1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Çocuklarımız abdestli Pepee değil, vicdanlı Behzat olacaklar!
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuklarımız abdestli Pepee değil, vicdanlı Behzat olacaklar!

A+A-

Behzat’ın dilini sevmezler. Çünkü Behzat ‘imanlı’ olmadan önce ‘vicdanlı’ olmayı söyler ya, işlerine gelmez. İşlerine gelmez bir yerden dünyayı durmadan ceplerine kese olarak doldurduklarından kılıf bakımından da durmadan minareleri çalmakta, kandırmaktadırlar. Öznesi mütedeyyin eden bütün cümlelerin de kalıplarıyla oynadılar, ellerine Amerikan kaşığı alarak eşelediler yüreklerin eşiğini, ta diplerine kadar indiler toprağın, şimdi kimsenin yüreğinde bir başkasını anlayabilme kalıbıyla öznesini arayan bir cümle bırakmadılar. Hani diyorlar ya 1 Mayıs’ı solcular yaptılar, o zaman Kenan Evren’de Dev-Yol’cuydu mutlaka, bütün ayarlarıyla oynadılar ayarsızlıklarına bir ayar bulmak için, o kadar zulmettiler o kadar kötülük ettiler ki şimdi pervalarına bir yer arıyorlar tek görebildikleri ufuk bu perva hallerinde ancak pervasızlık. Her şeyi sermayenin kaşığına uygun getirdiler, şimdi çocuklara süt diye ‘psikolojik zehir’ içiriyorlar, daha yürümeye başlamadan kendi zihinlerinin göğsüne oturtmak istiyorlar, yetmiyor, Pepee diye düdükten daha düdük bir karakter yaratıyorlar, nasıl bir düdük seviciliği ise şimdi Pepee’ye abdest almayı, namaz kılmayı, hacca gitmeyi öğretecekler bu da bir ‘psikolojik zehir’ ey analar ey babalar içirmeyin-izlettirmeyin. Ve bu tahlilde Behzat için durmadan abdestli kanattan “Türk aile yapısına” uygun değildir yayından kaldırılmalıdır” diye açıklamalar geliyor ki mesele de bu noktada tam ‘Türk aile yapısıdır’ ve evet sizler üzerlerinden eze çize geçtiğiniz o vicdanlı çocukların bir daha vicdanlı yapıları geçmesin diye buralardan 12 Mart ve Eylülleri yaptınız, yapmadınız mı; onu da mı biz yaptık; ve fakat ama siz ey analar babalar +13 ibaresine bakmayın Behzat’ın gene de baktırın çocuklarınıza zira çocuklarımız abdestli Pepee ile imanlı olmayı öğrenmeden önce Behzat ile vicdanlı olmayı öğrenecekler.
   
Çok mu küfür ediliyor Behzat’ta? Bu amına kodumun dünyasında ben iktidarların, sistemi yürütenlerin, yani bizatihi sermaye edenlerin küfür edilmeyecek tek bir iş yaptıklarına rastlamadım, zalimin zulmü varsa ezilenin de küfrü vardır, bu amına kodumun dünyasında küfür de etmeyeceksek, yani bu kadarcık bile hakkımız yoksa asıl büyük ayıbı siz etmiyor musunuz? Ey iktidar, ey güçlü, ey ezen, hiç olmazsa bütün o haksızlıklarında, ayıplarında, yani hiç olmazsa birazcık da küfür etmeyelim mi, işte o zaman püfür bir sayfiye yeri oluyor dünya, yoksa inanın sizin deryanızda kulaç atarken bile sıkıntılı bir çok bulutlu akşamı insan, bu gökyüzü hep maviydi, bu denizler hep maviydi, siz amına koydunuz, koymadınız mı? Cumartesi Annelerinden biri diyor ki ‘Oğlumun kemiklerini versinler bana. Hiç olmazsa! Oğlumun kemiklerine sarılıp uyuyacağım, kemiklerini koklayacağım’ şimdi tam da bu noktada dönüp sizin sisteminize bir küfür sallamak çok mu ayıptır yoksa bu amına kodunuz dünyada oğlunun kemiklerine bile razı bir ananın kemiğinin kokusundan oğlunun hasretini dindirmeye çalışması mı daha ayıp? Hangisi ayıp yönetenim, yönetmenim? Behzat mı çok ayıp, Pepee mi?
   
Behzat bişey değildir zaten. Behzat en nihayetinde hiçbir şey etmez. Ama zaten Behzat’ın böyle etmeleri de yoktur. Behzat edenlerin aslında ne kadar boktan ettiğine hatta hiçbir şey ettiğine bakar. Bu edenlerin dünyasında Behzat onlar gibi etmemek için kavga eder. İdeolojisizdir. Düzdür. Behzat etmemek için Behzat’tır ve orada da herhangi bir ideoloji etmez ama ideoloji ederken başka insanları da ziyan edenlerle kavga eder.
   
