1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Çakıcı’nın doğruları – seçim sistemi - şu yurttaşlıklar konusu
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çakıcı’nın doğruları – seçim sistemi - şu yurttaşlıklar konusu

A+A-

TDP’nin ne kadar TKP’nin devamı olduğunu bilemiyoruz.  Kaldı ki    Rahmetlik Burhan Nalbantoğlu sonrasında  da  ayni TKP’nin  özüne  ne kadar sadık kaldığını sorguluyorduk.

Oysa  hiçbir siyasi partiye bağlanmadıydık,  TKP’ye nasılsa bağlandığımız kadar. Ve hiçbir partiden çekmediydik TKP’den çektiğimiz kadar! 

Dolayısıyle bir süre Mehmet Çakıcı dönemi TDP’sini yakından izlediydik.  Tabi “Köylünün, çiftçinin, polisin, öğretmenin  partisi  oluş”  klasiğinde değil.  Çünkü Devlet yeni gelişmelerin sürekliliğinde kaçınılmaz sosyo ekonomik ve siyasi değişimlerle kendini yenilerken,       sadece bu mesleki kesimlerin bir parti programında   parantez içine alınıp tekilleştirilmesi mümkün değildi.  

Buna karşın önceleri Çakıcı TKP’nin eski saplantısı olan  “CTP’yi aşmak telaşında hep siyasi sorunu öne çıkardıydı.”  Sonra Birleşik Kıbrıs efkârında nasılsa buluşup artık birbirlerine fırlatacak okları kalmadığında da  yeniden sosyo ekonomik sorunlara döndüydü…

TDP’NİN BAZI DOĞRULARI:  Geçtiğimiz günlerde Çakıcı hem UBP’yi  hem de iktidarı dönemindeki CTP’yi halkın yaşam kalitesini düşürdükleri,  hukuğu tepeledikleri,  sözlerinde durmadıkları,  yönetmekten aciz oldukları ile zan altında bırakırken şöyle dediydi:  “Biz kimseye bağlı ve bağımlı değiliz.  (Modadır, her rüştünü ispata soyunan  Türkiye’yi işaretler!)  Bizim arkamızda sadece halk var.  TDP iktidarında tüm yolsuzlukların,  yasa dışılıkların hesabı mutlaka sorulacaktır…” (Bu söylemlere katılmamak tabi ki mümkün değildir.)   

Ve Çakıcı da vaatlerde bulunuyordu ki  icranın başı değil,  elbet  bulunur! 

Bizim üzerinde duracağımız ise Çakıcılı TDP’nin   “Anayasa Değişikliğine yönelik olumlu yaklaşımıdır.”   Çakıcı,  “Anayasa,  Meclis İç Tüzüğü,  Seçim ve Halk Oylaması Yasası ile Siyasi Partiler Yasası’nın Meclis Komisyonlarında konuşulduğunu hatırlatıyor,  56 maddelik   “değişiklik”  önerisi sunduklarını ekliyordu…”

En çarpıcı olanı da  “Seçimlerin tek bölge,  tek liste sistemine dönüştürülmesiydi.”  Her bölgede  üç beş kişiye çıkar sağlamaktan başka işe yaramayan  mevcut  beş bölgeli seçim sistemin kaldırılmasını istiyordu… 

Çakıcı’nın  altını çizerek vurguladığı bir diğer doğrusu ise şuydu.  “İyi bilinsin ki halkın referandum hakkının elinden alınmasına kesinlikle karşıyız”  diyordu.

İŞTE BU:  Yani Referandum hakkı! Dolayısıyle  Self Determinasyon hakkı…  Ki bu haklar  “etnik halkların”  hakkıdırlar.  Sakınmadan da söylenmelidir:  “Bu hakları  ancak ulusal kimlikli halklar kullanırlar.  Nitekim Annan planında “halk” olarak  “self determinayon” hakkımız  olduğundan bu hakkı   “referandumla”  kullandıydık.  

