1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Çözümün kıskacında KKTC dönüşümleri
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Çözümün kıskacında KKTC dönüşümleri

A+A-

Birleşmiş Milletler, güvenlik korunması konusunda çok hassas yönetmelikleri, direktifleri, kararları ve uygulamaları olan uluslararası bir siyasal bütünlüktür. Gerektiği hallerde kuvvet kullanımını da uygun gördüğü biliniyor. Fakat kuvvetin kullanılmasının devletlerin toprak bütünlüğüne, devletlerin ve halkların tehdit altında kalmasına, siyasal egemenlik ve iç işlerine zarar vermesine izin vermediği de açıktır.

1960 senesinde Kıbrıslıların gördüğü zarar gibi zararlardan bahsediyoruz aslında.

Özellikle Birleşmiş Milletlerin ilk kurulduğu dönemlerde, uluslararası güvenliğin anlamı ile, şimdiki uluslararası güvenliğin anlamı da bir birinden çok farklıdır. Teknolojideki ilerlemeler, insan hakları ve çevre konusundaki önlemler, bilimsel çalışmalardaki ilerlemeler, güvenliği sadece devletlerin güvenlik ve  çıkarlarının korunması olarak değil, aynı zamanda insanların da güvenlik ve haklarının korunması anlamına getirmektedir.

Devletlerin dahi siyasal ilişkilerdeki uluslararası rolü Birleşmiş Milletlerin ilk kurulduğu yıllardan çok daha değişik pozisyondadır.

***

Kıbrıs Cumhuriyeti, Rumların ve Türklerin ortaklıkları ile kurulu bir devlet idi. Bu devletin bütünlüğünün zarar görmesi de, Kıbrıslıların, yaşadıkları yerlerden ayrılarak, hiç tanımadıkları, bilmedikleri topraklarda yaşanmaya zorlayarak, bilmedikleri insanlarla komşuluğa alıştırılmaya zorlanmaları, Kıbrıs halkının hakettiği bir pozisyon olmadığı gibi, insan haklarına da, kültürel iklime ve çevre politikalarına da terstir.

***

Kuzey'de yeni bir cumhurbaşkanlığının ardından şimdi, Güney Kıbrıs'ta Başkan'ın değişmesi, yeni bir durgunluk, yepyeni bir hazırlık demektir. Ekiplerin değişimi, görüşmeci üslubunun değişimi derken zaman yine uçup gidecek. Bir diğer deyişle, çözüm ve barışa bizleri biraz daha geciktirecek.

Garantör Türkiye Cumhuriyeti Bakanı Egemen Bağış, çözümün süresini de, yöntemini de, içeriğini de KKTC ile GKRY'nin seçilmiş liderlerinin belirlemesi gerektiğini söylemiş. Ve ardından Kıbrıs Cumhuriyeti yeni Başkan'ına çağrısını yinelemiş. " AB üyesi ülkelerin hava yollarının Ercan Havalimanı'na inmesine izin verdiği gün, biz hava sahamızı da deniz limanlarımızı da GKRY'e ait uçaklara ve gemilere açmaya hazırız. Hodri meydan! Madem ki bir ekonomik kriz yaşanıyor, Güney Kıbrıs'ın ekonomisi açısından son derece faydalı olabileceği bu teklifi değerlendirmeye Anastasiadis'i davet ediyorum. Eğer sayın İrsen Küçük ve Eroğlu ile birlikte Türkiye'ye de gelmek isterlerse onları ağırlamaktan büyük memnuniyet duyacağımı vurguladım. Boğaz'da balıklar benden."

***

İki toplum liderlerinin kendilerinin karar vermesi gerektiğini teslim eden Bağış'ın sözleri doğru. Hem kendileri hem de bizim için çıkar sağlayabilecek bir teklif olduğu kadar, düşündürücü de...

Hem onlar karar verecek diyor, hem de müzakerecileri İstanbul'a çağırıyor. Sadece müzakerecileri değil, aslında şaşırtıcı ve düşündürücü bir biçimde, Sayın Başbakan'ı da davet ediyor.

Üstelik gerçek çözüme ulaşana kadar ara çözümler ve çözüme giden süreçteki politik adımlarda da destekçi olacaklarını hatırlatıyor.

