1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Çoklu konferans rizikoludur
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çoklu konferans rizikoludur

A+A-

Hiç kimse bizi bir gün Annan planı gibisi bir çözüm alternatifini oylamak zorunda kalacağımıza inandıramazdı.  Fakat bir sabah kalktığımızda devenin sevmediği diken burnunda bitermiş kabilinden risalesi ile karşılaşıverdiydik ki henüz  “esası” meydanda yoktu.

Buna karşılık bir  grup CTP’li genç,   “Eşref abi”  diyerek evimize doluşmuşlar heyecanla  planın faziletini anlatıyorlardı… Demek ki birileri daha adı bile duyulmayan ve henüz risale esamesinde önsözden ibaret olan bu  on,  on iki sayfalık plan tanıtımını çoktan siyaset sahnesine  “çok olumlu kampanyası”  ile sokmuşlardı! 

Tabi biz,   “durun acele etmeyin hele bir de esas planı görelim,  okuyalım sonra karar veririz”  diyerek genç arkadaşların o heyecanlarını dindirmeye çalışıyorduk…                                                              

Sonrası malum!  Karşımızda, Rum’un  resmen tüm egemenliği ile Kuzey’e dönmesi için hazırlanmış bir plan vardı.  Ve o plan sadece Annan’lı BM’lerin değil,  Avrupa Birliğinin de malıydı.    Nitekim Ankara da dahil yedi düvelin ülkesi “kabulü mümkün ve muvafıktır”  derken barış ve çözüm nutukları atmaya bile başladılardı!  Üstelik TC’lerin gönülleri alınıyor,  adadan ayrılacaklara on bin euro  verileceği kayda geçiriliyor,   Kuzey’de bir kez daha yerinden yurdundan edilip göçe zorlanacak Türk halkı için üç bölgede yeni yerleşim yerleri kurulacağının hem de havuzlu villalarla vaatleri veriliyordu…  Hey gidi hey!

ŞİMDİ BİR BAŞKA TÜRLÜSÜNE ÇANAK TUTULUYOR:  Geçtiğimiz gün  Eroğlu’nun özel Temsilcisi Özersay  “sonuçsuz görüşmelerden” yana olmadığını açıklarken  böylesi görüşmelerin  “statükoyu savunmak olacağını”  vurguladıydı.  Eroğlu’nun Ban’a gönderdiği mektuba da değinerek şöyle söyler:  “Eğer müzakerelerle çözüm sağlanmayacaksa başarısız olduğunun tespiti gerekir.  Ve bizi başarısız olan bir müzakere süreci içerisinde görüşmeye itip görüşün derseniz o zaman bu topluma verebileceğiniz vizyon ve umut yok demektir…”                                                              

BRT’deki uzun açıklama ve yorumlarında yeni  “çareyi”  ise bir zamanlar Rusya’nın savunduğu  “çoklu müzakereler”  olarak işaretledi…

“Şimdi bir başka türlüsüne çanak tutuluyor”   dediğimiz işte bu “çoklu müzakerler”  dalgasıdır.   İlgili ülkeler ve kesinlikle AB’nin de dahil olacağı bir yeni müzakere masasında bu dava eğer  başarısızlığa uğrarsa bu dava kaybedilir!  Çünkü bugün müzakerelerde Hristofyas önerileri ne ise yarın “olabilir” denilen çok uluslu masada da odur…  Üstelik destekçileri ve çığırtkanları ile!  “Beğenmedik”  dediğiniz anda da  “çözüm istemeyen taraf”  damgasını yine Türk tarafı yer! 

DİYECEKSİNİZ Kİ:   “Siyaset, taktiksel  politika yapmak sanatıdır.  Faraziyelere yer yoktur.”   Eee,  eğer öyle ise  neden müzakereler  Talat’tan beridir  gündemsiz,  kırmızı çizgisiz,   takvimsiz,  belki rast gelir faraziyesinde ve   belki  anlaşırız kabilinden sürdürüldü? 

KISACA:  Ha deniyorsa ki  artık Rum’un sümüğünü çekmeyeceğiz,  yolumuzu çizip işimize bakacağız,  amenna!  Fakat bir daha tekrar edelim.  O yol da o iş de Kuzey Güney gerçeğinde yine de müzakereleri zorlayacaktır.  Bunlara karşılık asıl olan artık bu adada siyaseten ve tüm dünya alemin işitip göreceğince   “iki ayrı devlet istediğimizin”    ulusal bütünsellikteki kararına varmaktır. 

**********

MERKEZ BANKASI’NIN AÇIKLAMASI

Bir yandan siyasi sorun,  çözüm arayışları,  tıkanan müzakereler,  aranan yeni çareler…  Öte yandan bu siyasi bilinmezlikle tanınmamışlığın yarattığı dezavantajın vurduğu  “ekonomi!”  Ki  sosyal hayatı da tüm olumsuzluğu ile etkiliyor.

Dünkü yazımızda  şimdilerde  “koordinasyon bakanımız” olan  Beşir Atalay’ın  “dünyada yaşanan krize rağmen KKTC ekonomik tedbirleri sayesinde iyiye gidiyor”  dediğine takıldıydık.  Oysa yazımızın yayımlandığı ayni gün KKTC Merkez Bankası CTP dönemindeki “eksi”  büyümeye karşın şimdilerde yüzde 4’leri aşan büyümenin yakalandığını,   ihracatın arttığını,  işsizliğin azaldığını,  kredilerin,  mevduatların genişletildiğini  falan bircik bircik rakamlarla açıklıyordu.  Tabi bunlar   2011 yılına ait verilerdi. 

YANILTICI OLMASIN.  Şimdi 2012’nin 4. ayı olan Nisan’dayız.  Bazan ekonomiler bir günde tepetaklak giderler.  Mesela dün Reşat Akar Güney Rum’unun artık hiç de bizden çok iyi olmadığını somut örneklerle ortaya koyuyordu ki  Yunanistan’dan dolayı durumu vahimmiş! 

BİZE GELİNCE:  Gün geçmiyor ki gazetelere manşet  olmasın,  mahkemelerde davaları görüşülmesin.  Yolsuzluklarla hacizler gitgide yoğunlaşıyorlar.  Ekonomide  tekerlek dönüyor gibi görünüyor  ama  gün geçmiyor ki hayvancısından patates üreticilerine,  narenciyecilerinden balıkçılara kadar üretici kesimler feryat koyvermesin.  Belediyeler battı gitti!  Sosyal Sigortalar iflah olmaz süreçte!  Dört yıldır kamu görevlilerinin maaşlarına  zam yapılmadı ama zam yapılmadık emtia, vurgun yemedik devlet sektörü ile hizmetler kalmadı! Yavaştan yavaştan akaryakıt yakmaya  başladı.  Ki kimbilir nelere etki edip yeni pahalılıkları azdıracaktır…

Zaten açıklamada  enflasyonun yüzde 14’lerde seyrettiği de vardır.  Sadece bu  rakamsal gerçek   “iyidir” denilen KKTC’yi bir süre sonra perişanlıkla karşı karşıya bırakabilir.  Hem de Merkez Bankası verilerine karşılık  “bankaların faizlerini yeniden ayarlaması ile!” 

YANİ:  İhtiyatlı davranmakta yarar vardır.  Dolayısıyle eğer  varsa  şiarımız   o  da  “Türk çalış,  güven,  sonra övün”  olmalıdır!”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.