1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Bayram nostaljisi...
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bayram nostaljisi...

A+A-

Mutlu bayram günleri dilerim herkese. Ramazan ayını disiplin, özveri ve ibadet içinde geçiren Müslümanların üç günlük ödülüdür Şeker Bayramı. Ki kaynaklandığı kutsal süreçten dolayı, adına Ramazan Bayramı da denilmektedir bu günlere  aynı zamanda.
  
Değişen yaşam koşulları nedeniyle, bayramın kutlanmasına ilişkin eski geleneklerimiz birer birer tarihe karıştı. Aradan geçen zaman, bu güzel geleneklerin dilden dile dolaşan nostaljik tadını giderek daha doyumsuz hale getirmektedir. Genç nesiller, kendilerine anlatıldığında, mazide kalan o soylu gelenekleri, tıpkı masalları dinlerken duydukları heyecana eş bir duyarlılıkla dinlerler. Ama anlatılanların masal değil, yaşanmış güzellikler gerçeğinin ta kendisi olduğunun mutlaka altı çizilmeli…
  
Hızlı değişimlerin rüzgarları önünde aşamadan aşamaya ulaşıp geçmişine yabancılaşan insanlarımız, artık ne kadar isterlerse istesinler, o eski günlere dönemezler. Geçmişe dair heyecanların özel günlerimizde körüklenmesi, biraz da bu hüzünlü bilinçten kaynaklanmaktadır bence... Özetlersek eğer; özlenenlere bir daha asla kavuşulamayacağını kesin anlama halidir bu buruk duygu...
  
Güzel geleneklerin kurumsallaşmış egemenliğini sürdürdüğü geçmiş dönemlerde, toplumdaki yoksulluk, oldukça yaygındı. O nedenle hem sayıları parmakla sayılabilecek denli az olan zenginler ve hem de toplumsal kurumlar, yoksul halk kitlelerinin Ramazan ayını bolluk ve sevinç içinde geçirebilmeleri için kendiliklerinden seferber olurlardı. Zenginlerin ve kurumların kurdukları iftar sofraları, birer şefkat kucağıydı... Herkese açıktı kuş sütünün bile eksik olmadığı o cömert sofralar.
  
Eskilerden dinlediklerime göre, her akşam başta zenginler mahallesi Arabahmet olmak üzere, başkent Lefkoşa'nın on beş ya da yirmi köşesinde iftar sofrası kurulurdu. Her iftar sofrasının selamlık ve harem bölümleri olurdu üstelik...
  
Ve ben, Ramazan günlerinde Lefkoşa'nın Arabahmet bölgesini apayrı bir duyarlılıkla gezerken, önünden geçtiğim her köhne konaktan, bu duyduklarıma ve bildiklerime dair çağrışımlar alırım. Tarihe dönük yolculuğumda, yoğun duygulanmalar yaşarım...
  
Birer soylu ruha sahiptir o bölgedeki Osmanlı mirası Arabahmet konakları... Sanki dile gelir ve sinelerinde sakladıkları Ramazan anılarını anlatırlar!.. Selamlıkta erkekler, haremde ise bayanlar ağırlanırdı. Yazsa eğer sofralar bakımlı ve geniş avlularda... Yok eğer kışsa, odun sobalarıyla ısıtılmış salonlarda...
  
Ünlü "diş kirası" olayı da, asla boş bir söylence değildir bilesiniz... İftar sonrası kapı eşiğinde sofradan ayrılan herkese ya şık keseler içinde para, ya da sepetler dolusu erzak sunulurdu. Toplu iftar sofralarına katılma olanağı bulamayanların evine de, çeşitli ihtiyaç maddeleri yağardı her yandan.
  
Bolluğu yaşamlarına taşıyan bu soylu ritüellerin son bulmasından dolayı, yoksulların Ramazan'ın gidişini her yıl adeta yasla uğurladıklarını ve bayram günlerinden başlayarak yeni Ramazan'ların ipini çekmeye koyulduklarını tahmin etmek hiç de zor değildir.
  