Vicdanlıdır. Mutsuzdur. Hiç öyle olmasını istemediği hayalde büyümektedir dünya, bütün mutsuzlar gibi, yani bir kere ve yakından mutsuzluğu gören herkes gibi önce başkalarının mutsuz olmamasına özen gösterir. Behzat, mutsuzluk nasıldır bilir, mutsuz kalınınca nasıl mutsuz olur insan bilir, acımıştır çok, acımak bilir, bir kere ve sapasağlam acıdığı için kimseyi acıtmamaya da özen gösterir. O yüzden Behzat, toplumun ve devletin ve yasaların bütün kurallarına hem de toplumun ve devletin ve yasaların koruyucusu olarak karşı olan ne varsa bünyesinde barındırır. Behzat’a küçükken kaka denilen ne varsa onu yapar. Çünkü Behzat, esas mutsuzların, şimdi mutlu kılıfı uydurarak ömürlerine minarelerine çıkanlar olduğunu görmüştür. Küfrü ve alkolü virgül gibi kullanması da bundadır, çünkü Behzat’ın küfrü bütün mutsuzluğunadır, mutsuzluk tarihlerinedir ve mutsuzluğu sistematik hale getirenleredir. Behzat küfürden, içki bütün kötülüklerin anneannesidir bakış açısından, toplumun uydurduğu manada adam olmaktan, senelerdir hurafe gibi kandırdıkları ‘türk aile yapısından’ yani ne varsa dayatılan hepsi işte hepsi, ondan önce vicdanlıdır. O yüzden Pepee dayatmacıdır, şekilcidir, kuralcıdır, uydurulmuştur, Behzat’ın öyle bir derdi yoktur, Behzat kendisi ‘mağlup’ ‘insanlıktan çıkmış’ ‘zavallı’ ve kimilerine göre ‘meczup’ diye tanımlanırken bile o önce ‘insan kalabilmeyi’ başarmaya çalışır. Ve en büyük başarısı tam manasıyla hiçbir zaman bunu da başaramamasıdır. Behzat çoğu kere başaramadığı için herkesten, hepimizden, Pepee ve dolaylarından da daha insanidir, insancadır ve vicdanlıdır. Yani, eğer Ç’nin bir manası çıkacaksa bence orada öylece duran Ç ‘vicdan demektir.’
   
Şöyle bir sahne vardır mesela. Harun, Selim’den nefret eder. Çünkü Eda’yla nişanlanmıştır. Ve Harun Eda’yı çok sever ama Eda’nın Harun’u o zaman pek sevesi yoktur. Behzat hikâyesi zaten pek sevesi yoktur da hikâyesidir, o yüzden hepsi ama hepsi o kadar mutsuzdurlar ki bir mutluluk için iki kişi etmeye çalıştıklarında bile ancak ‘mutsuzluğa da var olabilirler.’ Behzat Harun’a sorar: “Sen Selim’den nefret ediyorsun di mi lan? Harun “Evet” der. Behzat şöyle devam eder: “Elinden gelse ağzını yüzünü s.kersin di mi lan?” Harun “Belki” der. Behzat “Peki neden yapmıyorsun lan” der.  Harun “Sen varsın. Senin yüzünden. Sen de benim ağzımı yüzümü s.kersin” der. Behzat şöyle der “Ben varım. Ben niye varım? Belki Selim’in annesi vardır diye varım. Belki babası vardır diye varım. Belki abisi vardır diye varım lan.” Harun nefis bir şekilde dürer konuyu ve şöyle der: “Sen de gizli solculuk falan mı var? Varsa söyle valla kızmıcam. Zaten durmadan seni alıyorlar, beni hiç almadılar.” Ve Behzat bizim yerimize de bitirir cümleyi: “Harun. Saçma sapan konuşma lan!” Eğer Behzat’ın Ç’sini bir yere koyacaksak nedir diye, ben bu sahnedir derim, Behzat budur, çünkü Behzat birisinin mutsuzluğundan çok onunla mutlu olanların mutsuzluğunu düşünür, üzünç bir şeydir mutsuzluk ve hiçbir mutsuzluk dünyada bir kişiyi mutsuz etmez bilir, bütün kaba figürüne ve küfürlerine rağmen, bence çok ince de bir adamdır ama parantez içlerinde yazılmaz işte, hayatta da senaryoda da...
   
O yüzden Cumartesi Anneleri Behzat’ın ‘kemiklerini sızlatır.’ Ki hani o sahne, “Katil Devlet Hesap Verecek” seslerini de duyduk ya, artık kim üstüne alınmışsa onlar saldırıyor demek ki, Benim Annem Perşembeyi iyi bilir işkenceyi, çok duymak istemezler abdestli ve imanlı yalanlarla kandırdıkları insanların, şimdi ‘kemiklerini sızlatacak’ bu sesi, Behzat’ın yüzünden görmek, duymak, bilemem; ‘Türk Aile Yapısına’ uygun mu değil mi ama bence ‘Türk Amerikan İşbirliğine’ uymamaktadır evet; 12 Mart’ı da Mahir Çayanlar yapmış, bunu duydunuz mu?
   
