1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Coşkun sever Coşkun sevince…
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Coşkun sever Coşkun sevince…

A+A-

En kötü sabaha uyandı Coşkun. İçinin kıpırdanması ismine gıcık vermekte ve önemsiz. Bütün yaşamı para üstü kalan bozukluklar gibiydi. Ancak çiklet alabileceğin bir müddet sonra şekeri gittiğinde ağızdan yola sürgün edilecek demir elli binlik. (Ki o bile yıldan yıla değişir senesine elli binin yetmez senesinde Coşkun’un önemsiz yalnızlığı.)
   
Liseyi üçe kadar okudu. Lisenin tamamı olan bir müfredatın kısmen bulunanı. Lise üçten terk. Dışardan bitirmeye uğraşmadı. Madem içerden bitmedi dışardan hayli hayli bitmezdi. Boş verdi...Baktı miyop olmayacak hipermetrop gözlük hayatın camına kendisine görüntü oldu. Ses biraz cızırtılı. Olsun, zamanla ayarı yapılabilirdi, anten yeri tersti biraz şimdilik. Ama Coşkun bir gün çok zengin olacaktı.Turksat 1-C’den kocaman uydusuyla damında binden fazla t.v. kanalını çekecekti. Parasıyla değil mi kardeşim..?
   
Ama olmadı...Kahvede okeye dördüncü arandığını kısmet bir gün o dördüncünün kendisinin olacağını sonra ne hikmet sürekli bir dördüncü sıkıntısı, okeyi kafasına vurma heyecanı. Sonra kâğıtsal oyunlar. Bunlara kâğıtsal milyonlukların katılımı. Cızırtılı sesin cız vermesi kalbe cız-bız edilen bir delikanlılık. Görüntünün görünmeyen kısmının görünmesi ekranda. Turksat 1-C’den kopuş. Ve yitiş...Uzay zayiatı...Boşluk. Hoş geldin Coşkun...
   
Emine genelevin en güzel kızlarından. Hep bir şeyler doğru ama mekân yanlış. Hani mekâna uymaz bazı eşyalar, hiçbir zaman da. Bazısı cuk diye oturur. İşte, cuk diye oturanlar orospudur. Emine öyle cuk diye oturmuyor, nereye koysan kapıya yakın, kapı açılamıyor. Mekâna ters yüzü. (Bazı kadınlar öylesine güzel olurlar da niye soyunurlar lan diye kızarsın gazetede? Porno filmi izlerken çok güzel bir kadının yüzüne yapılan yüzsüzlüğe bakar da (hani gelsen ben seninle evlenirim ulan yaptığın iş mi) salak bir hüzün olur ya içinde. Yani, bazı kadınların yüzü o kadar güzel oluyor ki yalnızca yüzünü göstersinler kâfi dersin.) Bazı genelev kadınları orospu olmamalı, Emine bazısı genelev kadınlarının. Genel geçer bir güzelliği yok ki Emine’nin gelen geçsin üzerinden. Lakin mesleki mecburiyet. Seviştiğinin haddi yok hesabı var. Gülüşü vizite fiyatına. Az muamele çekmedi bu hayatta. Her gece kapılar kapandığında sigara dumanına genç kızlığını bantlardı. Zaten banttan yayındı onun hayatı. Hiç kimse naklen bağlanmadı yalnızlığına. Dumanına iğreti bir yok düşerdi...Orospu bir hüzün puslu bir camın içinden bütün orospuluğuyla incitirdi kalbini. (Ciddiye alın bu satırları. Dünyanın en duygusal insanları orospulardır. Ben demedim hem Emine dedi...)
   
Rıfat ve Coşkun’un kollarından kanları birbirine karışmış. Kardeş bir kan taşıyorlar damarlarında. Okeyde ve pokerde hep ortak olurlardı. Beraber çok içmişlerdir hayatla olan maçsal kaygıların tabelaya devamlı beraberlik diye işleyen skorlarına, ki skor dediğin adama kor, hep mağlubiyet bünyeye hasar. Rıfat platonik severdi. İçinde yaşardı sevgiyi. Gerek duymadı gidip kendisine söylemeyi sevdiğine sevdiğini. Coşkun platonik de sevemedi hiç. Hiç seveceği olmadı. Önemsiz...Kadın bilmedi Coşkun. Rıfat öyle değil fakat. Eski kerhanecilerden...Her cumartesi biraz sever bir az kadın...
   
