1. YAZARLAR

  2. Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

  3. Bilinmezden aydınlığa
Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bilinmezden aydınlığa

A+A-

Bulgaristan…

Bilinmezdi bir zamanlar…

Bilhassa SSCB yıkılmadan önceki dönemlerde karanlık bir ülkeydi…

Bazı arkadaşlarım zaman zaman toplantılara katılmak için oraya gitse de bilinmezdi…

Mesela 1980’li yıllarda…

İngiltere’den İstanbul’a gelecektim…

“Aman ha her ülkede ye, iç, Yugoslavya’da fazla oyalanma ama Bulgaristan’da sakın durma…

Hele hele oradaki Türklere selam bile verme, başın belaya girer” demişlerdi…

Nasıl bir ülkeydi?

Oradaki insanlar neydiler?

Ne yer ne içerlerdi?

Ormanlık mı, kuraklık mıydı?

Bilinmezdi.

1989 yılında askerde idim.

Bulgaristan’dan haberler kötü geliyordu.

Faşist Jivkof asimile politikası uygulamaya başlamıştı orada yaşayan Türklere karşı.

İnsanlar kötü durumdaydılar.

Halk tıpkı bizde olduğu gibi iki halk olarak ayrılma sürecine girmişti.

Türklerin isimleri zorla değiştirilmişti…

İş yapamaz olmuşlardı…

Ve bıkkınlık…

Yılgınlık olmuştu…

Ve kapıları açmıştı Özal…

“Gelsinler” demişti “kaç kişi varsa”…

Türkler her şeylerini bırakarak koşmuşlardı trenlere, otobüslere.

Büyük göç yaşanmıştı.

Bunları hepimiz de biliyoruz.

Göç…

Malını bırakıp kaçanlar…

Evini komşusuna emanet edenler…

Hiçbir şey almadan yola koyulanlar…

Birkaç ay bekleyip bir şeyler kopartıp gidenler…

Neticede bizim 1963 yılında yaşadıklarımızın beş beterini yaşıyordu oradaki Türkler…

Önceleri anlamamıştım…

Nedir be ama bunlar, diyememiştim.

Daha doğrusu göçün göç olduğunu kavrayamamıştım…

Askerden sonra gittiğim İstanbul’da göç edenlerle tanıştım…

Onları tanıdıkça anlamaya başladım.

Bu bir vahşetti.

Tıpkı mübadele yıllarında Türkiye’den Yunanistan’a, Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan insanlar gibiydiler…

Onlar da bizdeki ayrılma sürecinde yaşatılanların biraz ağırını yaşamışlardı…

Bugün işler düzeldi.

Jivkof gitti, asimilasyon bitti, Bulgaristan AB’ye girdi.

Böyle olmasına rağmen…

İnsanlar Bulgaristan’a kolayca kayak kaymaya bile giderlerken beynimin bir yerlerinde Bulgaristan hala 1983’lü yılların Bulgaristan’ıydı…

Yıkık dökük evlerde yaşayan eski püskü giyinmiş fakir insanlar vardı gözümde…

Karanlık sokaklar, duvarları siyaha dönmüşmüş eski evler, gri dumanlı gökyüzü…

Nasıl da beyinlerimiz yıkanmıştı komünizme karşı…

Korku ile her şeylerini bırakıp kaçanların hatta göçtükten sonra simsarlara mallarını bedava fiyata satanların her fırsatta geriye gittikleri görünce kafamda acaba demeye başlamıştım…

Yoksa bu ülkeyi bize yanlış mı anlatmışlardı?

Karanlık değil miydi?

Yine de gitmek için hiç çaba göstermedim…

Ta ki Kırcaali’ye bağlı Mestanlı kasabasının belediye başkanı davet edene kadar…

Davet davete icazet idi…

Kıbrıs’ta misafir edilen Bulgaristanlı sanatçılara karşılık Mestanlı Belediye başkanı Kıbrıslı sanatçıları kasabasında resim sergisi açmaları için davet etmişti…

Ben de fotoğraf sanatçısı olarak oraya katıldım.

Ve hayde gidip bakalım deyip yollara düştüm.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.