1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Bu Kuzey nimetini tepmeyin, bir daha bulamazsınız
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu Kuzey nimetini tepmeyin, bir daha bulamazsınız

A+A-

(Geçen hafta yollarda okullarda eylem yapamadıkları,  protesto edecek olay bulamadıkları,   Kadınlar Günü    dolayısıyle kadınlara iltifat etmekten     erkekçe efelenmeyi erteledikleri için;  kısır geçtiydi!”  Buna karşılık nasılsa depreşen  “Kıbrıslılık”  duyguları ile siyasi sorunu öne çıkarıp  Eroğlu’nu suçladıktan sonra Hristofyası  aklayarak  görüşmeleri dinamitleyenin Türk tarafı olduğunu  söylemekten de kendilerini alamadılardı. İşte geçen hafta kaldığımız o yerden bu haftaya girerken devam ediyoruz)           

VE DİYORUZ Kİ:  Eğer  bıkıp usanmamış ve hâlâ  “şu müzakereler sürecinde”  ne oluyor”  sorunuza cevap aramak gibi “abese iştigal”  bir arayış içindeyseniz her halde çoktan anlamışsınızdır:

Artık  taraflar  ki bu  “taraflar”  deyişinin içinde mesela Kıbrıs  sorununa yönelik açıklamaları ile politik reytingi  yükselen Egemen Bağış da vardır,  müzakereleri sürdürmek için değil,  koparmak için bahane arıyorlar…

Dolayısıyle Eroğlu Hristofyas’ı,  Hristofyas Eroğlu’nu,  Egemen Bağış Rum Yönetiminin tutumunu,  Rum Dışişleri Bakanı Markulli  Egemen Bağış’ı,  (Daha bitmedi)  Bağış ayni zamanda   “Rumcu”  dediği   “bizimkileri,”  bizimkiler  hem Türkiye’yi hem AKP’li  Erdoğan’ı hem AB temsilcisi Bağış’ı,   “müzakereleri baltalamakla”  suçladılardı… 

Son çıkış,  her halde bizim yazı yayımlanırken  Eroğlu kesinlikle rövanşını alacaktır,  Hristofyas imzalı oldu.  Dünkü Halkın Sesi Gazetesi’nin manşetini süsleyen bu Hristofyas damgalı açıklama şöyleydi:   “Eroğlu dayanılmaz!  “Eroğlu’na dayanmak için insanın iki midesi olması gerekir!”    (Yani işkembesi mi demek istiyor?   Malum dört gözlü ya!  (Buna karşılık eğer Eroğlu,  Hristofyas’ın  dayanılmaz  diyeceği kadar sert müzakereci ise demek ki doğru yoldadır.  Kendisini kutlarız.) 

GÖRÜŞMELERDE DURUM BU:  Yani   “müzakereler” tarafların birbirlerini bombardıman etmeleriyle geçiyor.  Sürecin girdiği safha bu!  

Nedenini de biliyorsunuz:  Hristofyas’lı Rum AB dönem başkanlığına kuruluyor.  Seçimler de kapıda.  Böylesi ortamlarda gökten İsa inse Hazreti  bu politik hesapların içine itip hınzır ederler!  Kaldı ki Hristofyas’ın karşısındaki  Türk’tür.  Neresinden vursa halkından da Downwer’den de AB çevrelerinden de alkış almaktadır!  O halde neden doymak bilmez iştahada habire istemesin! 

Tabi   Eroğlu kendini savunup restini çektiğinde de  Hristofyas   Kuzey’deki  “barış havarilerine”  sığınmaktadır!
Aslında bu müzakerelerin “Gren Tree’den” sonra kopması yahut ertelenmesi gerekirdi.  Bizzat BM’ler Genel Sekreteri önünde bile uzlaşı sağlayamayan taraflar Lefkoşa’da nasıl uzlaşacaklar! 

HİÇ Mİ İYİ YANIMIZ YOKTUR

Kötümserliğe methiye düzmekten usandık.  Üstelik kendimizi suçlu da hissediyoruz.  Çünkü KKTC  artık NE gazetelerin ikinci üçüncü sayfalarında yansıtıldığınca kan revan içindedir ne de sendikalarla siyasi partilerin iddia ettiklerince gitti giderdir… 

EVET:  Çevresi pistir,  kokuşmuştur.  Trafiği berbattır ölümcüldür.  Saygısı sevgisi eksiktir.  Para bassanız pahasını karşılayamazsınız. Gelip giden hükümetlerine can yürek dayanmaz,  siyasi partilerine güvenilmez,  sağlığı netameli,  eğitimi şaibeli, gelişimi hecelemelidir.  Ve hâlâ kendini dünyanın odağı zanneden insanları ile arızalıdır ya… 
Fakat bu Kuzey artık  1974’den kaldığınca da  değildir…  Mesela çözüm de olsa Rum  “benimdir”  dediği bu coğrafyanın bedelini ödeyemez.  Ne yollarının ne kentleri ile köylerinin.  Ne otellerinin ne üniversitelerinin.  Ne iskân alanlarındaki görkemli yapıların ne de gitgide daha bir gelişmekte olan turizminin.  Ne sanayi bölgelerinin ne de  yakında gelecek olan suyun…

BİR TÜRK VATANI DOĞUYOR:  Kızsak da horlasak da.  Bağırsak da çağırsak da.  Beğensek de tiksinsek de…   Bu Kuzey bizim! 

Dolayısıyle bir kez daha  niçin şaşırdığımızı yazalım.  
Bakın son zamanlarda  “Kıbrıslılık”  sloganı etrafında yoğunlaşan bir yeni politika icat ettiler ya.   Pekala koyun bu  Kıbrıslı oluşa  sevginin tutkusunu.  (Güney’in Rumu ile mülküne de sahiplik koyacak haliniz yok ya.)  Ekleyin Kuzey’e sahipliğinizle aidiyetinizi.  İşte  “vatanımız”  demez misiniz?  

VALLAHİ VE TİLLAHİ DEMİYORSUNUZ:  Varıp Rum’un gücüne gitmesin diye!  Nitekim geçen hafta yine bu konu tartışıldı.  Bağış’ın söylemleri bahane olarak kullanıldı,   “Kıbrıslılık”  öne çıkarken,  “Rum’la oluşturulacak Birleşik Kıbrıs  gündeme sokuldu.

Ve Eroğlu Hristofyas’a ödün vermediği için suçlandı,  çözümsüzlük yanlısı olarak işaretlendi…  Oysa  müzakereleri tıkayan Hristofyas’ın  Kuzey”den istedikleridir.  Ki kapsamında Kuzey’e dönmesi de vardır… Dolayısıyle  süreci yol ayırımına  sokan Hritofyas’tır. 

Denecek ki  “adam 1974’deki hakkını istiyor!” Pekala yukarıda da saydığımız ve 1974’den sonra Rum’un asırlarca Kuzey’de yapamadığını Türk’ün 37 yılda kat be kat yaptığı gerçeklerde,  neden bedel ödeyen taraf hâlâ Türk tarafı olsun? 

Kaldı ki yarım asır Türk halkına kan kusturan bu Rum değil mi?  Açtığı yaraların,  yıktığı ocakların, şehit ettiği insanların,  göç yollarına attıklarının,  toplu katliamlarının bedelini kim ödeyecek? 

DOLAYISIYLE:  Oturun oturduğunuz yerde.  “Buldunuz bu Kuzey nimetini,  tepmeyiniz.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.