Coşkun Rıfat’ı da dibine alarak bir sabah çıkarlar kahveden. Sözüm söz. Kahve yok artık...İş yapacaklar. Çıkarken bunu düşünmemiş olacaklar ki bir süre ne iş yapacaklarını düşündüler..!
   
Ah Selma!Yanlış adamı sevdin!Olur olmaz ümitlendirdin kalbinin pörtük yerini. Coşkun sana varmaz. Şimdi siz, olur da, sımsıkı saracaksınız omuzdan aşağınızı, öyle karar verdiniz. Coşkun grekoremen bilmez. Omuz yukarısı tecrübesiz.  Diyelim ki dudak aşındıracaksınız konuşmanıza replik açılsın diye, Coşkun öpemez ki seni. Coşkun naöpüşme...Aynı mahallenin geri zekâlı aşkları vardır hani. Daha ileri bir geri zekâlılıkla farkına varıldığında aşk kız başkasına verilir. Mevzu daima pencerede ve kızda kalır.
   
Asabi bir alkol alırlar o gece önem mezesiz. Rıfat daha fazla sukut edemeyecek. Coşkun rakının dibine fon yapmakta...

-Coşkun...Amına kodumun Coşkun’u! Madem becerebileceğin iş yok amına koyum ne diye kahveden çıkardın bizi!

-Sövmeden konuş. Piç! Çıkarmasaydım da götümüzü mü verseydik Sedat Abiye..?

-Sen Sedat Abi hakkında nasıl konuşuyon lan öyle?Oğlancı mı Sedat Abim?Nedir yani açık konuş...

-Rıfat..!

-Ne Rıfat’ı..?Amına sokayım senin!Hadi bakalım iş bul Sedat Abiye kızacağına.

-Sövme oğlum lan sövmeden konuş. Piç..!

-Sen de sövüyon göt !

-Sen sövüyon diye sövüyom ibnenin çocuğu !

Söven ile sövülen bölenle bölünen tadında gece boyu sürdü. Bir ara Coşkun elindeki şişeyi kaldırıp Rıfat’a vurdu. Başı kanadı. Rıfat, başının kanadığını görünce kanını yerdeki taşla Coşkun’un suratında sildi. Sonra birlikte hastaneye gittiler. Birlikte eve döndüler. Sokağın ucuna gelince önce Coşkun ağlamaya başladı sonra salya-sümük Rıfat...
   
Madem günlerden cumartesi madem kavga da ettik dedi Rıfat gel seni kerhaneye götüreyim, barışalım...Coşkun’u hiçbir kadın ulusal takımına çağırmamış. Şimdi kadına dokunmak baş ağrısı. Sevişmek baştan aşağı baş ağrısı...
   
- Ulan senin ki organa ihanet! Vazifesini yapmamış organın hesabını o tarafta sorarlar. Kitapta bile yazıyor lan. Kalk, gidelim işte. Her bir şeyin organ naklini yapabiliyorlar bunun ki bir yerde böyle gibi gayet sünepe gayet gayret ve akla çalım bir lafla kandırdı Coşkun’u...
   
   
Kimlik mi gösteriyoruz? Niye..?Vizesiz almıyorlar mı? Üstü-başı üstsüz-başsız sevişeceğiz ki ilk üssüzlüğü başımızın niye bu kapıdan zorlama geri dön tavrı? Vize almaya gelmedik ki viziteli bir sevme olacak. Ki bir yerde parayı veren düdük ağzında çalabilir ıslığını...

-Çok soru sorma lan, karı almaya gelmedik amına koyum, amına koyup çıkacağız! Ne..?Öyle oğlum. Görüp çıkacağız umumi yerlerini...

-Olsun. Umumi olan güzel görünmek zorundadır. Yoksa umumi olmaz...

-Ananın amı..!

