1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Bidon kafa Yılmaz...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bidon kafa Yılmaz...

A+A-

İstanbul’daki öğrencilik günlerimde, bir ara gündelik bir gazetede köşe yazıları yazıyordum. Müstear isimle… Yazdığım gazete, ciddi bir düşünce gazetesiydi ama sebep oldu, içerden bakınca Bâb-ı Âli basınının bir takım taktiklerini öğrendim. Daha doğrusu, dışarıdan bakınca mantıksız bulduğum bazı şeylerin, kendi iç mantığını kavradım.

Bizim zamanımızın Cağaloğlu basınında, tirajı her şeyin önüne koyan bir ekol vardı! Örneğin Günaydın gazetesi! Şimdi methiyeler düzüyorlar ama meselâ Engin Ardıç kendilerine “kazurat” deyip, gerçeği söyleyince, haptoluyorlar! Bunlardan birisi, geçmiş yıllardan birinde, muhatabına “ne gazetesi be? Dükkân açtık, para kazanıyoruz işte” diyerek, hem dile düşmüş ve hem de asıl bakışını, niyetini ortaya döküvermişti.

Patronun ihalesi nedeniyle hükümeti eleştiri bombardımanına tutan bunlarda, transferden komisyon alacak diye, futbolcunun birine takıp, ağzıyla kuş tutsa “eleştiren”  bunlarda, ısmarlama makale yazan, bunlar arasında… Adam “dükkân”ı açmış, “para” basacak…

O zamanlar aklımın almadığı bir başka gerçek de kendisine “köşe” emanet edilenlerin haliydi…  Bedii Faik gibi, Burhan Felek gibi, Refik Halit gibi, Çetin Altan gibi Türkçe ustası köşe yazarları da olan bir “çarşıda”, bütün bir ömrü Ziya Paşa ve Terkib-i Bend ile geçiren “büyük yazar” nasıl olurdu? Buna niçin tahammül edilirdi?

O zamanlar, o gazetede yazınca, bütün bu soruları sorup, öğrenme fırsatı bulduydum… “Tiraj kaygısı her şeyin önündeyse, aptallar, ahmaklar, cahiller, holiganlar, uzun lâfın kısası; beyni çalışmayan kahvehane erbabı için de birileri bir şeyler yazmalı ki kahvede okunan gazetenin reklâmı olmalı” demişlerdi bana… Bunu da en iyi kim yapar? Aklı o kadar olan biri tabii ki…

Bunu öğrenince, bazı “köşe yazarları”nı bir daha okumadım… Görevlerinin ne olduğunu anlamıştım… İnsanları tenzih ederim ama kasap çırakları, minibüs muavinleri, mütekait memurlar, mahalle kopilleri, evde kalmış kızlar, köşe başında tombala çeken işportacılar için de yazan vardı! Yoksa, gazete nasıl satardı?

İstanbul basınında, adı Bidon Kafa’ya çıkmış biri var… Boş bir bidona dıştan vurduğunuzda nasıl tıngırdar? Adamın kafası da öyle boş olup, vurdukça tangırdadığı için, namı bu! İstanbul pazarlarında, kafasına sutyen geçirip, “ikizlere takkeee” diye bağıran çığırtkanlar düzeyinde yazıyor! Vazifesi, “okur”un o kısmına gazete sattırıp, “dükkân”a para kazandırmak! Ekmeğini bu yoldan kazanıyor!  “Göbeğini kaşıyan ayılar” incisi buna ait!

Engin Ardıç “kısa bacaklı kıllı herifler”le ilgili saplantıları ile dalga geçer bunların…

Bu herif, dünkü yazısında mealen demiş ki:

“ Denktaş’ı Anıt Kabir’e gömelim de bakarsın Kıbrıslılar AB-ABD sevdası ile mezarını Rumlara verir!”

Oğlum bidon kafa, sen Denktaş’la aklını bozacağına, Türkiye yüksek bürokrasisi ve politikacılarından kaç tanesinin çocuğu ABD vatandaşı ona baksana? Örneğin sayın Önder Sav’ın oğlu, neden ABD vatandaşı? Daha kaç tane var sizin partide? Niçin parçalanıyorsunuz KKTC vatandaşlığı almak için? “Günü gelir, AB vatandaşı olurum” diye değil mi? Denktaş’a biz sahip çıkarız, hiç merak etme… Sen partiyi kurtar…

Tapusu da ABD’ye gidecek gözünü açmazsan…  Burada senin gibileri altı ayda kırmızı kiremitli yere göndeririz… Yazık olur tangırtına…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.