1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. CTP’nin sorumluluğu
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

CTP’nin sorumluluğu

A+A-

Dünden devam edecek olursak CTP’nin AKP ile imtihan edildiği bir süreçten geçtiğini söylemekle başlayalım.

Hem de son derece bıçak sırtında bir imtihan.

Ve bu imtihan sadece AKP ile değil, AKP’nin yönettiği sürecin kendisiyle de gerçekleşecek bir imtihan.

Üstelik bu imtihan için önceden çalışılacak bir test de yok. Ancak açıkça belli olan, bu sürecin kavga ve isyan üzerinden şekillenemeyeceği.

Şu andan bakıldığında AKP’nin bundan sonraki 4 yıl boyunca da tek başına iktidar koltuğunda oturacağı öngörülebilir.

Türkiye’deki siyasi yelpazeye bakıldığında, alternatif bir siyaset yaratılmasının da güç olduğu söylenebilir.

Bu durumda sadece CTP için değil, bütün siyasi aktörler için de bu temel öngörü üzerinden hareket etmek zorunluluğu vardır.

Belki bir başkanlık sisteminde Erdoğan’ın liderliğinde hedeflenen yeni Türkiye koşullarını okumak zorunluluğu vardır.

Ve muhafazakar bir siyasi partinin artık bundan sonra ideolojisine daha fazla odakladığı siyasetine ayak uydurmak kolay değil.

Daha Müslüman, daha Osmanlı, daha güçlü, daha zengin ve daha otoriter bir yapı çiziliyor, Türkiye tarafından.

Burada ise kritik olan, sol ideolojiden gelmiş, liberalizme tepkili, özgürlükçü bir siyaset ile bu ikisinin bir şekilde uyumlaştırılıp uyumlaştırılamayacağı.

Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs için çizdiği ekonomik model içinde CTP’nin hangi rolde yer alacağı ve hedeflerden vazgeçilmeyecek bu süreci yönetip yönetemeyeceği.

 Sonuçta mevcut durumun her halinden devam edemediği de ortada.

Bugün Türkiye’de aslında Kıbrıs dahil son derece akıllıca çizilen ve gelecek vizyonu ortaya koyan bir siyaset yürütülüyor. İşte önemli olan bu siyasette ortak çıkar ve kazanım noktalarını çoğaltmak için çaba ortaya koyabilmek.

Yoksa bugünden bakıldığında Kıbrıs başta olmak üzere, Türkiye’nin kendi çizdiği siyaset, Kıbrıslı Türkler özelinde neredeyse zararlı bir siyaset.

Ve son derece tehlikeli…

Bugün açıktır ki, Türkiye her şeyiyle Kıbrıs’taki çözümsüzlük koşullarına hazırdır. AB ile ilişkiler dahil, uluslararası platformdaki sıkıntıları göğüsleyebilecek durumdadır.

Peki ya biz?

Sanırım Kıbrıs Türk tarafının sadece çözümsüzlük koşullarına değil, çözüm koşullarına bile hiç hazırlıklı olmadığını ortaya koymak gerekiyor.

O yüzden de süreçler tamamen kontrol dışında şekilleniyor.

CTP’nin yumuşak karnı ise, yıllarca çözüm umudu üzerinden şekillendirdiği siyasetinin sahada çözümsüzlükte, hatta çözümde nasıl şekil bulacağı konusunda yetersiz kalmasıdır.

Bu yetersizliğin sonucunu ilk travmatik eşik olan, Annan sürecinde bizzat hükümette yaşadı.

Şimdi muhalefette başlayan bir başka kritik ve travmatik eşik düşüyor kucağına. Ve bir taraftan muhalefet koşullarını yerine getirmeye çalışırken, bir taraftan da tekrar iktidar hedefi koymak kolay değil.

Sadece çözümsüzlük koşulları değil, her kurumu ile sistemin çöktüğü, yönetimin tamamen elden çıktığı, sermayenin el değiştirdiği, ekonomik bağımlığın sağlamlaşarak ayakta durduğu bir başka süreç içindeyiz.

Ve şüphesiz ki bu süreçte sadece UBP’yi eleştirerek muhalefet yapılamayacağı gibi, sadece UBP’den iyi olacağını vaat ederek de iktidar olunamıyor.

Olunsa da bedeli ağır oluyor.

Bugün acilen yapılması gereken bütün siyasi partilerin şükran edebiyatının ötesinde karşılıklı diyalog zemininde Türkiye ile ilişkilerini yeni baştan kurgulamaktır.

Ortak çıkar noktaları geliştirip bunları çoğaltmak ve ayrı düşülen yerlerde alternatifler yaratmaktır.

Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin çıkarları çözümsüzlük durumu devam ettiği sürece ayrılıyor. Güçlü aktörler her koşuldan fayda yaratabilme alanına sahipken, çözümsüzlük koşullarında kimliksizleşip etkisizleşen, sadece Kıbrıslı Türkler oluyor.

Ve bu durum, hem sosyal hem de siyasal açıdan farklı pencereler açıyor karşımıza.

CTP bugün müzakere masasında Eroğlu’nu eleştirmenin ötesine geçemiyor. Oysa Denktaş çok daha güçlü bir siyasetçi profili olarak Annan Planı’na direnirken, süreci ve toplumu yönlendiren bir konumdaydı, CTP.

Şimdi ise, sadece masadakileri ve toplumu değil, uluslararası güçleri yönlendirmek misyonu varken Eroğlu’nun isteksizliği üzerinden muhalefet yapmak çok anlamlı olmuyor.

Zira Cumhurbaşkanı kısa süre önce artık özüne dönerek, çözümsüzlüğün ve ayrılığın ilanını yapmaya başladı.

Böylesi kritik süreçlerde siyaset üretenlerin sorumluluğu bütün bir toplumun geleceğini taşır.

CTP’nin de sorumluluğu bu kadar hayatidir.

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.