bu inancın en büyük temsilcileri Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Mevlana, Niyazi-i Mısri gibi büyük Türk İslam mutasavvıflarıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.