1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Çocuk hakları…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuk hakları…

A+A-

Çocukların bayramı olan 23 Nisan geçen yıl, Mustafa Diker cinayetinin karabasanı altında idrak edilmişti. Yargı süreci hâlâ sürmekte olan ve herkesin kanını donduran bu inanılmaz cinayette, Mustafacık aile içi gaddarlığın kurbanı olmuştu.
   Bu öylesine bir şok, öylesine bir karabasandı ki, özellikle çocuklarımızın psikolojisi olumsuz etkilenmişti. Bütün medya bu haberi ve haberin yorumlarını içeriyor, TV ekranlarında olayın ayrıntıları didik ediliyordu. Minik bir çocuğu, hem de aile içinde hedef alan gaddarlık tüm halkın konuştuğu tek konuydu o günlerde… Atlatılamayan ve atlatılması da çok zor o şokun sarsıntısı, tüm toplumu sarmalına alırken, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın sevinç ve coşku içinde kutlanması tabii ki beklenemezdi… 
   Tüm toplum, 23 Nisan duyarlılığına acıyı bulaştıran bu olayın üzüntüsü ve öfkesiyle haşır neşirken hiç kuşkusuz  farklı düşüncelerin ve yorumların tetiklenmesi de kaçınılmaz olmuştu. Çocuk haklarının ülkemizde çağdaş düzeye yükseltilmesi, ihmalin ve istismarın önlenebilmesi için çareler üretme gerekliliği günlerce seslendirildi. Çocuk hakları, ihmali ve istismarı, hepimizi meşgul etmesi gereken temel sosyal sorun olarak toplumsal gündemin baş sırasına yükseldi… Sabi Mustafacığın canavarca bir cinayetin kurbanı olması, ülkemizdeki çocuk haklarının yapıcı bir zeminde tartışılmasını yoğun biçimde kışkırtmıştı. Günler boyunca bu konudaki ifşaatlara, düşüncelere, önerilere ve yorumlara tanıklık edildi. İnanılmaz gaddarlıkta bir cinayete kadar varan çocuk istismarının bu ülkede kökünden kazınmasına Mustafacığın dramının vesile olması istenmişti… 
                                                         *         *        *
   Aradan bir yıldan fazla süre geçti ama, o günlerde ateşli biçimde yapılan tartışmaların yankılarından başka bir şey kalmadı. Her türlü istismarı önleyecek kapsamdaki çocuk hakları yasalarının kurumsallaştırıldığını göremedik.
   Zaman zaman önümüze gelen psikiyatrist açıklamalarına ve çocuk dünyasındaki araştırmaların sonuçlarına baktıkça ürperiyoruz. Bilimsel ve gerçekçi veriler göstermektedir ki, ülkemiz çocuklarının büyük çoğunluğunun durumu hiç de iç açıcı değildir. Çocuklarımızın yarısının risk altında olduğu, her iki çocuktan birinin dayak yediği, kimilerinin aşırı derecede şımartılmasının da, çocuk istismarının bir başka türü olduğu uzman görüşleriyle vurgulandıkça “biz çocuk yetiştirmeyi yeterince bilmiyor muyuz?” sorusu gelip kafamıza çengelini atıyor.
   Evet, aşırı şımartma… Bir sosyolog dostum bana aşırı şımartma konusunda şu açıklamayı yapmıştı: “Aşırı şımartılan, her isteği yerine getirilen ve el bebek gül bebek yetiştirilen çocuklar yaşamın gerçeklerinden koparılmaktadırlar. Gün gele yaşamın acı gerçekleriyle yüzleştiklerinde bocalamakta, bunalıma girmekte, yaşama tutunabilmekte zorlanmaktadırlar.” 
   Ne var ki, çocuk dünyasının bu hüzünlü boyutu üzerinde yeterince durulmadığı, bu boyutun ısrarla ıskalandığı gün gibi ortada.  
                                                          *          *        *   
   Kısa süre önce boşanmaların nasıl kolaylaştığı ve hızlandığı bağlamındaki araştırma ürünü haber gazetemiz KIBRIS’ın manşetine oturmuştu. Çoğunlukla boşanmaların da tetikleyicisi olan aile içi şiddet çocukların dünyasında son derece olumsuz etkilere yol açmaktadır. Zaten Mustafacığın feci akıbeti, gemlenemeyen aile içi şiddetin çocukların kaderine nasıl yansıdığının en sarsıcı göstergesi değil miydi? Toplumumuzda sosyal bir sorun olarak patlama yapan “himayesiz çocuklar” dramının altında da aile içi sorunlar vardır.  
   Çocuk suçluların sayısında artış var. Kardeşini öldürmekten suçlu bulunan 14 yaşındaki çocuk, geçen yıl bugünlerde hapse mahkûm oldu. Çoktan unuttuk bu olayı, değil mi? O çocuk mahkûm,  cezasını ıslah evinde değil, büyükler arasında, cezaevinde çekmektedir.
Durumun vahametini düşünebiliyor musunuz? İngiliz sömürge yönetiminde bile bu ülkede ıslah evleri vardı. Orada çocuklar cezalandırılmaz, eğitimden geçirilerek, rehabilite edilerek topluma kazandırılırlardı. Kendi devletimizde böylesine önemli bir sosyal ayrıntıyı gözden kaçırıyoruz, ihmal ediyoruz.
   Mahallelerde ve hatta okullarda çocuk çeteleri oluştuğu biliniyor. Bu çeteler, sadece kendi akranlarına değil, büyüklere ve hatta öğretmenlere bile posta koyabiliyor. Aileye, okula ve topluma uyumsuz çocukların tespiti ve bunların himaye ve denetim altına alınabilmeleri için, milli eğitimden ve sosyal işlerden sorumlu olanlarımız ne yapıyorlar?..
   Sözün özü; bugün çocukların bayramı ama, bir de madalyonun öteki yüzüne bakmak gerekir. Bir yanda akranları bayram yapıp eğlenirken, diğer yanda bayramdan ve bayramın sevincinden bihaber yoksulluk ve ezgi içinde çile dolduran, çalışan nice çocuk var ülkemizde. Yürek sızlatan paradoksu bu anlamlı günde göremezsek, diğer günlerde hiç göremeyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.