1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Bugün, dünden daha tehlikelidir
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Bugün, dünden daha tehlikelidir

A+A-

1964 ve sonrasında  “para ile satın alınmış bazı Türkler’in” çevrelerinde olup bitenlerle ilgili bilgileri Rumlar’a  sızdırdıkları,  o günleri yaşayanların meçhulü değildir.  Çünkü hemen her gün Rum Radyo Yayın Kurumu  RİK bu sızdırılan,  çoğu dedikodulardan ibaret   bilgileri pembe diziler gibi yayımlıyor,  biz bile  ayıla bayıla,  güle oynaya dinliyorduk…

Genellikle Mağusa Surlar içi çıkışlı bu dedikodulu haberleri,    biliyorduk ki   içimizdeki   “bazıları”  sızdırıyorlardı.  Çünkü 1963’den sonra Türkler’le Rumlar’ın müşterek olarak birlikte çalıştıkları iki üç iş yerinden birisi de  “Mağusa limanıydı.” 

ZATEN BELEGELİYDİLER:  Bir Süre önce Volkan gazetesi,  1964’de tam bir  “deli”  olan  Nikos Samson’un  Yunanistan Başbakanı Papandreu’ya bir rapor  yolladığını açıklar.  Rapor 1960-63 dönemlerini kapsamaktadır.   Rumlar’ın silahlanmasından   TMT’ye yönelik faaliyetlerine,  Türk casuslar satın alındığından sızdırılan bilgilere kadar   her bir şeyleri içermektedir.

Hani böylesi raporların varlığını da bilmek çok önemli değildir çünkü ortada Türklere yönelik saldırıların ağası olan Akritas planı ve   1963 Kanlı Noel’i vardır.  Kısaca Rum militarizmi tarafından yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti gerçeği vardır…

1963 olayları   sonrasında Mağusa limanında çalışan bazı Türk işçiler para karşılığında özel görevli Rum işçilere haber  sızdırıyor,  Rum radyosu da bunları pembe diziler gibi yayımlıyordu.

Tabi büyük iş yapıp büyük paralar vuran ve hâlâ tartışmaların odağında konuşulan o “malûm” büyüklerden söz etmiyoruz!   

BUNLARI NEDEN ANLATTIK:  Dikkatinizi çekip düşünmenizi sağlamak için. Çünkü bu olanlar ister  para karşılığında  Rum’a bilgi sızdırmalar şeklinde olsun,  isterse mevcut liderlikle çekişmeler nedeniyle inada murat olsun!  Adını ne koyarlarsa koysunlar bu olaylar  1963 sonrasında Rumlar’ın  Türkler’e yönelik yoğun saldırıları  yaşanırken oluyorlardı!   Hani Türklerin 103 köyden göç etmek zorunda kaldığı,  evlerinin yurtlarının yakıldığı,   şehit edildikleri, Üniversite öğrencilerimizin  Erenköy’de kıyıldığı dönemler! 

Öylesi savaş dönemlerinde bile içimizdeki  (bazı) insanlar o Rum saldırganlara,  EOKA’cılara,  Makarios’a,  Yorgacis’e,  Grivas’a…  İki kuruşluk para uğruna yardım ve yataklık yapabiliyorlardı!   Ki daha çok Türk öldürülsün,  daha çok göç yollarında perişan olsunlar diye!   “Ağa babaları” ise  “siyasi liderlikle olan  çekişmeleri”  kulpunu taktıkları gerekçelerde  tutun ki bu sayede  “intikamlarını” alıyorlardı!    

DİKKATİNİZİ ÇEKERİM.  O zamanlar böylesi casusluklar,  Rumlar için çalışmalar hem çok zordu hem de çok rizikoluydu.  Bugün ise  hem çok çok kolaydır,  hem de takdirle karşılanmaktadır!   Değil mi ki artık  birleşik Kıbrıs’ı   yaratacak, asırlardır birlikte yaşadığımız Rumlar’la yeniden aşna fişne olacağız!  Kim karşı çıkabilir böylesi kutsal bir çabanın karşısına!  Ha,  paralar mı?  Gani gani!  Güney’den kumandalı AB kaynaklı…                                                                                                             ****

MARAŞ’IN AÇILMASINA DEĞİL, BU ZİHNİYETE KARŞIYIZ

Hesap şu:  “Maraş’ı Rum sahiplerine iade edecekler.   Tabi otuz sekiz yıldır kapalı ya,  kadavraya dönmüş otellerinin falan   yeniden restorasyonları yapılacak yahut yıkılıp yeniden inşa edilmeleri gerekecek.  İşte bu  “inşaat işleri”  olurken Mağusa’daki  işsiz insanlara yeni iş imkânları çıkacak,  bir kez daha Rum’un sayesinde Türk işçileri hem işsizlikten kurtulacaklar hem de ceplerine para girecek!

