1. YAZARLAR

  2. Mehmet Çağlar

  3. Bir cümleyle son gelişmeler
Mehmet Çağlar

Mehmet Çağlar

Milletvekili
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir cümleyle son gelişmeler

A+A-

 

Son dönemlerde artan özelleştirme çabaları, meclisten yalnızca UBP’nin katılımı ile gerçekleşen oylamayla geçirilen özelleştirme yasası;, taşınır taşınmaz tüm kamusal değerlerin, devlet dairelerinin ve tüm kamu kuruluşlarının dahi özelleştirilebileceği bir düzen yaratmış; KKTC vatandaşı çalıştırma zorunluluğu tamamen ortadan kaldırılmış; projelerin, plan ve programların ve ihalelerin neredeyse tamamının Ankara’da hazırlanıp UBP’nin memnuniyet ve kabülü ile uygulamaya konması kanıksanır olmuş; göç yasası diye nitelenen yasalardan tutun da ülkenin çevre felaketine yol açabilecek olan petrol dolum tesisleri ve rafineriler için çalışmalar yoğunlaştırılmış; eğitim sistemi tamamen TC eğitim sisteminin bir uydusu haline getirilmiş ancak maalesef toplum yapısına, insan yetiştirme sistemine ve ülkemiz ihtiyaçlarına hiç bir biçimde uymamış; Vakıf arazileri yüz yıl öncesinin dini eğitimlerini sürdürmeye ve Türkiye’de de eğitim bilimleri açısından büyük tartışmalara ve tedirginliklere yol açan imam hatip okullarının çocuk yaşlarda başlamasını öngören 4+4+4 sistemiyle birlikte ilahiyat kolejleri ekseninde anaokulundan liseye kadar ağırlıklı bir dini eğitim sistemini külliye anlayışı ile bütünleştirerek uygulayacak olan bir vakfa ya beleşe 30 yıllığına yilliği 100 tl’den kiralanmış; ekonomik yapılanma ve ekonomik durumumuzla ilgili açıklamalar topyekün Ankara’dan yapılmaya başlanmış; TC hükümetinin bakanları KKTC hükümetinin bakanlarıymışcasına açıklamalar günden güne artmış ancak buna karşın UBP hükümetinden herhangi bir rahatsızlık belirtisi görülmemesi kanıksanmaya başlanmış; TC Büyükelçisinin, TC’nin Kıbrıs’tan sorumlu devlet bakanının, TC’nin AB’den sorumlu bakanının, TC Enerji bakanının, TC Gençlik ve Spor bakanının ve daha bir çok bakan ve yetkilinin, UBP hükümetinin yapması gereken plan, proje, program, vizyon ve açıklamaları çoğu zaman kendileri yaparak ülkede bir çift hükümet mi var yoksa gerçekten de Kıbrıslı Rumların iddia ettiği gibi KKTC hükümeti TC hükümetinin bir alt yönetimidir olgusunun güçlenmesine yol açılmış; buraya sıralanmamış olan daha onlarca konudaki “alan-veren”, “buyuran- uygulayan” anlayışındaki politikalarla Kıbrıs Türk halkı giderek endişe ve umutsuzluğa sürüklenmiş, siyasete olan güven erozyona uğratılmış ve halkımız tamamen edilgen bir toplum durumuna düşürülmüştür. 

TEZ VE ANTİTEZ 

Türkiye’deki egemen çevreler ve bu egemen çevrelerce işbirliği içinde olduğu ayan beyan ortada olan UBP hükümeti tarafından bizim gibi çağdaş bir toplumun ve neslin karşısına değişik kurum ve kuruluşlarda yetiştirilen “bağnaz” bir nesil ortaya çıkarmak planlarını giderek hayata geçirmenin çalışmalarını hızlandırmışlar ve ekonomik zorluklar bahane edilerek TC egemen çevreleriyle tamamen uyumlu çalışmayı içlerine sindirerek uygulamaya sokmaya başlamışlardır. 

Karşı karşıya getirilmeye çalışılan bu iki nesil, tartışmasız bir biçimde birbirinin tez ve antitezidir. 

Bu iki neslin yaşamın pratiğinde uzlaşması felsefi olarak da, reel olarak da hemen hemen imkânsızdır. AKP'nin KKTC’sinde demokrasinin ve çağdaş devletin imkânlarından ve ortamından yararlanarak yetiştirilmek istenen bu yeni nesil, kul ve mürit özelliklerine sahip bir nesil olacak olup, mutlaka ve mutlaka gün gelecek kendi inandırıldıkları rejimi oluşturmak için günün şartlarındaki çağdaş kadrolarla açık bir çatışma içine girebileceklerdir. 

İKTİDAR VE İTTİFAK BLOKU 

Oluşturulmak ve yaratılmak istenen bu yeni nesil, bu çatışmayı inançlarının bir gereği saymakta olacağından hiç çekinmeden hayata geçirmeye çalışacaktır. İşte bu anlamda UBP hükümeti desteğiyle karşı karşıya olduğumuz iktidar ve ittifak blokunun bu uygulamaları karşısında, Devlet, kendini yıkabilecek potansiyel bir tehlikeyi kendi eliyle oluşturmaktadır. Bu kesimin en büyük ve en etkili silâhı ise tartışmasız bir biçimde din istismarıdır. Din istismarı ile büyük kitlelerin harekete geçirilebilmesi, dünyamızda, bölgemizde ve Türkiye’de yaşanan çeşitli örneklerden de görüldüğü üzere mümkündür. 

Bu tehlikenin görülememesi veya savsaklanmasının en önemli nedeni, olayın maalesef ki bir inanç mes’elesi olarak değerlendirilmesidir. Hatta bu doğrultuda demokratik ve çağdaş bazı aydın ve devlet adamları, maaşların ödenememesini ve içerisine giderek daha da sürüklendiğimiz ekonomik krizi de bahane ederek, “biz de karşıyız ama ne yapalım?” savunmalarını da ileri götürerek, bu kesimle uzlaşma arayışı içine girmişlerdir. 

Ancak, unutulmaması gereken bir şey vardır. Demokratik ve çağdaş nitelikli insan tartışabilir, görüşlerinde düzeltme yapabilir, uzlaşma uğrunda bazı tavizlerde bulunabilir. Dogmatik nitelikli insan ise asla uzlaşamaz. Uzlaşmaması inandığı dogmaların kaçınılmaz sonucudur. Uzlaşma bir takım tavizleri gerektirir. Oysa bu tipte bir kişi taviz verdiği anda, inançlarının gereklerine aykırı hareket ettiğine inanır. Günahkâr hatta kâfir olduğuna inanır. Bu sebeple uzlaşmaya çalışan çağdaş aydın sadece karşı tarafa taviz verir ve kendi kendini aldatır. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.