1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Bu düzen böyle gitmemeli
Serhat İncirli

Serhat İncirli

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu düzen böyle gitmemeli

A+A-

Sabah çok erken kalkarım… Traş olmak lazım… Patronlarımın asla sakallı bir surata tahammülleri yok… Aslında kirli sakallı tv sunucusu olmamalı… İngilizlerin altın kuralları arasındadır bu. O kadar ki, sabah traş olmadan tv ekranına çıkanları haber yapar İngiliz gazeteleri…

Neyse; traş, duş ve kahve…

Sonra 24 saat açık bir marketten bir kaç bisküvi alırım her gün… Bir de kola… Kahvaltımdır vesselam!

Evet zararlı! Siz sakın içmeyin! Evde denemeyin; sabah sabah kola olmaz.

Ardından, Girne – Lefkoşa yolu üzerindeki Ciklos yokuşunda dururum… Bu yokuştaki ufak park yerciğinde istisnasız her gün bir ya da iki kiralık araç içerisinde uyuyan Türkiyeli turistler var! Beş yıldızlı otel mübarek! Hayatta uyuyamam araba içinde. Allah şişman ve iri yapmasın kimseyi! Uyuyamıyorsun arabada öyle olunca. Sığmıyor ki! Hiç büyük arabam da olmadı ya o da ayrı mesele!

Neyse; Girne’nin ışıklarını izlerim… Yolda önce St. Hilarion’un ışıklandırması beni büyüler… Belki çevreciler kızacak ama çok güzel görünür kale… Ve beni büyüleyen bir diğer ışık olayı; Nurettin Ersin Paşa Camisi’nin ışıklarıdır…

Dün sabah, yine durdum yokuşta… Arabayı park ettim. İki turist yine yan taraftaki arabada mışıl mışıl uyuyor…

Girne’ye baktım… Saat 04.55; nefis bir ezan sesi geldi… Kale görünüyor… Gözlerimi kapadım… Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar, İngilizler, şövalyeler, Bellapais, aşklar, korsanlar, Karakız efsanesini düşündüm…

Eskiden bölgedeki Müslümanlar bu Ciklos bölgesindeki yüksek bir kayaya çıkıp, o kayadan develere biner ve develerle Larnaka’ya, Larnaka’dan da gemiyle Hac görevine gidermiş…

Acı Limonlar… Bitter Lemons ve Lawrence George Durrell (yazarı)… Ne güzel anlatıyor o dönemi…

Karakız!

Efsaneye göre çok güzelmiş… Neydi, kimdi, var mıydı gerçekten…

Bunları düşünerek heyecanlanırım, mutlu olurum, bir o kadar daha severim ülkemi…

Derken, ya kumarhaneden ya da bir gece kulübünden çıkmış lüks bir iki araba geçer yanımdan…

Uyanırım uykudan.

Ve ülkenin gerçeklerini düşünürüm.

Sahi; İngiltere’den gelip de büyük umutlarla (benim gibi) bu ülkeye yerleşen bir tanıdık aktardı olayı.

Girne’de bir resmi daireye yani devlet dairesine gitmiş.

Annesinin bir ödemesi varmış.

Ödeme binli rakamlarda.

Parayı memura vermiş. Memur da parayı aldığına dair belgeyi uzatmış.

Rakam binli rakamdı. Ama belgedeki rakam yüzlü!

İngiltere’den gelmiş olan kişi, devlete ve devletin memuruna, kendinden daha çok güvenir.

Vatandaşı kandırmak, vatandaşı aldatmak, vatandaşın parasını cebe indirmeye çalışmak ne demek?

Tepki göstermiş vatandaş. Memur kızmış. Çıkın dışarı falan bağırması. Derken “amir” kılıklı biri gelmiş. Müdahale etmiş.

Fıslaşmalar, koslaşmalar, sinirli sinirli tavırlar derken, ikinci bir belge ile verilen paranın tüm miktarı tamamlanmış. (Belgeler bendedir; Maliye Bakanı Ersin Tatar bir yakınını Ozanköy’e gönderirse, ya da çok yakın oturuyoruz, kendisi arzu ederse, gösteririm)…

Diyeceğim şu ki; İngilizlerin deyişiyle bu ülke resmen “corrupt!” Yani kokuşmuş, çökmüş, bitmiş…

Ama en önemlisi, sistem “corruption” olmuş… Yani, halkın hiç moral ve güveninin kalmadığı bir düzen…

Memurun amacı ne miydi?

Çok açık amaç…

Para binli, makbuz yüzlü rakamlarda. Binden 100 çık, 900 durumu! Basit bir çıkarma işlemi… Cebe indirecekti kardeşim!
Ne mi yapmak lazım?

Bakın; bağlayacaksanız bağlayın bir yere.

Antalya tercihimdir; sizi bilmem…

Çözecekseniz, bir an önce Maraş’ı da Omorfo’yu da, isterseniz canımı da alıp verin Rumlara…

Çünkü bu düzen böyle gitmeyecek.

Çöktü. Koktu. Bitti.

Yazıklar olsun…

Lütfen artık.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.