Coşkun sevmedi bu umursuz yeri. Bazı yerler arkadaş hatırına güzeldir diyerek attı adımlarını. Küçücük evlerden sevişilebilecek mahalleler yapmışlar, içine bade koymuşlar ; herkesin fincanı kendine koyulmuş...

-Bak, herkese yapmam bu iyiliği. Benim karıya götürüyorum seni.  Lokum gibi şerefsizim...Başındaki yaranın yaren yerine dokunarak. Coşkun, içinden konuştu; şerefsizsin, lakin ne ulan bu, herkesin biraz sevişirken koklayabildiği kadın öznel kalabilir öznesine.  Yok, umumi bir gülüş herkesin yanılsamasıdır. Önemsiz...Sevmedim burayı...
   
Dedi...Ki...O ne biçim de bir ki. Ki, güzel yetiştiremiyorum yüzünün şavkına...Aklının bütün kümeleri ortak bir kümede kümelenip seni kim orospu yaptı dedi. Küme düştü aklındaki bütün kadınların ismi...
   
Emine, mesleğine soyunduğu için önce, sonra giyinmezdi. Yarı çıplakken bir kadın bu kadar güzel giyinik olabilirdi. Coşkun Emine’nin en giyinik yanında. Gözlerinde...Kaşlarının çatalında. Ulan Emine kaşlarının arasında bir çatal her ucuyla batıyor ciğer yerime...Neyse, cümlenin bu kısımları yalnız Coşkun’a özne. Emine özneye farkında olmadan yüklem...Belki de mekân itibariyle öyle öğretilmiş. Yüksüz. Nötr Emine...Her şeye...
   
Pezevenkle anlaşıldı, muamelede bir problem yok, para sayıldı. Emine odasına çıktı. Ardından içinin en çirkin yerinden en güzel yürek şarkısını besteleyerek, bütün ömrünün çıldırasıya yalnızlıklarında şu kısacık yolu yürümediği için zamana ve ayaklarına kızarak, Coşkun...Emine, yatağı gösterdi. Soyun geliyorum dedi. İçerde bıraktı Coşkun’u, çıktı. İçerisi mahpus. İçerisi hükümden pus yemiş sessizlik. Coşkun, odanın içinde hükümsüzdür hükmüne. Ağlayası geldi. Ne demek soyun?Sevgilim, diyesi geldi. Gelenler nereye takıldı bilmez (boğaz civarı olabilir çok yutkunluk alır oraları da.) gelemediler...Ben daha giyinik sevdim seni. En kış gecelerinde sımsıcak bir kat kat üstüne giyinerek.  Hiç soymam seni üstümden , söz. Ama soyun deme bana. Sana soyunduğum tek yer kalbimdir. Coşkun, yeter ağlatacaksın beni üç nokta
   
Geldi Emine. Kasırgasıyla...Coşkun, şiirin en dudak kalem yerinde. Böyle duygusal adamları almayacaksın böyle yerlere. Rutubet kokuyor tenleri. Oda sıcaklığına uygun sevmeleri sevişmeleri yok. Raf ömrü bilakis Emine’nin gözlerinde. Fakat Emine taraf değil dolabına. En güzeli kapıya yazacaksın : YÜREK KALDIRMAZSA GİRMEYECEKSİN..!
   
Geldi Emine gelmeden kurulmuş bir cümleye kurulup. Soyunmayışına sinir Coşkun’un. Coşkun’un sinir sistemi hepten Emine...

-Pantolonunu çıkarmadan yapabiliyor musun aslanım ?
Böyle orospu konuşma dedi Coşkun içinden. İçinden daha mantıklı bir ses olsa gerek orospu oğlum o dedi böyle konuşacak tabi. Bir süre içiyle içli-dışlı susuştular...

-Beni seyretmeye mi geldin koçum sen..?

Geldinin din yerinde üstündeki bornozu aforoz etti Emine. Kalan yerleri kutsal mekân. Fark etti Coşkun ilk kez ve sövdü kendi fark etmişliğine, bir kadını neden çıplak görmedi diye! Yok, düzeltti cümleyi. Kara kalemle üstünü çizerek. Neden Emine’yi çıplak görmedim diye...
   
-Ben değil sen de soyunacaksın aslanım! Ben soyunarak olmuyor yani sen de soyunacaksın...
   