Gördünüz mü hesabı!  Tabi  bir halkın ulaşabileceği  son yönetsel mertebenin  “Devlet”  olmasına karşılık,  Devleti bile Rum’la birleşmek için lağvetme seferberliğine soyunmuş Rum sempatizanlarından daha mantıklı   düşünceler elbette ki beklenemez!

OYSA:  Hiç kıvırmadan,  düşüncelerin arkasına saklanmadan,  dobra dobra,  “kardeşim bu Maraş dediğiniz zaten bizim değildir.  İade edin sahiplerine çünkü o pisliği yanı başımızda  tutmanın,  kadavraya dönmüşlüğünde bu şehri  siyasi koz olarak düşünmenin ne politikası olur ne de pazarlığı…”  Demiş olsalar çok daha doğru kelâm etmiş olacaklar,  beceremiyorlar…

Tabi bu Maraş işinin bir de perde arkası vardır:  Mesela 2003’de de kapılar açıldı,  Türk işçiler o taraflara gitti,  doğrusu Kuzey’e iyi de para taşıdılar ama hayret bir şey.  O tarafa mesela beş bin işçi ihraç ederken,  Kuzey’deki  inşaat sektörü de   TC’den on binlerce işçi ithal ediyordu!  Yani diyoruz kendi işçisini Rum’a iten Türk,  işçi ihtiyacını dışarılardan karşılıyordu! 

NEYSE:  “Türk, işçi doğdu işçi ölecek” demek istemiyoruz.  Fakat en büyük Türk-Rum kardeşliği düşünürlerinin,  düşüne taşına mesela bir Maraş’ın Rum’a iadesini bile  Türk işçisinin Rum patronlarının yanında çalışıp bu sayede nemalanacaklarına  bağlamalarını doğrusu ne misyonlarına ne de kariyerlerine yakıştırabildik!  Üstelik bir de  “Solcuyuz” diyorlar!

****

HAFIZA’I BEŞER NİSYAN İLE MALÜLDÜR

“Hayır doğru değildir” diyeceğiz ama doğrudur.  Bakın Özellikle 1995’lerden sonra artık memleketin trafiğinin tu baştan ele alınmasına yönelik görüş birlikteliğine varıldıydı.  O dönemlerde herkeslerin söylediği şuydu:  “Trafik bilinci ancak eğitimle sağlanacaktır.  Bugünden başlasak semeresini ancak on beş yıl sonra alırız…”

Bizzat bu seferberliğin az birazını   bir eğitimci olarak da görüp yaşama fırsatım oldu…

FAKAT NE OLDU:  Onca yeni yapılan yollara,    Trafikle ilgili  türlü çeşitli  bilgilendirme ve kampanyalara karşın o on beş yıllık süre gelip geçti ama trafik sorunu ne dindi ne dinlendi.  Beterince felâket halini aldı.

Demek ki biz  “eğitim öğreniminde”  de başarılı olamıyoruz!  Demek ki planlı programlı hedeflere eğitimle de ulaşamıyoruz!  Demek ki biz eğitimle istenilen  “insan unsurunu”  yetiştiremiyoruz!    İspatı ise   Trafik sorunu olmakta! 

****

Temizlik tertip olayı da farklı değil.  Yıllardır “eğitimle halledeceğiz” diyoruz ama o yıllar ötesinden bugünlere gelen gençlerimiz bu konuda duyarlı olmaları gerekirken tam aksine tutumları ile hem memleketin içine ediyorlar hem de en azından müdahale edebilecekleri olaylar karşısındaki ilgisizlikleri ile  yaratılan çevre pisliğine dolayısıyle katılıyorlar…

Demek ki  bu konuda da gençlerimizi eğitememişiz!

****                                             

Üniversite giriş sınavları ve benzeri sınavlarda   artık  Türkiye’deki  Doğu illerinin de  gerisine düşüyoruz!  Demek ki okullarda eğitim öğrenim işleri de iyi gitmiyor! 

Oysa her zaman ne diyorduk.  Çok ama çok önemlidir bu eğitimle öğrenim. Geleceği ancak çok iyi yetiştireceğimiz gençlerle kurtarabiliriz.”   Galiba bizde artık bunun da önemi kalmadı!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.