1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. "Çözümsüzlüğe" bir de bugünkü koşullar içinde baktık
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

"Çözümsüzlüğe" bir de bugünkü koşullar içinde baktık

A+A-

Kuzey Kıbrıs otuz sekiz yıldır siyasi ve askeri aidiyeti ile resmen Türkiye’nin üzerine kayıtlıdır. Buna karşılık bu kaydın ve TC kimliğinin KKTC coğrafyasındaki varlığı ile etkinliği ne sürgit siyasi sorunu çözmeye yetmiştir ne de Kuzey Kıbrıs’ın tanınmışlığına katkısı olmuştur.

Zaten Türkiye dış politikasına bakıldıkta bugüne kadar başta komşuları ile olmak üzere “kavgalı ve netameli ilişkiler üzerinde” geliştiğini görmek bir yana mesela son örneğinde somutlaştığınca “Suriye’de başarısızlığın dik alâsını göstermiştir!”

Bu başarısız dış politikaya karşın gelip giden hükümetler Türkiye insanını, “tarihte kalması gereken Osmanlının dış politika stratejisi sonucunda “asla kaybetmez” gibi bir imaja sokup uyutmaktadırlar! Nitekim bu tarihi doping halini almış lafazanlık, Kıbrıs için de çalıştırılmaktadır!

MESELA: Osmanlıdan kalma tutum içinde zannedilmektedir ki “fethedilen bir “yere” Türkiye’den iskâna tabi tutulacak nüfus kaydırmaları olur, söz konusu coğrafya Türklerle meskûn hale getirilirse, amaca ulaşılmış, sorun bitmiştir!

Oysa KKTC’de bu politika ile sorunun bitmediğini öğrenmek bir yana. Hem bitmeyeceğine yönelik inanç haline gelmiştir hem de yanlışı nedeniyle oluşan halk tepkisinde Türk’ü Türk’le karşı karşıya getirmiştir!

Suriye’de İrak’ta, İran’da, İsrail’de Ermenistan’da, Yunanistan’da doğru gitmeyen dış politikalar yanı sıra tutun ki Türkiye Kardak kayalıklarıyla bile kavgalı duruma düşmüştür! Kıbrıs ise 1974’de çoktan bitmiş olmasına karşın bu kavgaların halkalarından birisidir.

BOŞA GEÇEN ZAMANLAR: Ankara ile buradaki Askeri çevrelerinin de 1974’lerden beridir paylaştığı ve politika haline getirdikleri bir söylemleri vardır. “Zaman leyhimize çalışıyor, zaman içinde Rum kaybedecek biz kazanacağız…”

Bu tutumun “zaman” açısından başından beri yanlış olduğunu söylerken haklılığımız 2004’lerin Annan Planı ile ispatını çakmıştır. Kısaca o plan Rum tarafınca da kabul edilseydi, hep birlikte görüp yaşayacaktık ki “Kuzey artık bizim değildir, çünkü onu Rum’la paylaşacaktık!”

Demek ki “Devlet” falan derken günü geldikte federal sistem ahkâmlarında Rum egemenliğinin sarmalına düşmek de mümkündür. Bir başka deyişle Kıbrıs’ta tek bir “ilke etrafında gelişen politika” değil, zamana zemine göre değişen pek çok politikalar vardır ve halk bu yanar döner politikalar içinde “kararsızlıkla inanç zafiyetine” düşürülmüştür!

O HALDE İKİ AYRI DEVLET DE LAFTIR: Zaten gitgide bu iki devletlilik tezi, bir fantastik politika haline getirilmiştir! Çünkü şırınga edilen resmi politika iki ayrı devlettir ama masada görüşülen tutun ki moda ifadesiyle “gevşek federasyondur!”

O halde neden biz bu “iki ayrı devletin” Ayvaz gibi savunucusu oluyoruz? Meramımızı anlatamadığımızdan!

Çünkü “iki bölgeli, iki devletli” çözüm şeklinden sapılmış, yukarıda anlatmaya çalıştığımızca yerine zamana zemine yayılan, kırmızı çizgilerden yoksun yanar döner çözüm alternatifi konmuştur! Bu durumda elde kalan tek sağlıklı çözüm şekli iki bölgede iki devlet olmaktadır.