Bu de var ya bu de. Deldi geçti Coşkun’un kalbini. İstemeden soyundu içi. Emine yanına geldi, çırılçıplaktı. Bakınca içine Coşkun’un o da çırılçıplaktı. İlişti yanağına. Yanağı içine kanıyordu. Dedi ki sevdasından küflenmiş yüreği çok küfürlü; ulan orospu siktin hayatımı..!Sinir katlanıp katsayısına ulaştığında Emine, baktı giyinik, soyunası yok müşterinin, kızdı. (Kızarken bile kızardı Coşkun ne güzel kızardı kan rengi oldu kız dedi güzelliğin...)
   
-Bütün gün seninle uğraşamam! Manyak mısın?Hadi be yapacaksan yap. Daha bir sürü
   
Kulağını mı seslendirdi Coşkun bundan sonrasını duymak istemedi. Kapadı kulağının çekicini. Geçici bir sağırlıktır sevdası. Emine of dolaylı bir pof çekti.
   
-İlk kez mi..?
   
Elbet bir dili vardı Coşkun’un, Türkçe’ye yakın...Konuşabildi sonunda.
   
-İlk...
   
Bu Coşkun’un Türkçe konuşmaya başladığı ilk sözdü...
   
-Bu yaşa kadar..?
   
-Evet.
   
-Ne yapalım aslanım? Bizim de işimiz bu. Önce soyunman gerek. Soyunmadan olmuyor o iş. Gerçi giyinikte yapanlar var ama kahkahasında bir cümleyle olsun der sen önce bir soyun.(Giyinik sayılmaz Coşkun fakat...) Sonrasını ben gösteririm, tamam mı?
   
-Tamam...
   
Seviştiler. Resmi rakamlara göre iki buçuk dakika sürdü. Emine giyindi, Coşkun giyindi, Emine çıkacak kapıdan. Kapı koluna bir cümle dokundu Coşkun’dan...
   
-Benimle evlenir misin..?
   
-İki buçuk dakika mı sürecek bu evliliğimiz..?
   
Orospu bir gülüş kapı kolunda kaldı. Emine aldırmadı bile, çıktı. Coşkun satırbaşında yalnız kaldı....

Selma sevişmeliyiz seninle. Sevişmeliyiz ki idmanı olsun sevdiğimin maçında. Yok öyle iki buçuk dakikayla kapı koluna bırakacak sevdamız. Yeter zihnimde yarıştırdığım repliklerin ekşi tadı ağzımda. Selma pencerededir, pencere zaten Selma’nın anavatanı. Anasına belli edilmeyecek vatana bırakılan gülüş. Selma’nın yüreği Coşkun’a oynanmamış tavladır. Bir bakışına tav. Pencere kenarı zar. Selma çoktan azar. Dubara mutlaka beni ara. Tav’la biter oyun....Kapatılır tavla. Selma’nın koltuğunun altı kendinden teşvik primi Coşkun’a...Seviş de gel...
   
Selma gece yarısı portakal bahçelerine koşar, Coşkun portakalların arasında. Bekliyor. İkisinin de portakalla alakası yok. Niyet belli. Sevişecekler. Daha bahçesi şöyle, coşkun portakalı dilim diliyle soyacak, yiyecek...O gece Coşkun, bir yüzüne Selma’nın Emine’nin yüzünü foto montajlayarak inim inim dilimledi portalı. Sevişmek coşkun bir işti...Sevişti...Öğrendi...

   
Gel bakalım yârimin pezevengi. Biliyoruz viziteyi. Eskisiyiz buraların. Bir kere gelmişliğimiz var. Çağır Emine’mi görsün nasıl iliklenirmiş zamanın yeri. Görsün! O bizim idmansız kaslarımızla sevişti...diyeceğim ama sevişme değildi tam olarak. Kasıldı kaslarım kaslarına. İlk müsabaka müsamere gibi olur. Şimdi gelsin de görsün analar ne sevişmeye müsait yiğitler doğururmuş? Sana ne anlatıyorum ki, dilimin karşısına geçtin ondan. Çekil ayağımın ara yerinden yoksa arada kaynarsın. Kasıklarımı zaptedemiyorum. Hepsinde Prometheus çılgınlığı. Bu güne değin beni zincir yerimden zincirleyen Zeus’a de ki us olsun uslu dursun onun da götüne korum..!
   
