1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Belediyelere ‘neşter’
Belediyelere ‘neşter’

Belediyelere ‘neşter’

Akansoy, “Belediyelerin sayısını azaltarak, bölgesel krallıklara da yol açmayacak demokratik ve yasal düzenlemeleri yapmamız lazım” dedi.

A+A-

Eniz Orakcıoğlu

İçişleri ve Çalışma Bakanı Asım Akansoy, gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Akansoy, su konusunun kendileri için zor bir konu olduğunu belirtti. Bu konu ile ilgili ciddi bir çalışma yapıldığını ifade eden Akansoy,  özellikle CTP’nin bu konuyla ilgili ciddi kafa yorduğunu savundu.

Sürecin Kıbrıs Türk Toplumunun lehine şekillenmesi, Kıbrıs Türk toplumsal kurumların ve devletin lehine şekillenmesi içinde müzakerelerde bulunduğunu ifade eden Akansoy, “İyi ki de bu müzakerelerde bulundu ve iyi ki de bu tartışmalar oldu ve düne göre bugün gelinen nokta aslına bakarsanız epeyi farklılıklar arz ediyor. Genele baktığınızda elbette ki çok daha iyi olabilirdi ama bunu temenni etmenin çok da anlamı yok, çünkü bu süreç 2010 yılında başladı” dedi.

2012 yılında CTP’nin su protokolü meclise geldiği zaman gösterdiği reaksiyon ve ortaya koyduğu görüşlerin ortada olduğunu aktaran Akansoy, bu su ile ilgili, suyun yönetimi, halka ulaştırılması, suyun uygun fiyata satılmasıyla ilgili çok derinlemesine analizler yaptıklarını söyledi. Akansoy, “Bununla ilgili olarak da bir duruşumuz mevcuttu, fakat gelinen süre zarfında CTP ve UBP hükümetinde bu konuyu önümüzde bulduk” diye konuştu.

“CTP direnmeseydi arzu edilmeyecek sonuçlarla karşılaşacaktık”

Su konusunda geçmişten başlayan ve kendilerinin dâhil olmadığı bir süreçle karşı karşıya kaldıklarını belirten Akansoy, “Diğer bir nokta da biz şu anda hükümette tek başına iktidarda değiliz. Dolayısıyla bu süreç UBP’nin de kendine göre görüşleri çerçevesinde şekillendi. CTP hükümette olmasaydı ve bu kadar direnmeseydi, elbette bu su geldiği gibi protokole göre imzalanırdı ve bugün hiç arzu etmediğimiz sonuçlarla karşı karşıya kalırdık” şeklinde konuştu.

“Ne zafer ilan edilebilecek ne de karalar bağlanacak bir sonuçtur”

 “Sonuç en genel anlamda çok fazla tatmin edici olmamakla birlikte, ne zafer ilan edilebilecek bir sonuçtur, ne de karalar bağlanacak bir sonuçtur” diyen Akansoy, “Süreci devam ettirmek ve mücadeleyi sürdürmek lazım, elimizden geleni yapmamız lazım. Biz ne durumda olduğumuzun, neye imza attığımızın bilincindeyiz. Görüşlerimizi çok net bir şekilde de bugüne kadar toplumla paylaştık, görüşlerimizin de arkasındayız ama fiili durum reel politik bizi bu noktaya getirdi, bu noktada da imzalar bu çerçevede atıldı ve toplumun önü böylelikle kısmide olsa açıldı” ifadelerini kullandı.

“Yeni yasayla belediyelerin sayısı azaltılacak”

Su konusunda yerel yönetimlere de değinen Akansoy, yerel yönetimlerin kendileri için oldukça önemli olduğunu belirtti. Yerel Yönetimlerin bu süreçten dışlanmaması için ciddi bir çaba sarf edildiğine işaret eden Akansoy, şunları söyledi:

“Şu anda da suyun işletilmesinde olsun, yönetilmesinde olsun yerel yönetimler ciddi bir role sahip olacaktır. Elbette yerel yönetimler isterse kendi demokratik iradelerini kullanarak gelen suyu tercih etmeyebilecekler ve var olan kaynaklarımız üzerinden de topluma hizmet sunmaya devam edebileceklerdir. En genel anlamda biz belediyelerin çok daha verimli, çok daha etkin ve halka çok daha süratli ve kaliteli hizmet vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu çerçevede de Yerel Yönetimler Reformu da söz konusudur. Biz 2016 yılı içerisinde de Yerel Yönetimler Reformu olarak nitelediğimiz, yerel yönetimlerle ilgili yasayı meclise sunacağız. Burada yaptığımız çalışmalar devam etmektedir.