BUNA KARŞIN: Yine de şunu vurgulamakta yarar vardır: Bu adada iki halkın her türlü işbirliği ve yakın komşuluk ilişkilerinde yaşamalarının hem onlar hem bizim için ezeli ve ebedi bir kader olduğunu kabul ediyoruz. Bu küçük adada denizlerden öte kaçacak yeri olmayan coğrafyada bu kaderi fonksiyonel bir çözümle paylaşmak, her iki halk için de zorunluluktur.

Ancak bu zorunlu barışla ve çözümü “Ulusaların kendi kaderlerini tayin hakkında” (self determinasyonla) sağlamak gerekir ki iki halk da kendi siyasi iradelerinin vicdani huzurunda olabilsinler…

İki ayrı bölgeyi bunun için savunuyoruz. Önce halklar birbirlerini iki devlet esasında siyasi yönden kabul edip empati ile tanımalı ki özlenen barış inşa edilebilsin…

SADEDE GELELİM: Bizi okuyanlar bileceklerdir. Bugüne kadar birbiri ile çelişkili de olsalar, “Köşemizde” Kıbrıs siyasi sorunu etrafında türlü çeşitli yüzlerce yorum ve olasılıklara dayalı değerlendirmeler yayımladık. Olayları didik didik ederek yazdık. Ancak bir şeyi hiç değiştirmedik. “Kıbrıs Türk halkına en erken zamanda çözüm gereklidir…” Nitekim hâlâ tekrarlıyoruz: Artık çözüm ne zamana bırakılacak “umuttur” ne de TC’nin içimizdeki varlığının bizatihi çözüm olabildiğine yönelik düşüncedir!

Türkiye dış politikası çatlarken, Kıbrıs’ı bunun dışında tutamayız.

Dolayısıyle desek ki: Suriye, İsrail ve ötesi Arap ülkelerini adam edeceğiz diyerek dalaşa girmek yerine şu Kuzey Kıbrıs’ı kurtarıp bir çözüme ulaştırmak çok daha evlâdır?

**********

KURULTAY SONRASI

Hepimiz falcı olduk. Kahve telvelerine bakıp “Kurultayı” okuyoruz. Mesela şimdilerde Mağusa bitti, sırada Lefkoşa var. Ve telvelere bakıyoruz ki o da ne? Açık ara İrsen Küçük önde gözüküyor!

Pekala ama daha sonra ne olacak? Dün “erken seçim kaçınılmazdır” dedikti. Nasılsa kan aktı, kimse yerde bırakmaz! Küçük’ü erken seçime zorlayana kadar dayatmalarla gombinalar devam edecek!

… Bu değerlendirmeden hareketle hani yukarıda “bize çözüm gereklidir” dedikti ya. O yazımıza dönüyor ve ekliyoruz. Eğer çözüm olsaydı bu tip tatsız Kurultaylar olayları yaşanmazdı. Çünkü çoktan “devlet hiyarerşisinde kurumlaşmalar” olur, dış dünyaya açılmalar sonucunda sorumluluk ve yetkiler paylaşımı ile anlaşmalar gerçeklerinde “devlet ciddiyeti” esas alınırdı…

OYSA: Şimdi bunlardan bir tekini söylemek mümkün değildir. Ortada bizatihi devlet kademelerinde köşe başlarını tutmuş yetkili ve sorumluların hiçbir etik kurala sığmayan politika anlayışları vardır… Zorla uygulamaya çalışıyorlar. Ve maalesef tutturuyorlar da! Çünkü yönetsel yapımız buna çok müsaittir. Tüm “işlerimizi” devlet sorumluluğunda değil, “olamadığımız” için “sorumsuzluğunda” yapıyoruz. Dolayısıyle o sorumsuzluğun getirdiği sorumsuzluk içinde hesabı verilemeyecek ataklarla cesur ve pervasız davranıyoruz!

Nitekim UBP’nin öteden beridir bilinen imajıdır: “Ben yaparım olur” tutumu tüm icraatları ile devlet anlayışının “anayasası” olmuştur!

Bu kez de olan budur. İster Küçük ister Kaşif yahut Eroğlu olsun. Hepsinin de şiarı “ben yaparım olur” düşüncesiyle ifade edilmektedir… Oysa ki “olmuyor!” Bu devlete, Hocanın gölü gibi belki tutar diye devlet mayası atılıyor ama tutmuyor! Çünkü çözümsüzlüğün yarattığı kaos izin vermiyor!    

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.