Yazmayayım...Bu sinirle Emine’ye -sevdiceğine-  ne yaptığının matematiğini siz yapın. Resmi rakamlara göre –tam olarak kesin olmasa da tahmini- yetmiş üç dakika kırk bir saniye sürdü, ki bu Coşkun’un ikinci keresi olduğunu düşünürsek oldukça iyiydi. Ve Emine orospu oldu –ki olalı- böyle şiddet dolu bir coşkuyla karşılaşmamıştı. Coşkun kapıdan çıkarken, atından inmiş meydan muharebesinin galibi bir komutan edasıyla ;
   
-Yetmiş üç sene, dedi. Şimdi evlensek bir yastıkta kocamamıza vaktimiz kalmaz. Ki arada bunun üçüncüsünü, dördüncüsünü ve on ikincisini bilahare düşün. Çıktı kapıdan. Kapı gibi kapı bile sevişebilecek kapı aradı arkasından. Orospu bir gülüş yanağında yetim Emine’nin. Yanağı kapı koluna ana diyemedi. Coşkun satırbaşında her genç kızın rüyası kaldı...
   
Emine’nin rüyası bütün gece Coşkun. Rüyasında sevişiyor. Aklındaki beton kirişler izin vermiyor Coşkun’un çıkışına. İnsan, en doğru kelimeleri yalnızken kurar. Emine için içinde yanıyor. Orospuluğun mektebinde bunu okutmadılar. Aşk! Lakin hayat hangi mektebin karnesindeki notlara uygun düşmüş. Bütün gece sayıkladı rüyasında sevişmekten müsait zamanlarda; benimle evlenir misin demişti, benimle evlenir misin..?
   
Coşkun, Rıfat’ın gömleğini giyip yanına da Rıfat’ın kendisini alıp yürü dedi meyhaneye gidiyoruz. Hayra yorulmaz bu tavır. Hele ikindi vaktinde.
   
-Ne oldu lan âşık mı oldun yoksa?
   
Ne sevimsiz...İlla ki alkollanıyorsan âşık mısın?Kabul, sebepsiz içilmez bu meret. Uzun içmelerin uzun mevzuları vardır alkol o zaman içkidir. Kabul, aşığız ama cümle sevimsiz...
   
Girilecekken meyhaneye, Rıfat sayısal oynayalım dedi hayatın sözel işsizliğine karşı.
   
-Bize çıkmaz oğlum.
   
-Ya çıkarsa?
   
Kandırılmaya müsait her piyangonun milli salaklığı bu kelimedir. Ya çıkarsa?Tamam, ya çıkarsa fakat ya çıkmazsa?Ki büyük ikramiyeden daha büyük olasılıkla çıkmayacak. Neden kanıyoruz?Kandırılalım o vakit, girmeden meyhanenin hanesi bol sıfırlı hüznüne sayısal loto oynandı. Hayat, altı rakamlı bir şans topu herkese. Altısından da herkes bin bir hayal kurabilir kendisine...
   
-Oğlum, iki yetmişlik oldu. Ağır git...
   
-Seviyoruz...Yavaş sevilmiyor...
   
-Kimi?
   
-En tatlı birisini?
   
-Nasıl yani..?
   
-İlk kerhaneye baksana...
   
-İlk kerhane ne? Sarhoş oldun sen. Göt-göt konuşma...
   
-İlk kerhaneye gidişimdi. Sen götürdün götlük yapma! İlk aşık oluşum. İlk sevişmem. İlk...İlk ciğerimin yanışı. Son...Emine..!
   
-Orospuya mı âşık oldun lan!?!
   
-Orospu morospu deme sevgilime. Bozuşuruz bak.
   
Kavga edildi. Masaya gelen üçüncü yetmişlik Coşkun tarafından Rıfat’ın başında kırıldı. Rıfat yerdeki camlarla, ziyan olmayan yerlerine çizik attı Coşkun’un. Kanadılar...Beraber hastaneye gittiler. Birlikte eve dönmediler. Rıfat mahalleye döndüğünde sokağın başına girdiğinde, Coşkun kimsesiz bir parkta kendi kendilerine ağladılar...
   