Şimdi bu noktada bile, azıcık tarihsellik ile çözümleyeceğimiz bir şeyle daha karşı karşıyayız; sistem ve onları sistemin erkleri yapanlar, Behzat’ı sevmiyorlar, olması gerekendir, başka türlüsü olamazdı ve fakat Behzat’a resti çekip karşı duranlar, onun karşısına Pepee’yi koymaya çalışıyorlar. Sizin Pepee’niz varsa bizim de Behzat’ımız var diyemiyoruz, çünkü onlar istiyor ki herkes kendilerine benzesin, ama neden istiyorlar herkes kendine benzesin, ta o zaman 16 Şubat 1969’da yazılmış olan Pepee Tarihi neyse ve Behzat’ın tarihi nereden gömülmek isteniyorsa Amerikan donanmalarına karşı bağımsızlık şarkıları söylerken, oradan, yine ve yeniden infaz edilmek isteniyor.
   
Behzat için söylenecek çok şey vardır, ama ben burada dizi çözümlemesi karakter çözümlemesi ya da olay örgüsü vs gibi sıkıcı şeylerle bakmak istemedim mevzuya. Burada sadece, sistemin karşı durduğu ve nefret ettiği bir dünyaya bakışı ve hemen ardına dayatmaya çalıştıkları şeyin aslında tarihten aşina olduğumuz ve türlü kere bize uygulamaya çalıştıklarının benzeri olduğunu vurgulamak istedim. Bazen çok alakasız durabilir ama inanın ilintilidir ve alakalı olması da sistemin devamlılığı için muazzam gereklidir. O bakımdan, TC’de 16 Şubatlar bir kere olmamıştır, çok denenmiştir, çok tezgâhlanmıştır, Kanlı Pazar rol-model olmuştur ardından Maraş, Çorum, Fatsa, 12 Eylül’den sonra 90’lı yıllarda Kürt coğrafyasında yaşananlar, 93’de Sivas’ta bir çok kere tekrar edilmiştir. Tekrar edilmesinin en büyük etkeni, işte her durumda karşımıza ‘Türk Aile Yapısı’ diyerek dayattıkları o ‘Türk Aile Yapısıdır.’ Şimdi de, spordan siyasete ekonomiden dış ilişkilere kadar geniş bir yelpaze de aynı yöntem uygulanmaktadır. 1969’da daha sert bir muhalefet vardı ondan daha sert ve acımasız yöntemler vardı, şimdi daha yumuşak bir muhalefet var, ki o sertlik yumuşasın diye darbelerde solcular katliamlardan geçirildi, öldürüldü, o yüzden şimdi daha yumuşak yöntemler uygulanıyor. Ama en büyük başarıları, tekrar ve yeniden ve klişe yazarlardan oluyorum ama başka türlüsü anlamsız yere çıkarabilir yazıyı; Türk İnsanı üzerinde devasa mühendislik uygulamaları ve ortalama bir zekâyı bile aşağılara kadar çekmeleridir. Maalesef öyle mühendislik eyledi bu dünyanın mühendisleri. Öyle olmasa, gözümüzün içine baka baka Deniz Gezmiş darbeciydi derler miydi, ha tamam darbeciydi, Abdullah Gül’de o zaman Bugün gazetesi okumuyordu, Mehmet Şevki Eygi’de ‘kardeşlik ve ileri demokrasi yazılarıyla’ donatıyordu sütunları, 12 Mart geldiğinde alkışı ilk tutanlar THKO ile THKP-C idi, çünkü tarih götümüzden uydurup uydurup osurarak salıverdiğimiz bişey ve fakat bunun kokusu da var ve çıkıyorlar beyler, iki darbeci örgütümüzün de 12 Mart olduğunda bildirileri de zaten bu yöndedir, Kızıldere’de de zaten Bugün gazetesi yazarlarını katlettiler demokrasi düşmanları, sehpada da MTTB’cileri astılar.

Ki sen deyince de darbeci olmuyor ‘Güzel Abim Deniz’ ve ‘Güzel Abimler’ ve ‘O bütün güzellikleriyle tarihin akışı içinde bize güzel gülümsemeleri’ değişmiyor ki, sen ne dersen de değiştiremezsin ki. Sen zalimdin, onlar vicdanlı, sen zalimdin onlar kahraman, değiştiremezsin ki…
   
Süt verecekler bozuktur, içmeyin.
Pepee koyacaklar, izlettirmeyin.
Müslüman Devrimciler diyecekler, inanmayın.
Sosyalizm yazıldığı gibi okunur.

Biz, önce vicdanlı kalacağız, solun tarihten gelen sıkılı yumruğuna sarılarak ve oradan öğrendiklerimizle yürüyerek.
Başka devrim başka yol bilmeyiz biz…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.