Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu adada

A+A-

Bu adada bir iksir olduğunu biliyorsunuz değil mi? Buraya gelip de gitmek, unutmak Kıbrıssız yaşamak mümkün değil! Hele buralı iseniz! Nereye gitseniz bu ada sizi kovalar… Zenon olur, bütün bir ilkçağ dünyasını etkileyen düşünceler geliştirirsiniz… Ada peşinizdedir… “Kıbrıslı” Zenon! “Küçük Fenikeli”…

Afrodit midir bu genlerimize işleyen, Adonis midir, her gün denizden gelen esinti mi, her akşam Trodos Dağları’ndan bütün adaya yayılan o tarifsiz, kekik, şinya, çam kokusu mudur? Yoksa her birbirimizi kesmeye durduğumuzda, “top sesleri ile üzüntüden ağlar gibi yapraklarını döken meşe ağaçları” mı?

Uzak denizlerin kıyılarında, puslu sabahlara bakarken; uzak kıtaların ortasından gelmiş, bambaşka bir dili genizden konuşan bir kadın kollarınızda yatarken, her ses size bu adanın serçelerinin, cıvıldaşmasını hatırlatır! Her nerde bir zeytin ağacı görseniz, altında kalbinizi yakan bir kadın bulup, aşkınızı ilân etmek istersiniz…

Tropik bir ülkenin, her akşamüstü yağan selli yağmurları, nemi, rutubet kokusu; soğuk bir kuzey ülkesinin, ürperten sabah yeli… Nereye gidersiniz gidin!  Ada peşinizdedir…

Kendi alanınızda dünyanın bir numarası olursunuz, sizi Nobel ödüllerine aday gösterirler ama her yaz, küçük oğlunuz ensenize oturmuş; Sarayönü’nde yürümeden duramazsınız! Uzay şairi olursunuz, ama ölmeye ille de Girne’ye geleceksiniz…  Bütün dünya sizi kutsarken, burada horlanacağınızı bilerek…

Bu adada bir şey var! Büyü mü? Afsun mu? Yoksa kekre şarabı mı Limasol’un, Baf’ın… Dionisos’un lâneti mi?

Uzak dağların arkasındaki eski, soğuk bir sarayın balo salonunda, sizle hiç ilgili olmadığını sandığınız bir yerel türkünün, akıttığı gözyaşlarınızda, bu adanın olduğunu hissedersiniz korkarak ve şaşırarak! Uluslar arası bir konferansın hitabet kürsüsünde, konuşmanızı yaparken…  Peşinizdedir ada…

Uzak bir ülkenin, ılık bir hastane odasının yatağında, kalbiniz size ihanet etmiş ölümü beklerken, fırsat bulup da her soluk aldığınızda, dışarıda doğan güne bakıp bakıp, bu adanın kokusunu koklarsınız!

Otu dikeni mi? Yanık kokulu keklikleri mi? Deli deli uçan üveyikleri mi? Bir fırtınanın ortasında Akdeniz’i geçmiş, karaya ulaştığında tir tir titreyen sığırcıkları mı, yoksa ellisi yüzü birden yenilen, turşuya konulan “selva kuşları” mı? Baharat kokulu, ağır kalçalı esmer kadınları mı yoksa?

Büyü müdür, afsun mu? Yoksa daha doğarken her birimize içirilen bilinmez, esrarengiz bir iksir mi?

Başardığınızda kıvanç içinde, başaramadığınızda içinize gömdüğünüz üzüntünüzle, akşam üzerleri, içinde Apollon’nun altın arabasının fırıl fırıl döndüğünü bildiğiniz, akşam güneşinin kızıla boyadığı bulutlarda…

Bu adada bir şey var!

Adını bakıra veren kınalı toprağında mı? Tozu dumana katarak, arabanızın camlarını kapatmanıza neden olan o küçücük rüzgârlarda mı? Ovaları tozutan o küçücük hortumcuklarda mıdır sırrı?

Meltemde sallanan dallarda, denizden yükselen buğuda, akşam üzerleri her taraftan gelen zeytin yağı kokusunda…

Her nere gitseniz, her nereyi seçseniz, her nerede yaşasanız, sizi kovalıyor! Ta ki ölüp kırmızı toprağına karışana kadar…

Bu adada…

Bir sihir var… Ölümden sonra bile, sizi kovalayacak…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.