İstanbul'un ünlü Direklerarası'nın bir minyatürü de Girne Caddesi, Sarayönü ve Asmaaltı üçgeninde kurgulanırdı Ramazan ayı boyunca... Bir panayırdan farksız olan bayram yerleri de, Sarayönü'ne konuşlanırdı zaten... Buradaki etkinlikler ve eğlenceler bayram günlerinde ivme kazanarak doruğa çıkardı. Meddahlar, gölge oyuncuları, zenneler, şarkıcılar, çalgıcılar, hokkabazlar, sihirbazlar ve cambazlar... Çeşitli salonlarda ve kahvehanelerde hünerlerini göstermek için birbiri ile yarışan, halkın içinden çıkma o yetenekler... Sevimli hokkabazlar, özel giysileri içinde, akın akın gelen kalabalıklardan, yıl boyunca geçimlerini sağlayacak parayı alınlarının teriyle kazanma uğraşına girerlerdi…
  
Gösteri sanatının çeşitli dallarında birer yetenek olan ne kadar da çok insan vardı o zamanlar… Hepsi de özbeöz Kıbrıslı ve hepsinin de gösterisinde Kıbrıslı tatlar ve yansımalar…
  
Pehlivanların güreş tuttuğu köşeler de vardı bu minyatür Direklerarası'nda... Kimi zaman İstanbul'dan gelen kumpanyalar, eğlenceye özel zenginlikler katardı. Aydınların oluşturduğu kulüpler de, özenle hazırlanan tiyatro oyunlarıyla çıkarlardı halkın karşısına... Öylesine çekicilik taşırdı ki bu Ramazan ve Bayram kutlamaları, Hıristiyanlar bile Müslümanların arasına karışıp eğlenceden pay almaya koyulurdu...
  
Tabii ki bu katılımın rövanşı Hıristiyan Ortodoks Rumlara ait paskalyalardı… Çok uzaklarda kalan barış günlerinde Rumların çeşitli sunumlarıyla komşu Türkleri özellikle karma köylerde paskalya ritüellerinde  ağırladıkları hala unutulmayan Kıbrıs anıları arasındadır…
  
Geleneksel Türk gösteri sanatlarında gölge oyunlarının tartışılmaz ünlüsüdür Karagöz ve Hacivat. O nedenle Ramazan ve Bayram eğlencelerinde en büyük ilgiyi Karagöz'le Hacivat'ın çektiğini tahmin etmek zor değildir. Günümüzde seçkin kültür adamlarımızdan Mehmet Ertuğ tarafından yaşatılmakta olan Karagöz ve Hacivat olayının toplumumuzda köklü bir geçmişi vardır. Kıbrıs'ın güncel olaylarına ve tipik kahramanlarına göre uyarlanmış oyunlar, halkımızın bu gösteri sanatına ilgisini artırırdı... Kıbrıs'ın ünlü Karagözcüleri, 1571'lerden itibaren Anadolu'dan taşıdıkları figürleri biraz da Kıbrıslılaştırmışlardı.
 
Bu anlattığım güzellikler, sinemanın altın günlerinin tetiklenmeye başladığı 50'li yılların başına dek sürer. Türk halkının sinema tutkusu, diğer tüm alışkanlıklara baskın çıkıp, hele de bayram günlerinde adeta bir yaşam biçimine dönüşecektir kısa sürede... Daha sonra sinema fenomenini, çeşitli programlarıyla hızla gelişen radyo günleri ve arkasından da televizyon mucizesi izler.
  
Çok renkli ve çok sıcak bir dönemin defteri kapanırken, modern zamanların yeni sayfaları açılmaya başlayacaktı arka arkaya... Eğlencenin şekilleri ve figürleri de, tıpkı insanlar ve yaşam gibi değişecekti giderek... Modern zamanlara karşı “Nerede o eski bayramlar!” hayıflanmasını tetikleyecek olan da bu toplumsal değişimlerdi işte…

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.