1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Çevre Günü’nü kutlamaya yüzümüz mü var?!..
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çevre Günü’nü kutlamaya yüzümüz mü var?!..

A+A-

“Affedin bizi gelecek nesiller” diyemiyorum ben bugün... Dilim varmıyor buna... Çünkü gelecek nesillerin yaşam alanlarını ve kaynaklarını hoyratça mahveden bir neslin mensubuyum... O suçlu neslin... O suçu bağışlanmaz neslin içindenim... Fena halde utanıyorum bu aidiyetimden dolayı... Yarın “5 Haziran Dünya Çevre Günü”...
   Ama kutlamaya asla yüzümüz ve hakkımız yok bu günü...
   Doğa tehlike çanlarını en şiddetli biçimde çaldığı halde, hâlâ daha çevre katliamlarını inatla sürdürmekte berdevam olan insanların Çevre Günü'nü kutlamaya kalkışması kadar feci bir ikiyüzlülük olamaz... Siz siz olun ve bugün çevre üzerine kim ahkâm kesmeye kalkışırsa, yüzünüzü öte yana çevirip kulaklarınızı tıkayın onlara...
   Çevremiz ve doğamız dört bir yandan mahvedilirken, nemelâzımcı sorumluların palavralarını dinleyecek kadar saf olmadığımızı hep birlikte gösterelim bugün...
   * * *
   Bu ülkeye hâlâ “Yeşilada” diyenler, düpedüz renk körüdür... Bu ülkenin yeşilini bırakmadığımız gibi, oradaki-buradaki yeşil kırıntıları da yok etmek için elden gelen yapılıyor... Nasıl mı?.. Yeşillikler susuz bırakılarak, yakılarak, arsa açmak için talan edilerek ve betonlaştırılarak...
   Eskiden Kıbrıs evlerinin güzel bahçeleri vardı... Betonlaşma paranoyası bu bahçeleri yok etmekle kalmadı... Şimdi de parklara ve parklardaki ağaçlarla yeşilliklere kıyılıyor... Çağdaş anlamda korunabilmiş bir tek park gösteremeyiz…
   Taş ocakları, Beşparmak Dağları'nı haritadan silme hırsıyla harıl harıl çalışıyor... Oralardan kalkan toz bulutlarından çevredeki yeşillikler ve ağaçlar da nasibini alarak kurumakta...
   Yakın gelecekte, Beşparmaklar aradan çekilecek ve Lefkoşa'dan baktığımızda denizi göreceğiz!..
   Denizimiz, sahillerimiz, topraklarımız havamız, suyumuz acımasızca kirletilmekte... Trafik anarşisi tam bir çevre kaosuna dönüştü... Ses kirliliği almış başını gidiyor...
   Böyle bir ortamda çevre üzerine kesilecek ahkâmları dinlemeye kimin tahammülü olabilir?.. Sadece çevre katliamlarında bilfiil rol oynayanların!
   * * *
   Dünyamızın genel durumuna baktığımızda, doğanın tahribatının dönüşü olmayan bir seviyeye ulaştığını görürüz... Dengeleri feci şekilde bozulan doğa, öfkesini ve uyarılarını küresel âfetlerle duyumsatıyor... Aşırı ısınma, buzulların erimeye başlaması, sel baskınları, kuraklık, tsunamiler, fırtınalar, kasırgalar...
   Ama bu doğal öfkeleri ve uyarıları takan yok... Doğanın uyarılarını dinlemeyenler, çevre bilimcilerin uyarılarına mı kulak asar? Bu korkunç duyarsızlıklarla, geleceğin dünyasına ve nesillerine karşı en büyük haksızlık yapılmakta... Ozon tabakası bu gidişle toptan yok olacak... Ultraviyole ışınlarının kanseri taşımadığı beden kalmayacak. Bir yandan kuraklık, öte yandan acımasız insan eli ağaçları ve ormanları yok etmekte olduğu için, oksijen miktarı azalacak ve ilerideki nesillerin zekâ kapasitesi düşecek...
   Hâlâ suyun sonsuza dek var olacağına kurgulanmış bir zihniyetle, suyun korunması için ciddi önlemler alınmıyor. Oysa nehirlerin, göllerin, barajların ve yeraltındaki su kaynaklarının teker teker kuruması, kirlenmesi ve tuzlanması başladı bile... Bugün doğa ve çevre tahribatında en büyük sorumluluğu taşıyan sanayi sektörleri çökecek ve yegâne iş alanı deniz suyunu arıtan fabrikalar olacak...
   Tarım da tıpkı sanayi gibi öleceğinden, kıtlık ve açlık tüm dünyayı saracak... Yiyeceklerin yüzde sekseni sentetik olacak... Tuzlu suyu arıtma tesisleri yüzünden denizlerdeki yaşam son bulacak.
   Kanalizasyon sistemleri bile susuzluktan çalışamayacak... Fosseptik döneminin sağlıksız koşullarına dönülecek... Çevresel etkiler nedeniyle sperm oluşum morfolojisindeki değişimler, kusurlu, mutasyonlu ve sakat bebekler dönemini başlatacak... Hastalıkların ve depresyonların kol gezdiği bir dünyada insanlar daha hızlı yaşlanacak ve daha erken ölecek...
   Sözün özü; çevre ve doğa dengelerini ırgalamayan barbar anlayışın bizi sürüklemekte olduğu tahtalı köyün minareleri artık görünmüştür...Buna rağmen çevreciler son umut çırpınışlarıyla yalvarıp yakarmaktadırlar tüm duyarsızlara: “Henüz daha dünyamızı ve gelecek nesilleri kurtarmaya zaman varken ne olur bir şeyler yapalım!..”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.