“28 belediye toplum için çok fazla”

Bu noktada belediyeler sayısında ciddi bir azalmayı öngörmekteyiz. 28 belediye bu toplum için çok fazladır, bu sayıyı makul bir düzeye getirmek lazım, sen ben davasından vazgeçmek ve vatandaş merkezli bir düzene geçmek lazım. Belediyelerin sayısını azaltarak, bölgesel krallıklara da yol açmayacak demokratik ve yasal düzenlemeleri yapmamız lazım, belediye meclislerinin gücünü artırmamız lazım. Aslında belediye sayılarının azaltılması tek adamcılığı ortadan kaldırıp, daha çoklu bir yönetime geçmek için bir avantajdır diye düşünüyorum.”

“Kamu yapılaşmamız etkin değildir”

Akansoy, daha etkin, daha efektif, sorunlara anında müdahale eden, hukukun üstünlüğünü temel alan bir devlet sistemine geçmemiz gerektiğini söyleyerek, “Bizim kamu yapılaşmamız etkin değildir. Etkin bir hale gel bilmemiz için kamu yapılandırmasında niteliği artırmak lazım. Bugünkü yapılanmamız ülkedeki sosyal, ekonomik ve siyasi sorunlara anında müdahale etmeye yeterli değildir. Bu noktada yeniden yapılandırmadan bahsediyorum. Örneğin, bu konuda Çalışma Bakanlığı ile ilgili ayağımızda Dünya Bankası ile çalışma yapmaktayız, Dünya Bankası bize bakanlığın çok daha etkin bir şekilde faaliyet göstermesiyle ilgili bir rapor ve yol haritası sunacak bizde ona göre yeniden yapılanmayı öngörmekteyiz” şeklinde konuştu.

“Kamu reformu önemli bir nokta”

Önemli diğer bir noktanın Kamu Reformu olduğunu vurgulayan Akansoy, “Kamu Reformu yasasını müşavirler ne olacak konusuna indirgememek gerekir. Bizim toplum olarak bazı takıntılarımız oluştu, 10 müşaviri dert ettik ve peşine gittik. Bu doğru bir yaklaşım değildir örneğin bugün bizim bakanlığımızda 2 tane müşavir bulunmaktadır ve üst düzeyde çok etkili bir şekilde çalışıyorlar. Biz devletin var olan sorunlara etkin bir şekilde çare üretebilecek, bir dinamizme kavuşmasını sağlayacak önlemler almamız lazımdır. Bunu nasıl yaparız bunu tartışmamız gerekir. Bu sadece kamu reformu ile ilgili de değil baştan sona yeni bir yapılanmaya olan ihtiyaçtan bahsediyorum ve bu yeni yapılanmanın olabildiğince sivil, olabildiğince vesayetten arındırılmış olmalıdır” diye konuştu.

“Polis sosyal sorunlara etkin ve verimli katkı koyamıyor”

Polisin şu anki yapısı ile bugün ülkedeki sosyal sorunlara etkin ve verimli katkıyı koyamadığına dikkat çeken Akansoy, “Dolayısıyla tüm bunların masada olması ve bir çaba içerisinde olunması lazımdır. Elbette ülkemizde sorunlar var ve devam edecektir bu sorunların biteceğini de kimse beklemesin. Çünkü bunlar küresel sorunlardır ki bir uyuşturucu konusu sadece bizim irademizle şekillendirilebilecek bir şey değildir. Biz gerekli takibi, gerekli yöntemi, gerekli, çağdaş uygulamaları hayata geçirmek konusunda çaba sarf etmeliyiz” şeklinde konuştu.

“Yeni cezaevinin arazisi hazır”

Cezaevi konusuna da değinen Asım Akansoy, “Maalesef Çağdışı bir cezaevimiz var. İçeriye bakıldığında suçlu ve hükümlülerin iç içe geçtiği, çocuk ve büyüklerin iç içe olduğu, farklı cezalardan yargılanmış veya tutuklanmış kişilerin birlikte olduğu bir yapı. İstediğiniz kadar bu yapıyı düzenleyin, temizleyin, tamir edin, boyayın olmuyor. Bunların yanında cezaevi ile ilgili geçmişten kalan girişimler vardı bunları ben çeşitli temaslarda bulunarak ileriye götürdüm. Son duruma gelecek olursak yeni cezaevi ile ilgili arazi hazırdır, Haspolat Kirli Sanayi dediğimiz bölgede arazi ayrılmıştır, Türkiye’den getirdiğimiz uzmanlar tarafından da arazi uygun bulunmuştur. Diğer bir nokta ise nasıl bir cezaevi modeli olacağı ile ilgili çeşitli temaslar yapıldı, bu temaslar çerçevesinde de kendi ülkemizi ve kendi gerçeğimizi dikkate alan bir model üzerinde duracağız ki burada da bir problem yoktur” dedi.

