1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Çöplük içinde yaşam…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çöplük içinde yaşam…

A+A-

Yabancılar şu KKTC denen ülkede halimizi gördükçe yüzlerini buruşturarak “çöplük içinde yaşıyorsunuz” diyorlar. Tabii ki bu halimizi biz de görüyoruz ama, yabancıların vizyonuyla değil. Onlar tertemiz ülkelerinden geldikleri için bizim çöplerin ortasındaki yaşantımız karşısında şok oluyorlar. Biz ise halimize alıştık, halimizi kanıksadık… Çöplerle haşır neşir yaşamayı yaşam biçimine dönüştürdük, hiç de yadırgamıyoruz. Eğer bu duruma alışmasak, bu durumu kanıksamasak, bu durumu yadırgasak elbette ki bir şeyler yapacak ve kendimizi bu çöplükten kurtaracağız…
   Şu minicik coğrafyamızda, 28 belediyemiz, 78 de büyük çöplüğümüz ve ülkenin her yanına dağılan yığınla çöplerimiz var. Çöplük ortasında yaşamayı kadere dönüştüren kaç halk var şu yeryüzünde?.. Biz ne yazık ki öyle bir halka dönüştük.
   Dün Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği’nin “Kıyı Kirliliğinin etkileri” konulu çalıştayını izlerken bir kez daha bunları düşünmek zorunda kaldım. Oradaki gerçekçi irdelemeler sadece kıyı kirliliğimizle sınırlı kalmadı. Genel kirliliğimize de yöneldi. ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Programı Koordinatörü Prof. Dr. Salih Saner dikkate alınması gereken vurgulamasını da şöyle yaptı: “Kirletilen kıyılardan söz ediyoruz ama, başkent Lefkoşa örneğin Kalecik’ten çok daha kirli.”  
   KTTB Başkanı Dr. Filiz Besim’in konuşmasıyla açıldı çalıştay... Başkanın şu anda bir felaket bölgesi durumundaki Mağusa Limanı’yla ilgili sunduğu görseller dehşet vericiydi. O harman çorman limanın çevresel etkileri sadece Gazimağusa’yı değil, tüm ülkeyi etkiliyor. Çünkü aldığımız gıdalar dahil, tüm tüketim malzemelerimiz bu son derece kirlenmiş limandan geçerek bize ulaşıyor. Düşünün ki, bizim ve hayvanlarımızın temel gıda maddesi sayılan on binlerce ton buğday ve arpa, kısa bir süre sonra bu limana ulaşacak ve oradan da fırınlarımıza, mutfaklarımıza, gıda sektörünün tezgâhlarına, hayvanların önüne sürülecek...Bir de gıda güvenliğinden söz eder, bu konudaki yasaların güçlendirileceğinden dem vururuz!… 
   Marifet yasa geçirmek değil, var olan ve geçirilen yasaları uygulamaktır. Örneğin Çevre Dairesi Müdürü Eşref Ünlüsoyer siyasal iradesizlikten acı acı yakındı, artık devlete güveni kalmayan insanlarımızın devlet yetkililerinin söylediklerine ve uyarılarına da kulak tıkadığını söyledi. Devletin önemli bir dairesinin başındaki kişi, sadece konuştuğumuzu, uygulamada ise olmadığımızı deneyimlerine dayanarak açıklarken, çevre konusunda en çağdaş yasanın geçirildiğini, ne ki AB uzmanlarının hazırladığı tüzüklerin hâlâ hükümet tarafından onaylanmadığını, bu nedenle yasanın yürürlüğe giremediğini ifşa etti.   
   Konuşmacılar arasında Sağlık Bakanı Ahmet Gülle ile Çevre Bakanı Hamit Bakırcı da vardı. Sağlık Bakanı’nın söyleyebildiği tek yeni şey, sırf çevre sorunlarıyla ilgilenecek mini bir kabine kurulacağına dairdi. Diğer dedikleri klişe sözlerdi... Hadi o çevreci mini kabine kurulsun da görelim bakalım!..
   Çevre Bakanı Hamit Bakırcı ise, özel elektrik üretimi yapan AKSA gelmeden önce bu ülkede kıyı kirliliği olmadığını öne sürdü… Sayın Bakan Güzelyurt kıyılarındaki CMC felaket bölgesini henüz ziyaret etmemiş olacak. Girne gibi “turizm merkezi” dediğimiz beldede ise kanalizasyonların denize akıtıldığından, Girne Yat Limanı’nın çevresel sorunlar ürettiğinden haberi olmasa gerek… Eğer bu ülkede kıyı kirliliğini yaratan faktör bir tek santrallarsa, Türkiye’den gelecek olan suyla birlikte bize ulaştırılacak enerji hattını beklemekten başka çaremiz yok. Oh ne güzel, kirli üretimi Türkiye’de yapılacak olan tertemiz elektriğe kavuşacak ve önemli bir çevre belasından da böylece kurtulmuş olacağız!.. 
   Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Nilden Bektaş, belgesel içerikli sunumunda Mağusa Limanı’nın liman kavramı içinde sınıflandırılmasının mümkün olmadığına parmak bastı. Her türlü etkinliği, hatta tersane fonksiyonunu bile içinde barındıran bir liman türüne yaptığı araştırmalarda rastlayamadığının altını çizdi. Nilden Bektaş’a göre Mağusa limanı ya baştanbaşa ıslah edilmeli, ya da ülkemize bir başka liman alanı bulmalı...
   Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Güler’in konuşması da, Nilden Bektaş’ın belgesel sunumunu destekleyici içerikteydi. Bir tersaneyle bir limanı bir arada tasavvur edemeyeceğini belirten Prof. Dr. Güler, çevre kazaları sonuçlarının erken zamanda bertaraf edilebilmesi bağlamında, kendi kendimize yeterliliğimizin önemine vurgu yaparak “uzak köyün peygamberi, kendi köyünün ermişinden daha iyidir” dedi.
Çevre sorunlarıyla mücadelede sivil toplum örgütlerinin önemi çalıştayda bir kez daha vurgulandı. İyi ki çevreye duyarlı, gözetici ve baskıcı sivil toplum örgütlerimiz vardır… Yoksa halimiz bugünkünden bin beter olurdu. Devletin taraflı olduğu ve doğru bilgiler vermeyebileceği çalıştaydaki ana fikirlerden biriydi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.