Ertesi gün kerhaneye gider Coşkun. Gayri orada durmamalıdır sevdiği. Pezevenge kafa atılır. Emine, kolundan tutulur, Emine ne oluyor be!
   
-Benimle evleneceksin ulan!Seviyorum seni..!
   
-Orospuyum ben!Bir orospu nasıl olunur bilir misin?Orospu olmanın bazı kuralları vardır. Öyle herkesi orospu yapmazlar. Bu vesikayı herkese vermezler. Ben isteyerek mi orospu oldum sanıyorsun!Birincisi, on sekiz yaşını geçmiş ve T.C. vatandaşı olacaksın; ikincisi, çalıştığın yer okul, cami gibi yerlere yakın olmayacak; üçüncüsü, vesikan olacak.  Ben orospu olmadım tamam mı beni orospu yaptılar. Ben de isterdim beyaz gelinliğimle sevdiğim adamın olmak. Yalnız sevdiğim adamın olmak. Ama beni orospu yaptılar, zorla..!
   
Coşkun sert bir hareketle kolundan tutar Emine’nin...
   
-Bırak bu Ahu Tuğba ayaklarını!Hep aynı laflar. Kim bu yapan ve zorlayan?Madem olasın yoktu neden yapıldın?Bir sabah bilmeden ve istemeden kerhanenin önünden mi geçiyordun yani?Yıllarca Nuri Alço’dan soğuttunuz bizi be!Sus kere!Orospuluğunu seviyorum senin!En orospu halinle seviyorum seni...
   
Ağladı Emine gözyaşısı yaş olana kadar yüzünde. Sarıldı boynuna, Coşkun’un, sımsıkı. Coşkun’un boyun yeri beklediğidir Emine’nin...
   
- Seninim. Tertemiz yıka beni kalbinin hamamında. Seninim!Yalnızca senin bundan böyle...
     
Kerhane kız veriyor Coşkun’a. Kerhane yeri bayram yeri. Pezevenkler nikâh şekeri. Orospular ah şansa bak orospudaki derken...
   
Bitmedi öykü...Hayat kaldırmaz bazı sevgileri tahterevallisinde...

Anne ve Babaya söylenecek. Bu kız alınacak.  Mesleği alınmasına biraz engel ama olsun yüreği onsuz olmaya da engel. Belki de çengel Coşkun’un yüreği Emine’ye....Ayırılınmıyor... Baba muhafazakâr, Anne beş vakit namaz kılıyor, kılamadığı zamanlarda kazasını yapıyor, o kadar yani. Olsun, ciddi düşünüyoruz biz...
   
Anne tamam...Orospu olabilir ama o istememiş yapmışlar. Baba...Ayağa kalkma. Tokat mı attın!Vur, ki vursan da yıkılmam bu aşkta!Anne, Baba. İkinize de aynı anda cevap veremem. SUSUN!Düşün, istememiş yapmışlar. Yani, ben okusaydım siz mühendis olmamı istiyordunuz, ben kolay yoldan para kazanmak için hayata atıldım. Mühendis olsaydım, olmayacaktım kendimce, yapılmış olacaktım. Siz istediniz diye. Anne, bağırmadan dinle. Baba, indir o kül tablasını. Kızı kandırmışlar. Baba, başımı kanattın. Peki...Siz, bu kızı kabul ediyor musunuz etmiyor musunuz?
   
Bağırıyorsunuz. Tamam...
   