“Müteahhitler protokol imzaladı”

Akansoy, yeni yapılacak cezaevinde esas tıkanma noktasından da bahsederek, “Cezaevi inşaat süreci, müteahhitlik meselesi ile ilgili ihalenin nerde açılacağı ile ilgili bir sıkıntı çıkmıştı. Müteahhitlerimiz burada açılmasını, Türkiye kaynağı sağlayacak ülke olarak orada açılmasını istiyordu. Ben geldiğim gün bunun hiçbir anlamı olmadığını tüm taraflara söyledim, ister Ankara’da isterse burada açılsın fark etmez. Bizim ve Türkiye’nin buradaki hassasiyetimiz, Türkiye bu nokta da diyor ki ‘Mademki yeni cezaevi yapılacak temiz ve iyi bir cezaevi yapılsın, iyi denetlensin sorun olmasın’ Bizim müteahhitlerimiz ise kendi insanlarımızda bu süreçte olsun diyor ki bu iki görüşte de bir problem bence yok. Demek ki bu ihale Lefkoşa’da da Ankara’da da olsa uzlaşı çerçevesinde bu proje gerçekleşecektir. Bu noktada Bizim Müteahhitler Birliği, Türkiye Müteahhitler Birliği ile birlikte güzel bir girişimde bulunarak bir protokol yaptı ve orada çıkan sonuçla bundan sonra bu ili kuruluş birlikte hareket edecekler ve bundan sonra da ülkenin geri kalanıyla da ilgili konulara dönük de çalışmalar olacaktır” diye konuştu.

“Yeni cezaevinin temeli 2016’da atılacak”

Akansoy, sözlerine şu şekilde devam etti; “Yeni cezaevi ile ilgili tüm adımlar atıldı ve girişimler yapıldı. Mali protokolün imzalanması bekleniyor. Bu protokolün imzalanmasının hemen ardından da biz bu işin peşini bırakmayıp gerekli adımları atacağız. Kısacası 2016 içerisinde temel atılmasını temenni ediyorum.”

“Beyaz kimlik almak zorunlu değil”

Beyaz kimlik konusuna da değinen Akansoy, Beyaz kimlik almanın zorunlu olmadığını belirterek, “Bir kişi bile olsa o beyaz kimliği alan insan artık bizim insanımızdır, devletin belli bir hukuk sistemine, belli bir düzenine entegre olmuş bir sistemdir ve beyaz kimlik alan kişilerin sorumluluğunu üstleneceğiz. Seçme ve seçilme hakkı hariç diğer haklardan yararlanması için tüm çalışmaları bu yıl içinde yapacağız. Bunun sözünü verdik ve ben bu konuyu Bakanlar Kuruluna da götürdüm, Başbakan başta olmak üzere tüm bakan arkadaşlarımız evet haklısın bu yönde yürümeye devam et dediler. Dolayısıyla bizde hedef olarak 1 Ocak 2017 tarihini koyduk ve çalışmalara başladık. Müsteşarımız tüm bakanların müsteşarlarını çağırarak dedi ki ‘beyaz kimlik alanların kendi mevzuatlarınızda gerekli düzenlemeleri yaparak ne tür haklara sahip olacaklarını bize söyleyin, bunun bir programını, listesini yapalım ve ona göre yola devam edelim.” 

“Ekonomik ve sosyal haklardan da yararlanabilecekler”

Akansoy, sözlerine şu şekilde devam etti; “Benim bu noktadaki amacım madem ki bu adımı sorumlulukla attık, vatandaş olmak isteyen kişiler ve bu kişilerin bağlı olduğu çeşitli dernekler bizim kendilerini oyaladığımızı,  göz ardı ettiğimizi veyahut bu kimliği bir paravan olarak kullandığımızı zannediyorlar, kesinlikle öyle bir şey yoktur. Bu konu ciddi bir şeydir ve beyaz kimlik sahibi olan kişiler 1 Ocak 2017 tarihinden sonra iş kurabilecek, eğitim hakları üniversite düzeyine kadar olacak ve diğer KKTC vatandaşlarının sahip olduğu ekonomik ve sosyal haklardan da yararlanabilecekler. Dolayısıyla şu anda başvuru binlerce değil yüzlercedir ama bir kişi bile olsa o bizim sorumluluğumuzdadır. Bu insanlarımız artık çalışma izni çıkarmadan bu ülkede hayatlarını sürdürebileceklerdir, Bu insanlarımız iş kaybına uğradıklarında 6 ay boyunca devletten işsizlik parası alabileceklerdir ve şu anda çalışma izni olup da işini kaybedenler bir aylık bir zaman farkı olmasına rağmen kimlikle birlikte bu 6 aya çıkacaktır.”

