1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. Bayraktar'ın hikayesi!
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bayraktar'ın hikayesi!

A+A-

Bir süredir araya giren farklı konulardan fırsat bulup yazamamıştım, ancak önceki hafta Emekli Polis Müdürü Ahmet Tevfik ile yaptığımız röportaj beni de derinden etkiledi.

Pazar günü GAİLE’de Sevgili Tufan Erhürman yazmış; daha anlatılmayan, aslında kaç kişinin birinci ağızdan bildiği neler var.

Ve bu yükün altında ezilen kaç insan.

Bir dönemin tarih sayfalarına hiç yansımamış ama karanlıkta kalmış, yüzleşilmemiş öyle gerçeklikler var ki…

Hem kendi tarihimizle yüzleşmek, hem de kaç kuşak öncesinden sırtlanıp aktardığımız o travmaları atlatmak için bu gerçekliklere ihtiyacımız var.

O yüzden önceki hafta Ahmet Tevfik’in anlattıkları, doğrudan kendi şahitliği üzerinden paylaştığı bilgiler, aslında son derece değerli. Umalım ki, başkalarına da cesaret versin ve sözlü tarihe, tarihin karanlık sayfalarına ışık tutabilsin.

Nitekim de sanırım Tevfik bu cesareti verdi.

Lefkoşa’nın tanınmış işadamlarından Ahmet Ertaç örneğin, kendi gözüyle Bayraktar’ı ya da Kenan Coygun’u anlattı.

Ve tam da Sevgili Tufan Erhürman’ın dediği gibi, aslında faillerin de hasta olduğu bir ortama dair de ciddi bir örnek verdi.

Ahmet Ertaç, Alpay Mustafa’yı Bayraktar’ın vurduğunu teyit ediyor. Kendi gözleriyle gördüğünden değil, bizzat Bayraktar’ın kendisinden dinlediğinden!

Anlattıklarına göre, Kenan Coygun, yıllar sonra, ancak 80’li yıllarda Ahmet Ertaç’la yaptıkları içki sofrası muhabbetlerinde, bizzat pişmanlıklarını dile getirir. “Çok sarhoştum. Bana küfrettiğini söyleyerek beni gaza getirdiler. Sarhoş olmasam belki de o hatayı işlemezdim” ifadeleriyle anlatır, pişmanlığını.

Bilinen hikayeye dönelim;

Sene 1967…

Kıbrıs’ın en karanlık dönemlerinden biri…

Toplumlararası çatışmalar ortamında, TMT altında mücadele yılları. TMT içinde bizzat çeşitli görevlerde bulunmuş kişiler, o dönemlerde TMT içinde ciddi ayrılıklar yaşandığını anlatıyor. Temelde de Denktaş ve Dr Küçük cephesi taraftarları arasında. Bununla birlikte, yine bir Kıbrıslı Türkiyeli çekişmesi olduğu da anlatılanlar arasında.

Hatta bildik “Karasakal” tanımlamasının, o dönemde üst mevkilerde olan ve artık sakalı uzamış, doğal olarak da genellikle siyah çıkan, zaman zaman da dayak gibi çeşitli işkence yöntemlerine başvuran Türkiyeli komutanlardan feyz alınarak yaratıldığı söyleniyor.

Şevket Rado ise, bölüklerin de birbirlerine açık savaş ilan ettiğini anlatıyor. “Atatürk Heykeli sınırdı. Mesela ne Fikret Kürşatların dahil olduğu Bozkurt bölüğü, ne de Alpayların dahil olduğu Cenk bölüğü bu sınırı aşabilirdi” diye anlatıyor, bu ortamı.

İşte böyle bir atmosferde, bir gece Çağlayan Gazinosu’nda bir düğünde, anlatılanlara göre, kendisine sataşan Nevzat Uzunoğlu ile Fikret Kürşat’ı Alpay’ın ayağından vurması ile başlar olaylar. Ancak o gecenin de sıradan bir tesadüf olmadığı, cepheler arası ve tabii ki kişilerarası bir husumet sonrasında, özellikle kurgulandığını iddia edenler de var.

Örneğin, önümüzdeki hafta yayımlanacak Arif Hasan Tahsin ile yaptığımız röportajda da Arif Hoca, Alpay’ın üzerine bir şarjör boşaltıldığından, ama isabet ettirilemediğinden, ancak Alpay’ın istese ıskalamayacağından bahsediyor.

Ve bu olay sonrasında Alpay, en yakını Dr Küçük’e sığınır.

Alpay Mustafa’nın eşi Huriye Alpay da Sevgül Uludağ ile yaptığı röportajda, cinayetten birkaç gün sonra eve gelen Dr. Küçük’ün üzerine sarılarak, “bana sormadılar ama bu b.. yediler kızım” diyerek ağladığını anlatıyor.

O dönemde bölük komutanı olan Topal Mahmut ile aynı taburda çavuş olan Şevket Rado’nun anlattıklarına göre, Dr Küçük, “yargılamadan hiçbir ceza vermeyeceğiz” diye söz veren Hüda Reis’in ısrarları sonrasında Alpay’ı teslim eder. İşte Ahmet Tevfik’in hatırlamadığı ve Lefkoşa karakoluna Topal Mahmut ile birlikte Alpay’ı getirenin de Türkiyeli Tabur Komutanı Binbaşı Karaca olduğunu söylüyor, Rado.

Dahası, sonradan suçluluk duygusuyla bileklerini kestiğini.

O gece Alpay’ı hücrede vuran Kenan Coygun, yıllar sonra elini öpmek için eğilen Alpay’ı vurmaktan duyduğu acıyı anlatır, içki sofralarında.

Kenan Coygun, olay sonrasında, Ankara tarafından görev süresi dolmadan geri çekilir.

Ancak 74 sonrası adaya geldikten sonra, Kıbrıs’a yerleşecek kadar da adayı ve Kıbrıslıları seven, aslında dürüst, kibar ama sert bir adam olduğu anlatılır.

Ahmet Ertaç, Alpay cinayetini bir süreliğine Hüda Reis’in üstlendiğini ve bir yargılama ya da soruşturmaya gidilmese de halk arasında taraftarlarına karşı böyle bir intiba yarattığını anlatıyor.

Nedeni ise, Bayraktar’ı Alpay’ın taraftarlarından korumak!

Bayraktar adadan ayrıldıktan sonra, aslında cinayeti işleyenin Hüda Reis olmadığı ortaya çıkar. Ama bu süre içinde de Reis’in evi çeşitli defalar kurşunlanır. Hatay sokakta komşusu olan Ahmet Ertaç, bu kurşunlama olaylarını ve Reis’in hayatlarından endişe ettiği ailesini kayınvalidesinin evine taşıdığını da anlatıyor.

Bunlar yakın tarihin tanıklarının paylaştığı hikayeler. Mutlaka daha hiç anlatılmamış, belki yarım bırakılmış, hatta belki de farklı hatırlanan da birçok konu var.

Ama aslolan bu cesareti yaratmak ve bu hikayeleri paylaşmak.

Kendi tarihimizi özgürleştirmek, gerçekleri artık serbest bırakmak için... Anlamak ve affetmek için…


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.