1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Bitmeyen anlatma hikâyeleri
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bitmeyen anlatma hikâyeleri

A+A-

“Eğer anlatırsanız anlarlar.”   1974’den beridir dilimize pelesenk oldu.  Ya  “kendimizi anlatamıyoruz”   diyoruz yahut  “anlamıyorlar!”

Oysa gerçek şu.  Rahmetlik lider Denktaş’tan ötesi mi vardı?  Anlata anlata bir ömür harcadı.  Sonunda da umutsuz bir çırpınışla şunu söyledi:  “Tekrar da olsa anlamalarına   kadar   anlatacağım…”  
Kendince “doğruyu”  vurguluyordu  çünkü   “Kıbrıs sorunu içindeki Türk halkının davasıydı anlattığı.”    Ki dâvâ deyip geçmeyin:  1959’larda TC’nin BM’ler temsilcisi Selim Sarper’in Kıbrıs Türk halkının davasını ilk kez seslendirip anlatmaya başlamasının üzerinden elli üç  yıl geçti.   

HALÂ ANLATIYORUZ:   Son anlatanımız da şimdilerde Davutoğlu Suriye ve dünya meseleleri ile çok meşgul olduğundan,   koordinatörümüz  Beşir Atalay oluyor.             

Bir de  AB’nin  TC temsilcisi Egemen Bağış.  Ki bu “anlatma” bağlamında mesela  bir gün der ki   “Kıbrıs’ta çözüm içinde birleşmeme de var, birleşme de var.”  Sonra gider Londra’nın göbeğinde,  “Kuzey’in TC’ye bağlanmasından”  söz eder…   Ve bekler ki   Rum’lar tepki göstersinler. Kör talih en büyük tepki  “gitti elden Kıbrıslılık”  diyen bizim muhalefetten gelir!         

***** 

BUNLARI GEÇELİM      Biz siyasetin bam teline vuran ve “akıllara seza”  dediğimiz  sorunla ilgili   “anlatımlardan”  söz edecek değildik.  Bu memlekette neyi nasıl   “anlatıyoruz”  ona mim koyacaktık,  lafı uzattık! Şimdi konuya giriyoruz.

Kıbrıs Türk’ü açıkgöz ya.  Dolayısıyle ne olmakta?  Karşısında kim varsa budala!  Mesela yıllarca  “iş yapmak yerine Atatürkçü,  milliyetçi,  Anavatan Türkiye’ye bağlı” bir siyaset kulvarında koştururken  “vatan,  millet,  bayrak”  diye hamaset nutukları atan UBP iktidarları, memlekette ne kadar başarılı hizmet varsa hepsini kendi eserleri olarak hanelerine kaydederlerken,   ötesindeki tüm çarpıklıklarla eksiklikleri de Ankara’ya fatura ettilerdi! 

O zaman muhalefet partileri ne yapacaktı?  UBP iktidarları tarafından memleketin “sıcak karnı”  haline getirilen   sosyo ekonomik ve siyasi sorunlar açmazlarına bıçağını sokacaktı!  Öyle de oldu.  Çünkü UBP Ankara’yı kendi yandaşı oluş politikalarına sokup sahiplenirken,  CTP’yi  de  “Ankara’ya karşı”  bir siyasi parti olarak  lanse ettiydi. 

VE TABİ  ANLATIMLARLA TAVIRLAR DEĞİŞTİYDİ:  Vakta ki   “Kuzey Kıbrıs”  Türkiye’nin  “ulusal davası”  olmasından çıkıp gelip giden hükümetlerin bir dış politikası haline geldi,  işte o zaman KKTC bünyesinde de  “Türkiye yanlıları ile Türkiye karşıtları”  oluştu.  Ve daha beteri ne oldu:  Muhalefet ne zaman UBP’ye vurmak gereğini duysa,  bunu  Türkiye”yi kullanarak yaptı! 