Burada ciddi mesajlar var. Hem çok akıllıca, hem çok dış politika becerikliliği ile, hem de iç politikamız açısından yaşanması muhtemel değişikliklerde ilgili de!

Bunlar ne midir?

Onlar karar verecek ama ev sahipliğini biz yapacağız diyor Bağış. Tıpkı Sayın Erdoğan'ın dediği gibi: Kıbrıs'ın TC için arzettiğini söylediği stratejik önem, onları sadece bir garantör olmanın çok ötesine taşımaya devam edecek. Gerekirse, başka garantilerden bir adım öne çıkacak ve sürece ev sahipliği yapacaklar. Çünkü ulus bilinci çerçevesinde yaklaştıklarını iddia ettikleri konuyu, Kıbrıs adasındaki Türk ulusu mensubu kişiler için yaptıkları izlenimini vurgulayacaklar. Altını çizdikleri Türk  ulusu mensubu Kıbrıslı Türklerin geçmişte, Anadolu'dan gelen Türkler olduğuna vurgu yapacaklar.

Ben daha önce de yazdım. Türkiye Cumhuriyeti, kendi çıkarları doğrultusunda doğru bir politika izliyor. İzlediği politika ile hem dünyaya karşı kendini ifade ederken, hem de Kıbrıs konusunda kendisini lanse ederken, bir çok yönden stratejik çıkarlarını sağlaması kolaylaşacak. Fakat bunun, bizim için de aynı anlama gelip gelmeyeceğini yeterince sorgulamanın bize düştüğünü, bizim müzakerecilerimiz ve hükümetlerimiz tarafından değerlendirilmesi gerektiğini, "Anavatan'a koşulsuz güven" mantığı ile es geçiyor olma ihtimalimizi değerlendirmiyoruz gibi geliyor bana.

Öte yandan, sözlerin aklıma getirdiği diğer mesele müzakerecinin değişiyor olma ihtimalidir ki, dünden bu yana basınımızda çok yazıldı, televizyonlarımızda, radyolarımızda çok söylendi. Bunca yıldır, rahmetli Rauf Raif Denktaş'tan beridir Cumhurbaşkanlığı'nda toplanmış olan müzakerecilik yetkilerine ve etkinliklerinde, Sayın Bağış'ın bu defa Başbakan Küçük'ün de adını zikretmesi boşuna ve düşünülmeden veya alt anlam aranmadan dinlenebileceğini düşünebileceğimiz bir konu gibi gelmiyor bana.

Ve diğer mesele de, önümüze bir başkanlık sisteminin sunumu için çalışmaların inceden başlanıp başlanmadığı hakkında merakımın kabarmış olması. Öyle olduğu takdirde, haliyle şimdiki başbakanın kabine başkanı olması, başkanlık sisteminde de başkan olmasını getirecektir. Sayın Başbakan'ın böyle bir sürece hazırlanıyor olma ihtimalini akla getirmek bu nedenle bana yanlış gelmiyor. Sn Küçük'ün siyasette aktif olmaya devam edeceği bir sır değil. Onun yolunu daha da ileriye taşımaya istekli olduğu da görünür bir durum. AKP ile iyi ilişkiler içinde olduğunu da bunlara ekleyecek olursak, başkanlık sistemine geçiş sürecinde, müzakerelere ısındırılarak, Kıbrıs müzakerelerinde yetkileri elinde toplamasının istenmesi uzak görünmüyor. Değil mi?

***

Şimdi yepyeni bir süreç var önümüzde. Belli ki yeni bir dönemece, yepyeni bir anlayış ve üslupla girme ihtimalimiz de var. Bunu değerlendirmek şart.

Yine de ısrarla vurgu yaptığım bir şeyi tekrarlamadan edemeyeceğim, parça parça ve ara çözümler  Kıbrıs sorununu bir yere taşımaz. Kalıcı bir çözüm her halükarda bütünlüklü ve kapsamlı bir bakış açısı ile mümkün olabilecektir. Parça ve ara mantığı ile atılacak her adım, bugüne dek olduğu gibi iki ileri bir geri anlamına gelecektir ki, bununla Kıbrıs'ın bir yere varması mümkün görünmüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.