Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bonzai…

A+A-

Ekmek alacak param yoktu, dedi…

Dinleyenler çok üzüldüler…

Hâkim etkilendi…

Savcı duygulandı…

Birbirlerine baktılar.

Bakıştılar…

Acıdılar adama…

Cezası ne olur bilemeyiz.

Mutlaka defterde yazıyordur ne olacağı.

Ancak ekmek alacak param yoktu deyip bonzai pazarlayan adama acımam.

Fotoğraf yarışması vardı.

Kendime, “Aman, gönderip de ne kazanacağım ki, boş ver” dedim.

Arkadaşım, “Gönderirsen ne kaybedeceksin ki” dedi.

O bölgeye ait gönderecek hiç fotoğrafım yoktu.

Ne göndereyim, diye sordum.

“Git, bugün son gün, çek, yarışmaya da gönder, dedi.

Zeytinburnu semtinin yarışmasıydı bu…

Zeytinburnu Belediyesi düzenlemişti.

Zeytinburnu İstanbul’da surların dışında bir yer.

Denize yakın.

İçinde tarihi yapılar de var, yeni ucubeler de.

Hipodrom yanı başında...

Ve tren yolu, deniz yolu…

İlk aklıma gelen surlara çıkmak oldu.

Hava yağışlıydı, yanımda şemsiye yoktu.

Fotoğraf makinesini sırtladım, yürüdüm.

Hava hala karanlıktı.

Tripotumu aldım, bölgeye gittim.

Park ettiğim yerden surlara epeyce yol vardı.

“Madem geldim, çekeceğim”, dedim.

Sırtlandım malzemelerimi, devam ettim.

Arabalar artmaya başlamıştı.

Bir araba su sıçrattı…

Pantolon çamur oldu.

Arkasından baktım.

Gitmişti, bir şey diyemedim.

Dönüp bakmadı bile.

Surların kapısından kale içine girdim.

Surlara baktım, yüksekti

Merdivenleri düzenlemişler.

Tutunacak demir bile koymuşlar.

Tutunarak çıktım.

Daracık tırmanma yoluydu orası.

Ayağın kaysa, “küt”…

O açıdan İstanbul’a ilk defa bakmıştım.

Yağmur yağmaya devam ediyordu.

Ben de ıslanmaya…

Çekeceğim fotoları çektim.

Pek tatmin olmadım ama yeterliydi.

İnişe geçtim.

Elimde tripot, fotoğraf makinesi…

İyice ıslanmıştım…

Arada durdum, birkaç kare daha aldım.

O arada bir ses…

-Hey… Baksana.

Tehlike yanı başımdaydı…

İki kişiydiler.

Dönüp bakmadım ama göz ucu ile durumu çıkartmaya çalıştım.

Surların üstünde mi yaşıyorlardı?

Ya bellerinde bıçak varsa…

Ses etmedim ama çok korktum.

Bir daha seslendi,”Hey baksana”…

Yanındaki, “Boş ver yürü” dedi…

Bir daha bağırdı.

Bir daha dönüp bakmadım…

Gözüm, gelselerdi kapıp karşılık vereceğim tripotumdaydı…

Neyse ki gittiler.

Aşağıya indince oradakilere sordum…

Kimlerdi?

Tinerciymişler, bazıları bonzai kullanıyormuş…

İyi yırtmıştım.

“Ekmek alacak param yoktu,” dedi…

Oradakiler acıdılar…

“Yazık” dediler.

Babamın savaş yıllarında geçinmek için yaptığı zor işleri düşündüm…

Başkalarını zehirlemenin acınacak hiçbir yanı olamazdı…

Ona hiç acımadım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.