1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Bir kilisenin avlusunda...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir kilisenin avlusunda...

A+A-

8 Mart’ı bu sene Londra’da Limasollular Derneği ile andık! Düzenlenen panelde konuşmacılardan kırk yıllık dostum Ertanç Hidayettin, özellikle belirtti:

“ Bu Sevgililer Günü gibi, Anneler Günü gibi kadınlara birer çiçek, zarif bir hediye sunularak geçiştirilecek bir gün değildir. Çünkü , 1857’de New York’ta 8 saatlik işgünü ve eşit işe eşit ücret talebi ile greve giden kadın işçilerin, fabrika ateşe verilerek 128 tanesinin öldürülmesini anıyoruz! Bu Dünya Emekçi Kadınlar Günü’dür…”

Dr. Teoman Sırrı, Ertanç Hidayettin, Songur Cambaz ve benim konuşmacı olarak bulunduğumuz toplantıda, nereye gitsem karşıma çıkan, her görev yaptığı memlekette de çok iyi izlenimler bırakan konsolosumuz Mustafa Bey ile karşılaşmaktan, büyük zevkti! Londra Türk Toplumu’ndan bir kesitle, 8 Mart ve kadın haklarının tarihini ve bugünü konuştuk!

Kıbrıs’tan Londra’ya baktığımız zaman edindiğimiz izlenim ile buradan Kıbrıs’a bakınca hissedilenler aynı değil. Dün akşam şair-yazar dostum Yaşar İsmailoğlu bana bir kitabını imzaladı. Şiirleri okuyunca, her satırdan fışkıran özlem, insanın memleketini içselleştirip bir başka diyarda yaşaması, ana babasına ancak ölümlerinde kavuşmasının çarpıcılığını hissediyorsunuz!

“ Bütün geri gidenleri, batırdınız! İkinci kez içimiz kan ağlayarak buraya göçmek zorunda kaldık” diyen sesler, aslında teorik olarak bildiğimiz ama canlı örneklerinin ağzından işittiğiniz, memleketin bırakıldığı günkü haline duyulan özlem! Kırk yıldır, elli yıldır burada yaşayan bir cismin içindeki ellili yılların Kıbrıslı Türk ruhu… Bir türlü “anlaşılamayan”, algılanamayan toplumun onların aramızda yaşamadığı yıllardaki “başkalaşması”na duyulan yadırgama!

Dün, sokakta yürürken ansızın karşıma çıkan bir kilisenin bahçesine girdim! Avluda koca bir anıt, kaidesinde “Greantess and power” yazıyor… Etrafında, çeşitli savaşlarda keybedilmiş bedenler yatıyor. Eski, kararmış, yosun tutmuş taş mezarlar… Başladım mezar taşlarını okumaya… Şu, 1715’te düşmüş! Taşta “kendini kurban etti” yazıyor… Bu, 1840’ta… Öteki, 1785’te… Kilisenin duvarında, o bölgede oturmuş bir 18.yy şairine duyulan saygıyı anlatan bir plâket var!

Kültür, geçmişten geleceğe akan bir nehirdir. Tarih dediğimizde, mangalda kül bırakmayız ama kaç tanemiz, 1715’ten kalma bir mezar taşı görebilir? Görse, kaçımız okuyabilir? Okusa, kaçımız anlar ne yazıldığını? Bir kuşakta, eski ile olan bağını koparan bir kültürün çocukları, birkaç yüzyıl dünyayı yönetmiş bir başka kültürün merkezinde, “Büyüklük ve güç”ün zeminini oluşturan hatıralar karşısında, benim gibi şapkasını çıkarır…

Ve döner, bir kuşak içinde kaybettiği kendi insanlarının gecesinde, hüzünle heyecan karışık bir konuşma yapar! Ve “beni anladılar” diye içten içe sevinir… Ve dinleyenler aslında onun neler hissettiğini hiç anlayamazlar…

Kahır…

Belki bir gün sizi geri kazanabiliriz…

Belki bir gün…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.