1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Benim kadar sev…
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Benim kadar sev…

A+A-

Yârim olacaksan,
yüreğimi sahiplenip yüreğinin olmama izin vermelisin...
Sonu olmayan sevda türkülerime kulaklarını asla kapamamalısın...


Acını sahiplenişime... Sana gelen bana gelsin duasına duruşuma şaşırmak lüksün yok senin…
Gözlerine bakarken bile seni özlememi fazla görmemelisin…
Ne kadar mesafeler girse de aramıza… Aldığın nefes kadar sende olduğumu hissetmen lazım ebeden...

İzin vermelisin gecenin aydınlığı olup;
sabahına güneşin gibi doğmama…
Buz gibi ayaz vurduğunda… Üşüdüğünde beni düşünmen yetmeli ısınmana…


Canın acıdığında aklına düşersem acını dindiren yanın olmalıyım ben senin…
El ele sevgililer gördüğünde kıskanmalısın çaktırmadan…
Aklına düşmeliyim sarılmalısın telefona…

Canımın manası yar, dinmiyor sana özlemim…
Uzak kaldıkça coşuyor sevdamın çağlayanı, diyebilmelisin cesurca...
İmkansızlaştıkça vuslatımız, yıkmalıyız tüm duvarları kalp kalbe verip...


Ben ya da sen diye bir kelime olmamalı lugatımızda…
Biz olmalıyız sonsuz kere...
Gözlerine baktığımda her yeri sen kokan diyarlarda bulmalıyım kendimi...
Tüm yollarım sana çıkmalı…
Kendimi kaybettiğim her anda yol göstericim sen olmalısın…


Ömürlük bir yokluk bile sebep olsa ayrılığımıza bekleyişlerim tükenmez asla…
Sev beni…
Suya hasretçesine suyu yudumlar gibi...
Sev beni...


Acısını dindirmek isteyen çocuğun annesine sarılışındaki masumluk gibi...
Sev beni dualardaki sevdiğim gibi seni...
Sev beni erisin tüm buz tutmuş sancıyan yanlarım…


Sev beni şevki dünyam sevginle şenlik havasına bürünsün…
Sen sevdikçe beni halaylar çekilsin…
Sen sevdikçe beni kavuşsun tüm filmlerin aşıkları...


Sen sevdikçe beni evinde yakacak sobası olmayan çocuklar ısınsın...
Sev beni…
Seni sevdiğim kadar sev beni
Sev ki; bizi gören herkesi hayran bıraksın sevgimiz...
Sevilmek istesin her erkek ben gibi…


Her kadın sen gibi delicesine aşkı tatmak istesin…
Ey sevgili;
Seni kaybettim zannederken yeniden kavuştuğum…
Sımsıkı sev, delicesine sev, benim kadar sev…
Sev ki biriciğim, sen sevdikçe çağlayanlar gibi büyüsün sevgimiz, bitsin hasretlerimiz.


Neler oluyor bize?..


Sevmek ve sevilmek mutluluğun kaynaklarıdır.  Hatta daha da öteye giderek sevmeden ve sevilmeden hiç kimsenin mutlu olamayacağını iddia ediyorum.  Hepimiz sevmek ve sevilmek isteriz.  Ancak toplum olarak bunu ne kadar yapabiliyor, daha doğrusu ne kadar ifade edebiliyoruz?


Kıbrıs Türk toplumunu tanımlarken ‘Marazi bir toplum’ tanımlaması yapılmıştı.  Çok karşı çıkmış hatta alınmıştım.  Daha sonra tüm çıplaklığıyla yüzüme vuran bu gerçekle karşı karşıya kaldım.  Yaptığım gözlemlemelerde kişilerin mutsuzluklarına ve olumsuzluklarına şahit oldum.    En acı olan gerçek ise benim de bu tanımlamaya uymamdı.  Bazen ne olduğunuzu bilmeniz ve bile bile bunu değiştirememeniz aslında sizi yıkan tek faktör.


Toplumsal değişim ise çocukluk yaşlarından itibaren yaratılabilecek bir oluşum.  Çocuklarımızı sevmek ve istedikleri her şeyi onlara vermek yeterli mi?  Toplum olarak sevdiklerimize onları sevdiğimizi niye dile getiremiyoruz, çocuklarımıza bile.  Sevginin mutluluk getirdiğini nasıl unuttuk.  ‘Seni seviyorum’ kelimelerini yeterince duymadan büyüyen çocuklarımız da aynı davranışları sergileyecekler ve bu model sonsuza kadar devam edecektir.


Yıllar önce de böyle miydik yoksa ‘bencillik’ten dolayı mı bu durumdayız?  Kendimizden ve yakın ailemizden başkalarının mutluluğu neden bu kadar önemsiz?  Toplumsal mutluluğun uzun sürede bize geri döneceğini neden fark edemiyoruz?  Başkalarının mutsuzluk ve başarısızlığından mutluluk duyacak duruma gelmemek içinse ne gerekiyorsa yapılmalıdır.


