1. YAZARLAR

  2. Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

  3. BİR SONRAKİNİ GÖREBİLMEK…
Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

BİR SONRAKİNİ GÖREBİLMEK…

A+A-

Bir gün önce güneş vardı…

Hava pırıl pırıldı…

Sıcaklık desen tam bahar havası.

Hani koşmak, kucaklamak gelir insana…

Güneşte oturmak.

Gözlerini kapatıp içine çekmek sıcağı.

Depolamak.

Koklamak sonra çiçeği…

Yeni tomurcuklanmış dalı ellemek…

Dalda yuva yapan serçeyi okşamak.

İçleri boş gibidir o serçelerin.

Pır dediler mi gözden kaybolurlar.

Küçükken serçeleri yakalayıp pilav yaptıklarını okumuştum bir kitapta.

Biz o dönem yakalayıp kızartırdık.

Hiç şaşırmamıştım o yüzden…

Bir de arıkuşları vardı.

Bizimkiler tezekle yakalarlardı onları…

Mevsimleri var onların.

Göç ederler.

Sanırım yine bu aylardaydı göçleri.

Nereden buluyorlar, nasıl akıl ediyorlardı.

Göçmen evlerinin orada boş bir arazi vardı…

Şimdi binayla doldurdular…

Oraya tezgâhı kurar, yakarlardı tezekleri.

Beklerlerdi.

Arıkuşları ta uzaklardan cıyak cıyak öterek tam tezeğe gelirlerdi…

Ve elbette ki son durakları tencereydi.

Çok var, bitmezler sanırdık.

Bol bol avlardık.

Mikşa vardı bilmem şimdi mikşaları bilen var mı?

Dallara yapışkan koyarlardı, kuşlar yapıştı mı, tencereliktiler.

Sonradan yani doğanın insanlar sayesinde giderek tüketildiğini öğrenince üzüldüm.

Hatta kuşları yakından tanımaya başlayınca daha da zor geldi…

Bir zamanlar onları lastikle, taşla avlardım.

Güvercinler var bir de yediklerimiz arasında…

Türkiye’de yemezler.

İstanbul’a ilk geldiğim sene Eminönü Yenicami’de güvercinlerin bu kadar çok olduklarını görünce şaşırmıştım.

Nasıl olabilirdi bu…

Üstelik onlar için para verip yem de atıyorlardı.

Pır diye yüzlercesi insanların omuzlarına değerek dalarlardı yemlere.

Kavga ederlerdi.

Hayata tutunabilme kavgasıydı bu…

O güvercinler hayatlarının hiçbir döneminde Eminönü’nden başka bir yer bilmezler.

Özgürdürler ama sadece orası kadardır özgürlükleri.

Hani Martılar gibi olsalar neyse.

Martıları bir orada bir burada görürsün.

Dalarlar denize, balık teknelerinin peşi sıra uçarlar.

Adalara giden vapurlarda yolculardan simit isterler.

Kimse dokunmaz onlara…

Onlar daha özgürler…

Bir gün önce güneş vardı…

Hava pırıl pırıldı…

Hani çıkıp güneşte oturmak…

Gözlerini kapatıp içine çekmek sıcağı.

Depolamak.

Bugünse tuhaf bir karanlık…

Arabaların üstü toz çamur oldu…

Ne silecekler temizleyebildi, ne de yağan yağmur…

Bir gün önceye bakıp yarın için plan yapmamak mı gerekir diye düşündüm bir an.

Dün canlıyken bugün karanlık içim…

Memlekete bakıyorum, dün de karanlıktı, bugün de…

Güneş çıktığında, gün ağardığında, insan gün ışıdı sanır, sevinir…

Tıpkı tezeğin arkasındaki tencereyi göremeden, tezek kokusuna umutla dalan arıkuşları gibi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.