1. YAZARLAR

  2. Erçin Şahmaran

  3. Biz dalgamıza bakalım
Erçin Şahmaran

Erçin Şahmaran

Star Kıbrıs
Yazarın Tüm Yazıları >

Biz dalgamıza bakalım

A+A-

Kıbrıs adasının her iki tarafında da huzursuzluk hâkim. 11 Temmuz’da adanın güneyinde Zigi’deki Rum Milli Muhafız Ordusuna ait deniz üssünde yaşanan ve 13 kişinin hayatını kaybettiği patlama olayının yankıları devam ediyor.

Patlama sadece ekonomiyi değil, siyasi yapıyı da etkiledi. Çeşitli gösteriler, eylemler yapıldı.

Hristofyas istifaya çağrıldı. Hristofyas istifa etmedi ama başka istifalar yaşandı. Kabine de değişiklikler oldu.

İstifa etmeyen Hristofyas olayın yaşanma süreci ile ilgili ifade verdi. Kuzey Kıbrıs’tan elektrik enerjisi alınması da güneyi olumsuz etkiledi.

Rum halkı 1974 yılından sonra ilk kez bu kadar çaresiz ve kötü günler yaşıyor. Rum siyasetinde muhalefet kanadı da bu olayları elbette kullanıyor. En büyük muhalefet Kilise.

Özellikle kuzeyden elektrik enerjisi alınmasına sert tepkiler gösterildi. Başpiskopos II. Hrisostomos Rum halkına “Kıbrıs çözüm planı” sunacağını açıkladı. Kiliseye tepkilere de değinen Hrisostomos “İster beğenin ister beğenmeyin, Kilise 2 bin yıldır bu halkın lideridir” diyor.

Ayni Hrisostomos hala daha Türkleri azınlık görüyor. Başpiskopos Rum halkına kuzeye alışveriş için gitmeme çağrısı da yaptı.

Dini inanç ve devlet işleri içi içe. Ayni olay Kıbrıs’ın kuzeyinde olsa yer yerinden oynardı.

Tüm bunlar bir kenarda dururken, hala daha doğal gaz ve petrol arama çalışmalarında ısrar edilerek çözüm süreci dinamitleniyor. İşin içinde başka güçlerin olduğu açık.

Ama Kıbrıslıların esas düşüncesi paylaştıkları bu coğrafyayı bir yerde huzura kavuşturmak ve bu yolda ortak iradeyi göstermek olmalı.

Bu benim adıma sadece iyimser bir düşünce. Kıbrıs kuzeyinde de sorunlar yaşanıyor.

Ekonomik sıkıntılar görüldüğünden daha etkili. İnsanlar arasındaki siyasi kaynaklı ayırımcılık, partizanlık, güven ve irade kaybı, gelecek endişesi tüm toplumu karamsar bir ruh haline yönlendiriyor.

Peki, Kıbrıs’ın her iki tarafı da farklı sorunlar nedeniyle yaşanan “Sancılı dönem” barışın ve çözümün gerekliliğinin anlaşılmasını neden sağlamıyor?

Neden var olan statükonun devamının istendiği gibi bir izlenim yaratılıyor?

Rum yönetimi Kıbrıs sorununu kullanarak Türkiye’nin önüne engeller koymaya çalışırken, adanın geleceğini de daha zor, daha karmaşık bir yöne doğru götürüyor.

Kıbrıs’ta çözümsüzlük sürdüğü sürece özelikle Kıbrıslı Türkler var olma anlamında daha sıkıntılı günler yaşayacaktır.

İçinde bulunulan süreçte, kuzey Kıbrıs’taki yapı bir kırk sene daha bu şekilde gitmez.

Gitmemeli. Halinden şikâyetçi olmayanlar mutlaka vardır. Her şeyi, her değeri, geleceği yok ederek kurulan bu düzen toplumun genelinden çok ayrıcalığı olan bir kesime istediği gibi bir yaşam yarattı.

Tüm bunlardan arınmanın, kişilikli, kimlikli, kendi iradesi ile kendi ülkesini şekillendirebilen bir toplumun varlığı için çözüm en önemli unsurdur.

Bu amaç için yıllardır görüşmeler yapılıp, umutlar yeşertilirken diğer taraftan bu durumun gerçekleşmesi hali hiç düşünülmeden icraatlar yapılıyor. Bir çözüm olacaksa bunda bizim katkımız elbette sınırlı olacak.

Başka güçlerin öncelikleri bu çözümün haritasını belirleyecek. Böylesi bir sonuca acaba hazır mıyız?

En başta bizi yönetenler, ülke yönetmenin, devlet ciddiyetinin KKTC’de olduğu gibi hatır gönül, bakkal hesabı şeklinde olamayacağını acaba farkındalar mı?

Son günlerde yaşanan ve hem güney Kıbrıs yönetimi, hem de Türkiye hükümet yetkililerince yapılan sert açıklamalarla ilgili, yada adanın geleceğini yakından ilgilendiren petrol, doğal gaz aranması olayına gerçek anlamda önem veren, bilgi sahibi olan bir KKTC yetkilisi var mı acaba?

Yoksa nasıl olsa Türkiye konunun içinde, biz dalgamıza bakalım durumu mu hâkim.    


REZALET

Türkiye Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek bir günlük ziyaret için beraberindeki heyetle hafta sonu adaya geldi.

Ziyaretler, görüşmeler yapıldı. Sayın Çiçek bana göre çok doğru bir tespitte bulundu.

Bu ülkede reform niteliğinde kararlar alınıp uygulanmalı. Ama bu reformlar özelleştirme adıyla devletin, yani bu ülke insanının öz varlıklarının Türkiye’den gelen yatırımcıya verilmesi olarak düşünülmemeli.

Reform aslında en baştan başlamalı. Aynen Sayın Çiçek’in söylediği gibi eski arabalarla yola devam etme şansımız yok. Fakat biz 37 senedir ayni arabalarla yola devam etmeye çalışıyoruz.

Bu ülkede en büyük reform siyasi yapının değişmesi ve yenilenmesi ile olur. Bu ziyaret sırasında utanç verici ve tek kelimeyle REZALET denecek bir de olay yaşandı. Reformlardan, geleceği kurtarmaktan, gelecek nesillere refah dolu günler hazırlandığından bahsedenler en başta insanı unuttular.

 TBMM Başkanı Sayın Çiçek’in heyetinde CHP İstanbul Milletvekili Sayın Şafak Pavey de vardı. Sayın Pavey engelli bir insan, engelli bir vekil.

Bir kaza sonucu sol kol ve sol bacağını kaybetmiş. Türkiye’nin KKTC Büyükelçiliğinde yapılan görüşmeye merdivenleri kullanamadığı ve de gerekli önlemler alınmadığı için katılamadı.

Bu olaya dünyanın bir başka yerinden bir başka bakış açısından, insancıl yönden bakalım; Geçtiğimiz cumartesi günü Fransa’nın Marsilya kentinde Arap Baharına destek zirvesi düzenlendi. Türkiye Başbakan yardımcısı Sayın Ali Babacan’ın da katıldığı zirvede hatıra fotoğrafı çekileceği sırada, tekerlekli sandalye ile yaşamını sürdüren Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schauble’ye saygı gösterilerek fotoğraf çekiminde ön tarafta bulunan diğer Bakanlarda sandalyelerde oturdular. İşte, engellerin önce akıllardan silinmesinin örneği. Avrupalılığı, medeniyeti, çağdaşlığı hep sözde zannedenlerin alması gereken çok ders var.      

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.