1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Ben senin neyin oldum?
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Ben senin neyin oldum?

A+A-

Gözlerini almalıydım karşıma her yerime aldım seni. Günler geçecek, her dokun işleyecek bir yerlerime. Masmavi bir yere götürdün beni, kendimi göreyim diye. Ellerimi tuttun, kanım daha hızlı aksın diye. Dudaklarımı öptün, kafamı yastığa koyduğumda seni düşüneyim diye. Çünkü sen bunları yaparken aslında beni hayata döndürdüğünün farkında değildin. Günün birinde sensiz bırakılmaktan sensiz kalırsam bir hiçlikte yok olmaktan çok korkuyordum. Bu yüzden benliğimi kaplayışını durdurmak istiyorum; ama yapamıyorum. Ben hep seninle bir dakika öncesinden daha çok şeyi bütünleştirmek istiyordum. Öyle karşımda durup da hiç konuşmadan bak yüzüme sessiz sakince dur karşımda. Ne elin değsin elime ne de yüreğin dokunsun yüreğime. Sanma ki dilim konuşacak.
Söylenen sözler yüreğimin sadece. Kendime bile dar gelirken sen kimsenin sahip alamayacağı yere sahiptin. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile seni düşünmek yetiyor bana.


İçimdeki sevinç yüzüme yansıyor gülmeye başlıyorum. Beni güldüren senin sevgindi ve ben kayıtsız içten gülüşün ne demek olduğunu anlıyorum seninle. Kocaman bir yürekle seviyorum seni. Gözlerim değil yüreğim gördü senin gibi eşsiz bir insanı. Damarlarımdaki kana karışıp oturdun yüreğime. En değerli yüreğimde olmalıydın ve orada kalmalısın. Başka bir yerde olamazsın zaten.


Sensiz olamam diyorum ama dememeliyim. Çünkü hiç tanımamış olabilirdim. Ama artık çok geçti.
Çünkü her halin çekti beni sana. Duruşun, yürüyüşün, bakışın, konuşman, kurnazlığın, suskunluğun, olgunluğun, kızman, gülüşün, uyuman...


Sesini de suskunluğunu da sevdim. Bu uçarı sevdamı anlatacak kelime bulamıyorum, senin yanında. Yüreğimin en kuytu köşesinde sen varsın artık. Bir tek sana hiçbir şey beklemeden sunabiliyorum benliğimi. Seni ilk gördüğüm gün içimde ne kadar acı tortusu varsa seninle eridi gitti. Yepyeni bir hayat başladı seninle birlikte.


Vazgeçilmezim olarak kıldığım tek şey artık sendin.


Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek isterdim.
Kokunu içime çekip teninin sıcaklığıyla irkilmek isterdim. Yaşama senin adınla anlam katmak mutluluğu sende bulup bir daha kaybetmek istemezdim. Ama bunları bir anda anlamak sana güç gelebilir. Ama biraz düşünürsen umarım anlayabilirsin. Ben seni hiç mi hiç gözlerimde bitirmek istemezdim. Ben kendimi yitirmediğim sürece sende kaybolmayacaksın. Senin suskunluğun en büyük silahın ve suskunluğunla vurdun beni. Söylesene ben gerekten senin neyin oldum? Bilseydim bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim?

 

 


Sensizlik yakışmadı bana…



Karar veremiyorum bir türlü...
- Çok yakıştı- diyor yüreklerinde yer edindiklerim…
Nasıl da huzurlu görünüyorsun şimdilerde...
Ben...
Ben bilmiyorum hala!
Üstüme giydiğim bu kapkara sensizlik yakıştı mı gerçekten bana...
Senli hayallere dalıyorum pamuk düşlerle,
Çıkarıyorum üstümden sensizliği…
Sonra gözümü alıyor düşlerimin beyazlığı tekrar giyiyorum!
Bir iki beden büyük mü geldi yoksa...
Küçükken annemin yaptığı gibi seneye de giyerim deyip en büyüğünden mi kuşandım sensizliği...
Karar veremiyorum bir türlü…
Bu kadarı fazla bana deyip,
Çıkarıyorum üstümden...
Bildiğim en yakın terziye gidiyorum koşar adımlarla...
Ne istediğimi anlatıyorum,
Şurası şöyle olmalı…
Burası geçmişte kalmalı…
Ben anlatıyorum-arkadaşım-terzi dinliyor.
Dinince öfkem bir yudum, sensizliği geçirip yine üzerime çıkıyorum!
Sen
Ben
Sensizlik
Kapkara
Kocaman…
Geçiyor zaman!
Ya ben büyüyorum ya acılarım ya da yüreğimin iç cebinde taşıdığım sensizlik!
Kısa geliyor artık paçaları,
Kollarımı açıkta bırakıyor açık denizler kadar uzak varlıksızlığın...
Hem üşüyorum artık hem de utanıyorum...
Yepyeni
Ve
Bembeyaz
Ve
Sıcacık…
Ödünç bir kıyafeti olan var mı!


