1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Bir yazar politikaya dalarsa...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir yazar politikaya dalarsa...

A+A-

Türkiye gazetelerinin tümünde, yaz dolayısıyla haberlerin tavsadığından şikâyet ediliyor. Biz de geçen haftayı, “dinlenelim” diyerek bitirmiştik. Bırakın Türkiye’yi, Kıbrıs’ın sıcağında, yaz gerçekten insanların gevşediği, canlarını sıcaktan kurtarma derdine düştükleri bir mevsimdir. Ama hayat devam ediyor… Bizde Allaha şükür, ne olursa, yazda olur… Örneğin, Osmanlı da, İngiliz de, Türkiye de yazda çıktı bu adaya… Kıbrıs Cumhuriyeti de yazda kuruldu… Bakın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB Dönem başkanlığı da yazda geldi… Tam da bizim gevşediğimiz, “sıcaktan canımız çıkacak” sandığımız, “hayat kahvaltı- deniz, siesta- gene deniz, deniz-bira ve tumba aşağı” sandığımız çağda… 1974 yazında ben, sırtımda parka ile koşturuyordum, biliyor musunuz? Temmuz’da parka!

Hafta sonu “dinlenelim” dedik ya!

Dinlendik… Birkaç bira… Yeşilırmak’ın serini, çok az deniz eşliğinde, Refik Halid’e sardırdım bu hafta… O Refik Halid ki edebiyatta Türkçecilik akımının öncülerinden biridir ama bugünün çocukları herhalde anlamakta zorlanırlar. Türkçe, tamam da ustasına yabancılaşacak kadar mı?

Üstad, çok önemli bir yazar olmanın ötesinde, kendisi hiç memnun olmasa da önemli bir politik figürdür de aynı zamanda… Meşrutiyet’te, İstibdat Devri’nde  Talât Paşa’nın Selânik kahvelerinde belinden kuşaklı entari ve pamuklu hırka ile dolaştığını hatırlatan bir köşe yazısından dolayı, İttihat Terakki’nin hışmına uğramış, Anadolu’ya sürgüne gönderilmiştir. Savaş biterken, Cemal Paşa’nın himmeti ile geri İstanbul’a dönmüş, İttihat’çıların dergisinde yazmaya başlamıştır ama can çıkar, huy çıkmaz… Savaşın sonunda, gidip Hürriyet ve İtilâf’çılara katılmış, Damat Ferid Paşa hükümetinde, Posta Telgraf Bakanlığı gibi bir görev üstlenmiştir. Daha doğrusu, bakanlık genel müdürlüğe çevrilip, üstada verilmiştir. İzmir’in işgalinden sonra, Redd-i İlhak Cemiyeti’nin, halkın silahlanıp direnmeye geçmesini talep eden bildirilerinin, “keşide edilmemesini” yani sansür edilmesini, emreden Posta Müdürü, kendisidir.  Mustafa Kemal Paşa ile takışmaları da bu emirden sonradır… Sonuçta üstad, 150’likler listesine girer ve cumhuriyet yönetimi tarafından da sınır dışı edilir… On beş yıl daha sürgün… İlk sürgünden, Cemal Paşa’nın yardımı ile kurtulmuştur! İkincisi’nden de onu Atatürk kurtarır. Türkçe’yi bu düzeyde kullanan bir yazarın, sürgünde kalmasına gönlü el vermez…

Refik Halid Karay, Kırım Hanları soyundandır… Nitekim, kendisine Suriye vatandaşlığı verilirken, adını “Refik Ali Karay” diye yazdıklarında, böyle bir isim taşımadığı için itiraz edince, o zamanki Fransız yöneticiler kendisine “O isim değil, ünvandır… Dedeleriniz Kırım Hanları değil miydi? Âli Osman, gibi” demişler… Bülent Ecevit, yazarın teyzesinin torunu; sadrazam Ali Rıza Paşa eniştesidir. Babası da Bank Osmanî Nazırı imiş, zamanında…  Osmanlı Bankası genel müdürü yâni…

İki tane “hatırat” kitabı var: Minelbab İlel Mihrap ve Bir Hayat Boyunca…

Siyasi anılarıdır… Akıde tadında, öyle bir süzme Türkçe ile yazıyor ki… Anlattığı olayların üstünden yüz yıl da geçmiş olsa, sırf o Türkçe’nin tadına varmak için hâlâ okunması gereken bir ustadır. İkinci sürgün sonrası, politikaya bir daha bulaşmamış!

Hafta sonunda, denize de girdim ama Refik Halid’e bir daldım… Dinlendim…   

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.