1. YAZARLAR

  2. Fatih Akın

  3. Bu cenaze hepimizin gelin birlikte kaldıralım (1)
Fatih Akın

Fatih Akın

Empatik Bakış
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu cenaze hepimizin gelin birlikte kaldıralım (1)

A+A-

Dünyaya gelen bir bebeğin ölü doğması gerçekten acı bir durum olsa gerek.

Hayallerinizin, umutlarınızın, gelecekle ilgili beklentilerinizin bir anda yok olması da böyle değil mi!

Bu yazımızda, yanlış politikalardan dolayı göz göre göre ölen umutları, hayalleri ve cenazesi ortalıkta dolaşan meftaları değerlendiriyoruz.

Bize hiç bir faydası olmayan yaşayan ölüleri…

Daha önce “Uyanın Artık Bu Rüyadan” başlıklı yazımızda Başbakan’ın üniversitelerdeki 60 bin öğrenci hedefini değerlendirmiştik.

Üniversitelerin ve KKTC’nin şu anki çalışmalarla neden bu 60 bini adaya çekemeyeceğini anlatmıştık.

Durumu üniversitelerimizin ve KKTC’nin tanıtım faaliyetlerindeki yetersizliğine getirmiştik.
Fakat daha vahim olan bir durum var.

Ortalık, kaldırılmayı bekleyen cenazelerle doldu taştı.

Bu çağrım tüm siyasilere... Tüm üniversite yönetimlerine.

“BU CENAZE HEPİMİZİN GELİN BİRLİKTE KALDIRALIM”.

Neden mi bu yazı dizisi?

Tanıtım çalışmasının belki de en önemli safhası, adaya gelen öğrencilerin adadan memnun şekilde ayrılmıyor olmaları.

Öğrenim süreci boyunca Kıbrıs ekonomisinin kalkındırılmasında önemli bir yeri olan öğrencinin ve de mezun olduktan sonra Kıbrıs’a hiç bir faydası dokunmayan mezunların sorunları hallolmadıkça, ne Kıbrıs üniversiteleri siyasi vizyonuna ulaşabilir ne de Kıbrıs ekonomisi ögrenci üzerinden istenilen kalkınmayı sağlayabilir.

NE UMUYORLAR NE BULUYORLAR


Adaya Türkiye’den gelen ögrenciler, üniversite giriş sınavında aldıkları düşük puanla bir yere yerleşebilmek adına Kıbrıs üniversitelerini tercih ediyor.

Kıbrıs’a gelmeden önce ne üniversitelerin Türkiye ve Dünya genelindeki denklik sürecini tam biliyorlar ne de nasıl bir eğitim alacaklarını. Çünkü bunlar yeterince anlatılmıyor öğrenciye.

Adaya gelmeden önce Türkiye’deki kayıt irtibat bürolarında kayıt işlemi yapan öğrencilere kayıt esnasında yanlış bilgiler de verilebiliyor.

Kayıt işlemi sırasında kalacağı yurda yönelik de tercihini yapabilen ve ücretini ödeyen öğrenciler, Kıbrıs’a gittiklerinde alakası olmayan başka yurtlara da yerleştirilebiliyorlar. Buradaki sorun da kayıt irtibat büroları yetkililerinin üstün körü çalışmalarla öğrenciyi ciddiye almaması sorunudur.

Bu öğrenciler başka bir ülkeye girer girmez en önemli konu olan, barınacakları yerlerle ilgili bir konuda bile sorunlara maruz kalabiliyor. Çünkü Türkiye’deyken ücretini ödedikleri yurtla, Kıbrıs’ta kalmaları istenilen yurtlar bile farklı olabiliyor. Bu sorun da tamamen kayıt irtibat bürosu yetkililerinin öğrenci memnuniyetinden uzak bir anlayışa çalışma yapmalarından kaynaklanıyor.

Kıbrıs’a giden çocuklarının böyle bir sorunla karşılaşmaları ise anne ve babaları fazlasıyla rahatsız ediyor.

Bir sene öncesine kadar, bu şekilde sorun yaşadığı için bil fiil benimle irtibata geçen ve benden yardım talep eden öğrenciler bile oldu.

Bir gerçek de şu aslında. Adaya artık gelir seviyesi çok yüksek, paralı ve zengin öğrenciler gelmiyor. Aynı puanlarla Türkiye’de öğrenci kabul eden Vakıf üniversiteleri ve AB üniversiteleri ya da ABD’deki üniversiteler Kıbrıs’a gelecek öğrenci dilimini çalmaya başladı.

Anlayacağınız rekabet kızıştı ve bu öğrenciler buralara gidiyor.

ÖGRENCİNİN BİLMEYE HAKKI VAR


Kıbrıs’a gelen öğrenci kendisini hiç de beklemediği bir psikoloji içerisinde buluyor.
Kimi üniversite giriş sınavına hiç çalışmadığı için, kimisi sınav sistemindeki alan dışı tercih sürecinin bir mağduru olduğu için, kimisi de sınavda gerçekten başarılı olamadığı için Adaya geliyor. Üniversitelerde bu öğrencilerin oryantasyonu için ciddi bir çaba sarfedilmiyor.