 

 


Beni güzel hatırla!



Bunlar belki de son satırlar...
Farz et ki, bir rüzgardım, esip geçtim hayatından ya da bir yağmur sel oldum sokağında sonra toprak çekti suyu...
Kaybolup gittim, belki de bir rüya idim senin için.
Uyandın ve ben bittim...
Beni güzel hatırla!
Çünkü; sevdim seni ben, her şeyini...
Sana sırdaş oldum, dost oldum,
koynumda ağladın.
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini,
beni üzdün, kınamadım.
Alışıktım vefasızlığa, el oldun aldırmadım...
Beni güzel hatırla!
Sayfalarca mektup bıraktım sana.
Şiirler yazdım her gece, çoğunu okutmadım.
Sakladım günahını, sevabını içimde
sessizce gittim...
Senden öncekiler gibi sen de anlamadın.
Beni güzel hatırla!
Sana unutulmaz geceler bıraktım
sana en yorgun sabahlar...
Gülüşümü, gözlerimi, sonra sesimi bıraktım.
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka, söylenmemiş “merhaba”lar sakladım her köşeye vedalar bıraktım duraklarda.
Ne ararsan bir sevdanın içinde
fazlasıyla bıraktım ardımda.
Beni güzel hatırla!
Dizlerimde uyuduğunu düşün, saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı, mutlu olduğun anları getir gözünün önüne.
Alnından öptüğüm dakikaları...
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün şaşırtmayı severim biliyorsun.
Bu da sana son sürprizim olsun.
Şimdi, seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum beni güzel hatırla.
Gidiyorum...

 



Elma ve şarap…



Kadınlar ağaçtaki elma gibidir.
En iyileri en üst dallarda bulunur.
Erkeklerin çoğu düşüp incinmekten korktukları için üst dallara uzanmak istemezler.
Onun yerine yere düşmüş çürükleri toplarlar çünkü onları elde etmek daha kolaydır.
Yukarıdaki elmalar ise kendilerinde ararlar suçu ve sorarlar kendilerine ‘Nerede hata yapıyorum’ diye.
Aslında gerçekten hatasız ve muhteşemlerdir.
Sadece doğru erkeğin ortaya çıkıp cesaretini ve yüreğini toparlayıp o üst dallara ulaşmasıdır bütün olay.
Lütfen bu gerçeği iyi elma olan bütün kadınlarla paylaşın. (Dalından toplanmış olsalar bile)
Erkekler ise...
İyi birer şarap gibidir.
Koruk olarak başlarlar, mayhoş ve tatsız...
Kadınlar tarafından canları çıkana kadar çiğnendikten sonra ancak bir yemeğin yanında gidecek kadar tatlanırlar...
(Teşekkürler İrem)


 
Kıssadan Hisse


İki kurbağa…

 

Bir kurbağa sürüsü ormanda ilerlerken,
içlerinden ikisi bir çukura düşmüş.
Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanıp,
çaresiz bir şekilde bakıyorlarmış.
Çukur bir hayli derin olduğundan düşen arkadaşlarının
zıplayıp dışarı çıkması mümkün gözükmüyormuş.
Yukarıdaki kurbağalar, boşuna
çabalamamalarını söylemişler arkadaşlarına:
“Çukur çok derin. Dışarı çıkmanız imkansız!.”
Ancak, çukura düşen kurbağalar onların
söylediklerine aldırmayıp çukurdan
çıkmak için mücadeleye devam etmişler.
Yukarıdakiler ise hala boşuna çırpınıp durmamalarını,
ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlarmış.
Sonunda; kurbağalardan birisi
söylenenlerden etkilenmiş ve mücadeleyi bırakmış.
Diğeri ise; çabalamaya devam etmiş.
Yukarıdakiler de, çırpınıp durarak
daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürmüşler.
Ne var ki, çukurdaki kurbağa
onlara hiç aldırmadın son bir hamle daha yapmış,
bu kez daha yükseğe sıçramayı başarmış
ve çukurdan çıkmıştı.
Arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine
hiç kulak asmamıştı…
Çünkü o sağırdı!
 

 
Günün Fıkrası


Alışkanlık...



Genç adam evlenmişti.
Ertesi gün arkadaşlarından birine rastladı.
Nasıl geçti? diye sordu arkadaşı.
Sorma birader dedi, damat üzüntüyle başını sallayarak.
Feci bir şey oldu.
Ne oldu?
Gece gayet iyi geçti.
Sabahleyin kalkınca nerede olduğumu hatırlayamadım.
Bekarlıktan kalma alışkanlıkla karımın eline para tutuşturup gitmeye kalktım.
Deme. Peki karın yaptı?
O da uyku sersemliğiyle kalkıp paranın üzerini geri verdi...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.