Kısaca bu hakka sahip halk siyasi iradesini kullandığı için Devlettir.  Yani Çakıcı’nın kabul etmek istemediği fakat bir yandan da  Anayasal değişiklikler önerileri ile güçlü kılmaya çalıştığı Devlet.

Şimdi sadede gelelim.  Bir siyasi parti böylesi bir Devlet  anlayışına vardığında onu  “üniter devletle”  değiştirerek ilga edip yıkmaz,   yaşatmak için sahipliğini üslenir.

                           *****

             SEÇİM YASASI DEĞİŞMELİ

Sadece Çakıcı’nın değil,  halkın genel görüşüdür. Çünkü dar bölgeli seçim sisteminde artık açıkça yaşananlar    “alaverelerle  dalaverelerdir.”                        Avuç içi kadar memleketin,  ayni oranda bir avuçluk seçmenini  beş bölgeye ayırarak  ve her bölgeden adayları o bölgenin seçmenlerine seçtirterek Meclis’e göndermek için bugüne kadar yapılmadık siyaset akrobatlığı  kalmadı.  Sonuçta böylesi seçimlerden  kaliteli   seçilmişler  değil,  hep  çapanoğlu’ları çıktı!  Dolayısıyle ilk yapılacak iş bu  Dar Bölge Seçim Sisteminin lağvedilmesi olmalıdır. 

                           *****

             ŞU VATANDAŞLIK MESELESİ

Mesela Güney’le Üniter bir Kıbrıs çözümünde  buıluşmuş da olsak  bu  “nüfusumuzla” Devlet’te temsiliyetimiz,  ancak  “azınlıklara verilen  muhtariyet hakları”  kadar olacaktır!

Bu nüfusumuzla ekonomik gelişmeye  ivme kazandıramayacağımız da gerçektir.

Yine diyoruz ki bu nüfusumuzla ne Sosyal Sigorta’nın gelirler giderlerini  idame ettirmek ne de Devlete ait sektörlerin batışını önlemek mümkündür.    

Kısaca bereketli hareketlerle ilerlemeler murat ediliyorsa bize  “nüfus”  gereklidir.  Sorun ise  bu   “nüfus artırımının”  Devlet kademelerine nasıl yansıyacağı ile kalitesinin ne olması gerektiğidir.         Mesela   Erdoğan politikasına göre belki de  her ailenin  üç değil,  beş çocuk yapması gerekecektir!    Oysa bu memlekette bırakın  “çocuk”  yapmayı,  yapacakları umudu taşınan yeni evlenen çiftlerin bile    yarısı kısa sürede boşanmaktadırlar!  Dolayısıyle memlekete doğum artışları  yönünden kısırlık getirmektedirler!

ESPRİSİ BİR YANA:   Son zamanlarda KKTC vatandaşı yapılanlar yine arttı. Bazıları  “KKTC yurttaşlığı ile şereflendirilmek için,  bazıları da her halde hakları olduğundan.”   Ne olursa olsun ama. Bu ülkede ikamet etmeyeni,  vergisini vermeyeni,  çalışmayanı,  Anayasal yurttaşlık haklarında  seçme seçilme hakkı olmayanları yurttaş yapmak yanlıştır..   Hele bu yurttaşlıklar siyasi mülahazalar ve iktidarda kalmak kaygıları ile  dağıtılıyorlarsa  beterince yanlıştırlar!         Çünkü  olay,  ne KKTC imajı yaratmak uğruna fantastik gösterilerde   “ünlü isimleri” yurttaş yapmak hafifliğini kaldırır ne de memleket böyle yurttaşlıklardan nasip kısmet görür…  Arada  çok özel kişilere bir iki fahri yurttaşlık verilir de  son zamanlardaki gibi önüne gelene verilmez…  Azıcık dikkat ve basiret diyoruz…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.