Coşkun mutfağa koşar. En büyük ekmek bıçağını kapar. İçinden geçen en derin sızılara özür dileyerek anne ve babasını öldürmek mecburiyetinde kalır. Çünkü, sevişim mecburi!Ne yapayım...Off, başımda kanadı. Sevdasının iki cesedi var şimdi. Onu doğuran ve doğurtan...Cesetleri kaldırılır, kan temizlenir, poşetler küçük. Büyüğü bulunur. Anne ve Baba içine konulur. Kömürlüğe atılır. Sevdası çirkinleşiyor bu adamın. Kapı zili. Kim bu cinayetin en ekmeğe banıldığı saatte..?Aaa, Selma..Bugün herkes bağırarak mı konuşuyor benimle?Evet, Selma, senin gibi bir orospuyla değil de bizzat fabrikasından bir orospuyla evleniyorum. Bir sakıncası mı var?Hayır, varsa çabuk söyle arada seni de öldüreyim, ziyan olmayasın!Mutfaktan bir boş torba daha alınır. Amma da ağırmış meftunun cesedi.Selma, içine konur. Portakal kokusu odada...Anımsama, ki her anım sanılmamalıdır der Coşkun kendisine. İçi ezim büklüm kömürlüğe anne ve babasının yanına misafir bırakır kokuyu.
   
Of içim kalktı. Ne çok kan Emine’nin yüzünden. Kapı zili...Kim ölümüne su serpiştiriyor gene akşam-üstü akşam-üstü..?Pavlov’un cinayet seven köpeğine çevirdiniz beni. Zil çalınca adam kesiyorum!Ooo, Rıfat, kardeşim, tam vaktinde geldin. Sana hayati bir sorum var, Emine’yle evlenmemde bir sakınca var mı?İyi düşün hemen cevap vermek zorunda değilsin.

-Orospuyu kendine gelin mi edecen?Konuşmaya geldim seninle, gel içeri.
Kapı önünde bıçaklanarak yirmi yedi yerinden ölür Rıfat. İyi çocuktu, en iyi arkadaşımdı, ki kan kardeşimdi. Ya yanlış soruya cevap oldu ya da yanlış zamanda gereksiz bir sorunun ortasına bıçaklandı...Neyse, ölünün arkasından konuşulmaz. Boş torba. İçine koy. Kömürlüğe at...
   
Seri bir cinayettir ellerinde Coşkun’un aşkı. Önüne yanlış sıfatlar koyan öznenin ölümüne sebeptir artık...
   
Coşkun, rahat koltuğuna uzanır. Engeli kalmamıştır. Gerçi İstanbul koca şehir. Olsun, laf eden olursa istikamet kömürlük. Belli ki Belediye Mezarlığına çevirecek Coşkun evin aşağısındaki kömürlüğü. Televizyonu açar. Sayısal Loto sonuçlanmaları. Cebinden Sayısalı çıkarır. Sözel olarak verilir sonuçlar. Sonucu zıplamasına engel değil. Altıyı vurmuştur on ikiden...Zengindir artık. Beklediği an budur, Emine’den sonra...Önemsiz değil artık hayat. Keyifli ve çok fiyakalı bir sigara yakıp

-İyi lan dur, iyi ki öldürdük puştu!Yoksa para yarı yarıya bölünecekti...
   
O gece Emine’yle kendisinin hayalini yan yana koyarak düşünür sabaha kadar.Artık yeni bir hayat, yeni bir ev, yeni bir Emine...Parasıyla değil miydi kardeşim..?
     
Bir gün çok zengin olacaktı hani Coşkun, oldu işte. Kocaman bir uydu evin damına. Binden fazla t.v. kanalı. Ohh, parasıyla kardeşim...Mutfaktan, elinde kahve fincanlarıyla Emine girer. Eli öpülesi bir kahve yapmıştır Coşkun’a. Coşkun’un eli mahkûm onu sevmeye. İçerler kahveyi. Kömürlükte ıssız bir sessizlik. Bir hafta oldu kokmasın bunlar dedi Emine. Susarak kahvesini löpür etti Coşkun...Kalktı yerinden. Yavaş adımlarla pencerenin kenarına gitti. Boğaz’ın mavi sularına bakıp eski evin kömürlüğündekileri düşündü.
   
İstanbul o gece isten bulunmaz gri bir kahırdı Coşkun’un gözlerinde...Ve boğazından ağlayan pınardı gözleri Boğaz’ın sularına doğru....
   
Coşkun...Önemsiz bir cinayetti polis telsizlerinde aranan...

   
Kapı zili...
   
-Ölümü almaya geldiler, dedi Coşkun. İçindeki Pavlov’a iyi bak..!

                   

16-25 Mayıs 2003/Narlıdere
   
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.