“Vatandaşlık Golifa gibi dağıtılmıyor”

Akansoy, vatandaşlık hakkı ile ilgili şunları söyledi; “Şu anda 12 yılını dolduran kişilere vatandaşlık hakkı veriyoruz, 12 yıl çalışma izinli olmak kaydıyla, bir de KKTC vatandaşlarıyla evli olanlara vermek durumundayız. Bir de yeni vatandaşlık yasası ile öngördüğümüz bazı düzenlemeler vardır. Bu düzenlemelerde de öngördüğümüz ülkemize ciddi yatırımlar yapacak olan kişilere vatandaşlık verilebileceğidir ki bu son 4 ay içerisinde 2 iş adamına, bir Alman yazara bir Afkan genç çocuğa toplamda 4 kişiye vatandaşlık verdik ki Bakanlar Kurulunun böyle bir yetkisi vardır. Ama burada önemli olan vicdanen bunu taşıyabilmemiz ve ne için verdiğimizdir. Vatandaşlığın eskisi gibi Golifa şeklinde dağıtılmıyor, bu yüzden hem vatandaşlık talebinde bulunanlar, hem de vatandaşın bu rahat olsun”

“Bu konuda tavizim yoktur”

Akansoy, iş kazasına ve iş sağlığı güvenliği denetimlerine değinerek, “Devlet, hükümet denetimlerini sürdürecek ve kesinlikle bu noktada tavizimiz yoktur. Bu konuyu 3 noktada değerlendirebiliriz. Bunlardan bir tanesi kurumsal kapasitemizin artırılması gerekir. Örneğin, Mağusa, İskele bölgesini denetleyecek olan müfettiş sayım 3’tür, bunlardan da biri şu an hamiledir, bir diğeri de hasta olursa müfettiş sayım 1’dir. Bu noktada da 1 kişi ile hiç bir şey yapamazsınız demek ki bu noktada kurumsal kapasitemizi artırmamız lazım. İkinci nokta ise yasal mevzuatın değiştirilmesidir. Özellikle iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak ortaya çıkan anomalileri ortadan kaldırabilmek adına ihale tüzüğü başta olmak bir takım düzenlemeler yapacağız. Bu konularla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Özellikle inşaat alanıyla ilgili bir tüzüğümüz söz konusudur ki ileri ki günlerde bunu toplumla da paylaşacağız şu anda Savcılığa sunulmuştur” dedi.

“Odalar ve birlikler de hassasiyet göstermeli”

Akansoy, iş sağlığı ve güveliği konusunda sözlerine şu şekilde devam etti; “3’üncü nokta da paydaşlardır. Benim Ticaret Odası, Müteahhitler Birliği, Sanayi Odası ve Sendikalarla sürekli diyaloğum var ve aramda gayet iyidir ve onlardan memnunum. Burada benim kişi olarak gösterdiğim hassasiyeti, odaların ve birliklerinde göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Kısacası İş Sağlığı ve güvenliği kurallarına uymayan bir inşaat firmasının peşine düşmek yerine gerektiğinde Müteahhitler Birliği de o firmanın üyeliğini silebilmeli veyahut askıya alabilmelidir. Bu konuda toplumsal uyanış gerekir, çünkü bu insan hayatıdır”

“Kapılar konusunda mutlu olduğumu söyleyemem”

Kapılar konusunda mutlu olmadığını söyleyen Akansoy, “Bu memnuniyetsizliğim sadece bizden kaynaklı değildir ki bizim ekonomik şartlarımız daha iyi olsaydı kendi bölgemizdeki işlerin yapılması konusunda çok daha etkin olabilirdik. Kapıların sosyal ve ekonomik getirileri çok yüksektir. Ben gözümüzü kapatalım, çözüme konsantre olalım imza attıktan sonra her şey düzelecek görüşünde değilim. Ben çözüm sürecinin, barış denilen olgunun adım adım kurulacak bir süreç olduğunu ve bu bağlamda toplumların yakınlaşması adına ortadaki sınırların kaldırılması gerektiğini düşünen bir kişiyim. Bu anlamda da kapılar konusunda daha verimli olabilirdik”

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.