Oryantasyon programları, bol bol konserlerin verildiği eğlence programlarından öteye geçemiyor.

Ne öğrenciye neyle karşılaşacağı anlatılıyor, ne de karşılaşacağı güçlükle nasıl mücadele edeceği öğretiliyor. Gerek kültür şoku, gerekse bir anda ötekileştirilen bu öğrencilerin içinde bulundukları psikoloji, üniversitede oryantasyonu yapan yetkililerce yok sayılabiliyor.

NE KIBRISLI TÜRKLER NE DE TÜRKİYELİLER

Adaya gelen öğrenci aslında kaliteli bir eğitim aldığının farkında.

Fakat bu öğrenciler, ne Adada bir Kıbrıslı Türk kadar değer görüyor, ne de Türkiye’ye döndüklerinde başka bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kadar saygı.

Gelir seviyesi açısından orta gelirli bir ailenin üyesi olan bu “yeni dönem öğrenci profili” de Kıbrıs’taki pahalı hayat koşullarının yanı sıra toplu taşıma araçlarının yok denecek kadar az olmasından da fazlasıyla etkileniyor. Bu öğrenciler gündelik yaşamlarında Türkiye’de de toplu taşıma araçlarını kullanan öğrenciler. Bu sorun da bin bir güçlükle çoçuğunu okutan veli açısından yeni ve büyük bir külfet anlamına geliyor.

Öğrenim hayatı böyle sıkıntıyla geçen öğrenciler, mezuniyetlerinin ardından da Kıbrıs’tan mezun oldukları için iş sıkıntısı yaşıyor. Çünkü diploma denkliğini sorgulayan insanlar olabildiği gibi Kıbrıs’taki öğrencinin diplomasını parayla satın aldığına inanan ön yargılı insanlar da bulunmakta.

Türkiye’de var olan bu önyargıyı yıkmak için, ne üniversiteler bir girişimde bulunuyor, ne de adanın tanıtımını yapmakla yükümlü olan siyasiler ve sivil toplum örgütleri bu soruna el uzatıyor.

Bu öğrenciler tam anlamıyla iki arada bir derede bir mücadele veriyor.

Doğru düzgün yönlendirme yapılamayan bu öğrencilere mezunlar derneği de istenilen ölçüde bir destek sunamıyor.

Çünkü önceki yıllarda mezun olmuş, başarılı yerlere ulaşmış mezunlar derneğinde görev alan mezunlar da üniversite yönetimlerinin kendilerini anlamadığından müzdaripler.
Dernek yönetim kurulu üyelerine göre, üniversite yönetimi çoğu zaman güzel projelerin hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel.

Üniversitesi ve KKTC adına güzel çalışmalar ortaya koymayı amaçlayan mezunlar, bu çıkmazdan bıktıkları için bu gönüllü çalışmalardan kaçar hale geliyor.

Çünkü kendi özel hayatlarından ödün vererek dernekte çalışan bu mezunların fedakarlıkları, çoğu zaman üniversite yönetimlerindeki kişisel ego duvarlarına çarparak geri dönüyor.

Gerek okulda gerekse giriştikleri profesyonel iş yaşamında farklı konumlarla başarıya ulaşmış bu mezunlar, üniversiteye danışmadan, “sadece” mezunlar arasında yemekli programlar düzenleyebiliyor. Onun dışında aldıkları bütün kararları üniversite yönetiminden onaylı hayata geçirmek durumunda kalıyorlar.

İşte burda da anlam verilemez bir hiyerarşik yapı karşılarına çıkıyor.

Türkiye’yi anlamaktan uzak bir akademisyen kadrosu, mezunlar derneklerinin ayakları yere basan her hangi bir projesine de –anlamadan, dinlemeden ve bunu da anlamaya çalışmadan- bir anda “hayır” yanıtı vererek mezunlarını kolayca kaybetmeyi göze alabiliyor.

İşte bundan dolayı da Kıbrıs üniversiteleri mezunlar dernekleri asla bir İTÜ, bir ODTÜ, bir Marmara veya bir Bilkent gibi güçlü bir yapıya kavuşamıyor. Bu dernekler mezunlarına istihdam sağlarken, Kıbrıs üniversiteleri mezunlar dernekleri ise öğrencilerine yeterince güven veremediği için derneğe yeni üyeler kazandırmakta bile sıkıntılar yaşıyor.

Süreç, kulaktan kulağa pazarlama iletişimi sürecine dönüşüyor ki, bu iletişim sürecini bırakın kontrol etmeyi, görmekten uzak olan idarecilerle KKTC, var olan kapasitesini de kendi elleriyle yok ediyor.

Konuya nerden bakarsanız bakın hep bir sorun yumağı karşımızda. Bunu da kabul etmeden kimse Kıbrıs üniversitelerinin daha da büyümesini beklemesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.