Fakat çok sonraları CTP de iktidara  geldiğinde,  anladıktı ki   meğer o da en az UBP kadar   “ Türkiyeci-Anavatancı”  idi!   Nitekim  günü geldiğinde aralarından  seçip çıkarttıkları  Talat’ı hem Cumhurbaşkanı hem de baş müzakereci yaparlarken en büyük destek   Ankara’dan geldiydi.

O ZAMAN ŞUNU DA ANLADIKTI.   Bu   “dava”  dediğimiz,   Doktor Küçük’ün,  Denktaş’ın yahut öteki öne çıkan muhalif muvafık liderlerin yanı sıra, asıl   “Ankara’nın malıdır!”   Hem de Annan planlarını destekleyecek,  bu uğurda UBP’nin  “vatan millet”  yutturmacılarının ezberini bozup yeri sırası geldiği için CTP’yi iktidar, Talat’ını da Cumhurbaşkanı yapacak kadar…

Eee,  NE DEMEK İSİYORSUN DİYECEKSİNİZ:   Ha Cumhurbaşkanı Sn.  Eroğlu olmuş ha Sn. Talat.  Önemli değildir çünkü görevde oldukları sürece  ikisi de Ankaralıdır!   Ha İrsen Küçük Başbakan olmuş ha Kâşif.  Bu da  önemli değildir çünkü her ikisi de Ankara’dan para ile icazet almadan bir dakika bile ayakta duramazlar!  Ha UBP iktidarda olmuş ha CTP.   Fark  etmez çünkü Ankara   ellerinden  tutmazsa,  bir adım bile atamazlar!  Ve  Çakıcı’nın TDP si bile iktidar olsa, Ankara ile ilişkiler değişmez… Demek istiyoruz!

ŞİMDİ MARUZATIMIZA GELELİM. :  İkide birde Ankara’yı suçlamaktan vaz geçin:  Sahtekârlık oluyor.  Bunun yerine  “anlatın.”  Gidip karşılarında padişaha biat eder gibi el pençe divan duracağınıza,  “efendim deyin,  bizim şu şu plan ve fizibilite raporlarımızla koşullarımız gösteriyor ki bunların bu şekilde yapılması daha doğrudur.  Hem siyaseten hem de iç barışı tesis etmek yönünden…”   İnanın Ankara’daki yetkililer böylesi anlatımları  da çok iyi anlarlar.            

*****   

EVET KKTC’YE GELEN MALEZYA KRALİÇESİYDİ  

Geçen hafta bir haber yayınlandıydı.  “Malezya Kraliçesi  KKTC’ye gelmiş,  dört günlük süreyle Gratos Otelde konaklamıştı…”  Bizim  açımızdan önemliydi çünkü son zamanlarda Rum’un ambargolarını peşi peşine delerken, buna  Malezya yahut Malaya Kraliçesini”  de  ekliyorduk.

Fakat yirmi dört saat sonra haber yalanlanarak   gelenin Malezya Kraliçesi değil,  Pahang bölgesinden bir Sultanın eşi olduğu”  ile yer değiştirdi!  Üstelik buna büyük yanlış falan da dendi,  gülündü. 

Uzak Doğuda   yıllarca kalmış bir  arkadaşım telefon açıp beni uyardı. Söylediği  “ilk haberde bir yanlışlığın olmadıydı. Çünkü diyordu arkadaşım,   Malezya’da 7 Sultanlık vardır.  Bunlar kendi aralarında toplanır ve bir Sultanın eşini   “esas kraliçe” olarak  ilan ederler. Ancak diğerleri de  “kraliçedirler.”   Nitekim KKTC’e gelenin de adı ile namı   “Sultanah Pahang’tır”  Yani o 7 Sultandan birisi.  Ve en az  “esas kraliçe”  kadar önemlidir…           

Olayı aktarmakta şu yönden yarar gördüm.  Haber “yalanlandığı” gibi de olsaydı biz  Rum’un inadına bu Malezya Kraliçesinin  ziyaretini süsleye püsleye yayımlamalıydık…  Oysa kendi kendimizi tefe koyup çaldık.  Gazetecilik aşkından mı yoksa muhalefet yapma fırsatından mı bilemiyoruz tabi…    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.