1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Bu memleket bizim (mi)?
Serhat İncirli

Serhat İncirli

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu memleket bizim (mi)?

A+A-

Nazım Hikmet Türkiye için ne demişti?

   “… Dört nala gelip Uzak Asya’dan / Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan…”

   “… Bu cennet – bu cehennem bizim…”

   “… Bu memleket bizim…”

   Bizim memleket için de yazmıştır elbette birçok şair ama benim hafızayı “reboot”ladım 

– hatırlamıyorum!

   Sahi, bilgisayarı “reboot” yapmak ne demek? “Yeniden kurmak!” diyebiliriz…

   Sizin aklınıza ne gelir bilmem ama ben Kıbrıs’ı işaret parmağıyla orta parmağı ileriyi gösteren, baş parmağı yukarı eğrilmiş, yüzük parmağı ve serçe parmağı katlanmış sol ele benzetirim…

   Burada bile “sol”… Nazım Hikmet’ten esinlenip şiir yazmaya kalksak ve “sol elimin şu parmağı bu parmağı…” diye sıralamaya kalksam, saçmalayacağım tabii ki ve birçoğunuz orta parmakla bilimum şekilleri bana göndermiş olacaksınız… 

   En çok sevdiğim, sağ elin orta parmağını yukarı kaldırıp, bütün eli, ters bir şekilde sol avuca şaklattırarak yapılan, “bize has” harekettir… Övünmek gibi olmasın ama Avrupa’yı gezdim dolaştım, Elence dümdüz küfretmeyi bilirim; İngilizce’de ilk küfürleri öğrendim; Türkçe’de “küfür ansiklopedisi”ne bilirkişi olabilecek seviyede genel kültürüm var; Kıbrıslı Türklere has yukarıda bahsettiğim şaklatmalı parmak işareti görmedim! 

   Harika bir övünç kaynağı! Kültürümüze hayırlı ve uğurlu olsun! Şaka yapıyorum tabii ki! Niye ciddiye alıyorsunuz kardeşim? Sahi bu memleket bizim mi?

   Bu memleket bizim değil!

   Bizim - di! (Di’li geçmiş zaman! Çocuklara okulda Türkçe Dil Bilgisi derslerinde öğretiliyor… İngilizce’de “past tense” diye de teach yapılır!)

   1974 yılında “sadece bizim olacak ve Yunanistan’a bağlanacak” diye darbe yapan 300 – 500 çok sivri zekalı Kıbrıslı Elen kardeşimizin sayesinde ne yazık ki “bizim” olmaktan çıktı.

   Şimdi hemen kızacaksınız; meseleyi kurtarılma kalkındırılma noktasına getireceksiniz ama “binaenaleyh ve mamafih haksızsınız efendim!” demek zorunda kalacağım. Yaşasın Amerika! Açmayalım o konuları! Açtırmayın yani!

   1974’teki kavgadan askeri anlamda kazançlı çıkan Türkiye ve haliyle Amerika oldu.

   Biz, köpek balığının yanında yüzen “Remora brachyptera” (Suckerfish) olabildik sadece… 

   1974 sonrası üzerinde iki devlet kurduğumuz toprakların bize ait olmadığını da gayet iyi biliyorduk.

   Büyük Remora brachyptera’larımız, çok daha büyük parçaları kapıp, çok daha büyük oranlarda “yalakalık” yapmayı başarsalar da asla gerçek bir “shark” olamadılar… 

   Remora brachyptera olarak öldüler üstelik ve çoğunun öldüğü hastanenin adında “Makarios III” yazıyordu ya neyse! Bu da ayrı bir hikaye…

   1974 sonrası üzerine iki ayrı zamanda iki kez ve iki farklı devlet kurduğumuz topraklara, Türkiye’den de nüfus taşıdık! Ama onlar da “sahip”lenemedi… Onlar da “bu memleket bizim” diyemedi… Sağcı – solcu, Kürtçü – Türkçü, Alevi – Sunni farketmedi… 

   Sağcısı, Karadeniz’de çırpındı; solcusu zaten “bu memleket bizim” dediğinde, aklına, “kısrak başını” getirdi… 

   Kürtçülük hep yasaktı, Türkçülük de pek geçerli olmadı… Alevilik sessizdi; Sunnilik şu anda hakim sınıf! Ama toprağa sahip çıkmak yok.

   Toprak üzerinde kurulan iki tane içinde “Türk” kelimesi geçen devlete de sahip çıkmak yok. Şov olsun, sırf “yapılsın” diye törenler yapmaya başladık. Mesele benim çocukluğumda büyük bir heyecan olan 23 Nisan ve 19 Mayıs törenleri zamanla eziyete dönüştü. Kıbrıs’ın yerlisinin çoğunluğu göç etti… Kalanlar, vergi vermeden; devletten de yüksek maaş ve emeklilik – ikramiye alarak yaşamayı hedef saydı. Türkiye’den gelenlerin çoğu, özellikle son 20 yıl içinde gelenlerin belki de tamamı, arabasına sigorta bile çıkarmadı… “Eğreti” idare etti… Kazandığı parayı “memlekete” gönderdi… Hatta, bir çoğu, Talat – CTP döneminde yaşadığımız inşaat rezaleti sırasında kendilerine armağan edilen Rum mallarını satarak kazandıkları çok çok çok yüksek paraları da Türkiye’de yatırıma – örneğin bildiklerim var; Trabzon’da dev apartmana çevirdi…

   KKTC’ye kimse, ama hiç kimse (bir kaç saf istisna olabilir) ciddi anlamda sahip çıkmadı. “Hadi lan oradan!” diye bana kızacak olan tek kişi, “maaşınızın dörtte birini kestim” deyin, Nikos Anastasiadis’ten yardım istemezse, Dikilitaş’a bir ay bağlı kalırım - üstelik çıplak!

   Kısacası; bu memleketi memleket yapmanın yolu, çözümdür… 

   Siyasi bir çözümle, toprağı yasal bir şekilde kullanmak ve üretmektir.

   Gerisi; “Remora brachyptera”…

  Devlet, devlet olmayınca; yaşadığınız memlekete, “bu memleket bizim” diyemeyince; haliyle ne yaparsınız? Mesela, arabanızın penceresinden çöp atarsınız!

   İşte size ülkenin neden “çöplük” olduğunun da kanıtı!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.