Neler oluyor bize …  Yapılan her hareketi eleştiren bir toplum olarak, olumlu eleştirinin bize kazandırabileceklerini ön planda tutmalıyız. 

Toplum olarak politikadan başka bir şey konuşamaz olduk.  Yok mu hayatta başka güzellikler

Kendi vizyonumuzu genişletmenin yok mu başka bir yöntemi? Öğrenmekten ne zaman vazgeçtik ve de en önemlisi var mı bunun bir sonu?


Çocuklarımızın daha bilgisiz ve daha sevgisiz büyüdüklerini, bu küçücük adada kendimizden başka bir şey düşünemediğimizi fark edip önlemler almamız gerekiyor.  Birine ‘seni’, ‘sizi’ seviyorum demek niye ayıp?  Sevgisiz bir toplum, sevgi belirtmenin ayıp olduğu bir toplum yetiştirdiğimizin farkına varamayacak kadar mı meşguluz? 


Neler oluyor bize … ‘Hırs’ın kişilerin gelişiminde olumlu etkileri olduğu söylenir.  Bu bir gerçekse eğer, hırsımız bizi aşıp başkalarına zarar verdiği zaman da mı takdir edilmeli … Bir toplumun çoğunluğu bu durumda ise bu bazı şeyleri sorgulama zamanının geldiği anlamını taşımıyor mu?

(ROMEO)


Bir tek sana geldim…

Sadece sende saklanmak istedim bu sabah
Uyandığımda yanımda olmayacağını bilsem de…
Dokunmaktan öte gözlerimi açınca gözlerinle yaşama başlamak istedim
Gözlerindeki gülücüktüm belki
Gözlerindeki iris değildi hayata açılan ışık!
Aslında o benim gülüşümdeki gamzeydi
Gözlerindeki irisim
Nereye bakarsan benim
İçine saklandım!
Gözlerine
Renk sensin
Işık benim
Bakan sensin
Gören benim
Ben senim
Seni giymek istedim bu sabah
Elbise gibi tenini giymek
En kuytuda çıplak kalan yerlerde seninle bir olmak
Ben seni giydim bu sabah
Yağmur yağıyor şimdi
Yalın ayak balkondayım
İçime sen yağ istedim ince ince
Rüzgar çok hoyrat
Kokundan eser yok onda
Dokunuşundan!
Senden!
Yağmur tokat tokat inmekte bedenime
Seni bekliyorum
Özgür bir dokunuş tek bir nefeste
Ayaklarım yalın!
Ruhum yalın!
Sana geldiğimden beri hayat yalın!
Seni içime çekiyorum tek bir nefeste
Yüreğine kaçtım bu sabah
Uyandı dört odacık
Dedim ki çarp iki hece
Yetmez!
İki kelime
Yetmez!
Döndür dünyayı yüreğine kaçtım bu sabah
Yağmasın yağmur
İki odacık iki karıncık sevişelim
Durdur dünyayı sana geldim
Sende saklanmaya geldi
Ayaklarım yalın
Bir tek sana geldim!


Kıssadan Hisse
İnanıyor musun?


Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal tıraşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar. Değişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı...


Berber: “Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah’ın varlığına inanmıyorum.”
Adam: “Peki neden böyle diyorsun?”


Berber: “Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terk edilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimseye acı çektirmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum...”


Adam bir an durdu ve düşündü ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki tıraş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berberin dükkanına geri döndü.


Adam: “Biliyor musun ne var, bence berber diye bir şey yok”
Berber: “Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.”
Adam: “ Hayır, yok. Çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.”
Berber: “ Hımmm... Berber diye bir şey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?”
Adam: “Kesinlikle doğru! Püf noktası da bu!


Allah var ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!”

Günün Fıkrası


Boks

TV’de Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu maçı canlı yayınlanacaktır. Adam da boks maçlarının hastasıdır...O sabah karısına son talimatları verir. Adam pazartesiden başlar, cumartesi gecesi için hazırlık yapmaya.
- “Aman hanım, dışarı gitme organizasyonu falan yapma… Eve de kimseyi çağırma!”
- “Güzel bir çilingir sofrası da kur televizyonun başına… Tekirdağ rakımı da hazır et! Şöyle bir keyif yapalım…”
Akşam maç saatinde, eşi her şeyi hazırlar. Gonk çalar ve maç başlar. Adam rakısına uzanıp bir yudum alır. TV’den:
- “Gümm!!” Bir yumruk. Kırmızı şortlu boksör ağaç gibi devrilir. Hakem:
- “Bir… İki… Üç… Sekiz… Dokuz… On… Nakavt!!” diyerek maçı bitirir.
Adam elinde kadeh, kala kalır:
- “Yuh be… Bir hafta bekle, bunca hazırlan! Heveslen! Yarım dakika bile sürmesin!”
Hemen yanında oturan eşi dayanamaz:
- “Şimdi ne hissettiğimi anladın mı?”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.